Jacob Elordi, Ridley Scott’ın biraz klişe olan distopik dramasına derinlik katıyor.
Hig (Jacob Elordi), her gün aynı rutini izliyor. Eski model uçağını yakıtla dolduruyor, terk edilmiş Erie, Colorado şehrine uçuyor ve ihtiyaçları karşılıyor. Yakıt istasyonundan daha fazla yakıt alıyor, duvarları grafitilerle kaplı ve bitki örtüsüyle neredeyse tamamen kaplanmış olan barda birkaç soda kutusu alıyor. Yerel hastaneye uğrayarak, hala yanan ışıklarla dolu olan yerde tonlarca tıbbi malzeme ve ilaç depoluyor. Ancak en önemli durağı, kapısında dev bir kırmızı X işareti bulunan eski evine gidiyor, ancak içindeki her şey hala el değmemiş durumda. Yatak odasına dönerek, orada onu sevgi ve hayatla dolu hamile eşi tarafından karşılanıyor. Ancak sonra Hig’in yalnız yatağında oturduğunu, sadece sadık köpeği Jasper’ın ona eşlik ettiğini görüyoruz; bu, distopik bir dünyada yaşanan yalnızlık anlarından biri.
Peter Heller’in 2012 tarihli “The Dog Stars” adlı romanının uyarlaması olan film, dünyanın yıkıcı bir grip salgınıyla harap olduğu bir geleceği konu alıyor. Bu salgın, sadece birkaç hayatta kalanın dünya çapında dağılmasına neden olmuş durumda. Bazıları, Hig ve huysuz hayatta kalma uzmanı oda arkadaşı Bangley (Josh Brolin) gibi, kendi kendine yeten sığınaklarda yaşamaya çalışırken, diğerleri vahşi kabileler halinde dolaşıyor. Onlar, “Amerikan Rüyası”na ulaşmış durumda; Bangley’nin alaycı bir şekilde belirttiği gibi. Ancak Hig, Bangley’nin merhametsizce öldürdüğü herkesi hedef alan bu yaşam tarzına karşı çıkıyor ve sadece hayatta kalmaktan daha fazlasını istiyor. Birçok distopik dramada sorulan o kadim soru: Sadece hayatta kalmak mı, yoksa gerçekten yaşamak mı?
“The Dog Stars”, Ridley Scott’ın ele aldığı bir konu olmasına rağmen, bu sorunun cevabını vermekten kaçınıyor.
Mark L. Smith’in senaryosunu yazdığı “The Dog Stars”, prestijli bir yapımın izlerini taşıyor; tıpkı Jacob Elordi’nin Hig karakterinin üzerinde giydiği koruyucu atkının, filmin genel havasını yansıttığı gibi. Bu, yavaş ilerleyen, içten bir karakter draması ve dünyanın sonundaki umut ışıklarını bulmaya çalışıyor. Bu, Hig ve Jasper’ın terk edilmiş Erie kalıntılarında yaptıkları uzun gezintilerde kendini gösteriyor. Bu, Hig’in yıldızları Jasper’a gösterdiği tatlı anlarda ortaya çıkıyor. Ve bu, bir trajedi dünyayı sarsınca, Hig’in Bangley ile yollarını ayırıp yıllar önce Grand Junction’dan gelen bir yardım çağrısına yanıt vermeye karar verdiği anda belirginleşiyor. Bu yolculukta, eski bir sağlık görevlisi olan Cima (Margaret Qualley) ve sert hayatta kalma uzmanı babası Pops (Guy Pearce) ile tanışıyor ve uzun zamandır aradığı insan bağını kuruyor; eğer bunu mümkün kılarsa. Ancak bu durum, “The Last of Us” dünyasında alışık olduğumuz bir durum ve filmin genel atmosferini etkiliyor. Elordi’nin içten performansı, filmi yükseltiyor; aynı zamanda filmin genel başarısını da etkiliyor. Uzun süredir devam eden bir ilişkiyi sürdüren Brolin, sert karakterine alaycı bir hava katıyor, ancak bu durum, filmin genel başarısını da etkiliyor.
Bu Gelişmeyi Toplulukta Değerlendirin
Haber hakkındaki düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi ve teknik sorularınızı topluluk üyeleriyle anlık olarak tartışın.
Bir yanıt yazın