Harvard Üniversitesi ve Oregon Üniversitesi, Eugene’den gelen bir astrofizikçi ekibi, Güney Afrika’daki MeerKAT radyo teleskobu aracılığıyla Güneş Sistemi’nden dışarıda yer alan beta Pictoris b gezegeninden doğrudan radyo sinyallerini ilk kez yakaladığını duyurdu. İnsanlık, yıldızların parlak ışığı arasında kaybolmuş olan bu uzak dünyalardan gelen sinyalleri ayırt etme konusunda yüzyıllardır mücadele ederken, ekibin bu kez hem sinyali hem de gezegenin manyetik alanının gücünü aynı anda ölçmeyi başarması, uzay fiziğinde yeni bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor.
Ulaşılan bu başarı, henüz hakemli bir dergide yayımlanmamış bir makalede detaylandırılıyor. Araştırmacılar, beta Pictoris b’nin aslında bir dış gezegen medeniyetinin bize ulaşma girişimi değil, gezegenin doğal manyetik aktivitesinin bir yansıması olduğunu açıkça vurguluyor. Yani bu radyo dalgaları, gaz devi gezegenin üzerinde yaşayan bir uygarlığın mesajı değil; doğada var olan kutup ışıkları benzeri bir olgunun kanıtı.
Yıldızın Işığı Arasında Sinyali Ayırt Etmek
Bu dünyalara yaklaşmanın kendisi zaten zorlu bir hedefken, sinyalleri onları barındıran çok daha parlak ana yıldızlardan ayırmak uzun süredir aşılması gereken bir engel olarak görüldü. Ekibin bu engeli aşmasında, kuasarların bilinen konumundan yararlanma yaklaşımı belirleyici oldu. Kuasarlar, galaksilerin merkezlerinde süpermassa kara delikler tarafından beslenen, aşırı derecede manyetize ve parlak gök cisimleri. Astronomlar, uzak nesnelerin konumunu üçgenlemekte bu cisimleri “fener” olarak kullanıyor.
Makalede yer alan açıklamaya göre araştırmacılar, 0,85 ila 3,5 GHz aralığında hızlı, tekrarlayan ve yüksek derecede dairesel polarizasyonlu patlamalar, ayrıca sürüklenmeyen kalıcı bir yayılım tespit etti. Bu frekans aralığındaki veriler, sinyalin kaynağının tam olarak ana yıldız değil, etrafında dönen gezegen olduğunu ortaya koydu.
Bu, bir dış gezegenin manyetik alan gücüne yönelik ilk doğrudan ölçümdür ve genç, kütlesiz bir dev gezegen için dinamo ölçeklemesi tahminleriyle uyumludur.
Harvard ve Oregon Üniversitesi araştırmacıları
Manyetik Alanın Gücü Hesaplandı
Doğrudan radyo yayılımını tespit etme başarısı, ekibe aynı zamanda gezegenin manyetik alanının Jüpiter’inkinden 300’den fazla kat daha güçlü olduğunu belirlemeyi da sağladı. Bu değer, beta Pictoris b’nin 2008’de keşfedildiği ve Dünya’dan 64 ışık yılı uzakta yer aldığı gerçeğiyle de örtüşüyor. Gezegen, Jüpiter kütlesinin 11 katından fazlasına sahip bir gaz devi olarak, ana yıldızı etrafında dönmek için 23 Dünya yılından daha uzun bir süreye ihtiyaç duyuyor.
Araştırmacılar, bu manyetik alanın gücünün, genç ve kütlesiz bir dev gezegen için öngörülen dinamo ölçeklemesi modelleriyle tutarlı olduğunu belirtiyor. Yani gezegenin manyetik aktivitesi, onun yaşına ve kütlesine göre beklentilerin tam olarak üzerinde değil, bilimsel modellerin işaret ettiği seyirde seyrediyor.
Uzak Dünyalara Yol Hâlâ Uzun
Bu uzak dünyaların radyo dalgalarını artık analiz edebilmekteyiz; ancak onları ziyaret etmek hâlâ uzak bir hayal olarak kalıyor. İnsan yapısı uzay araçlarının en uzağı Voyager 1, yavaş yavaş tek bir ışık-günü mesafesine yaklaşırken, “süper-Dünya” adlı bir dış gezegenin ev sahibi olduğu, Dünya’dan 4 ışık yılından daha uzağında yer alan Proxima Centauri yıldız sistemi, insanlığın ulaşabileceği en yakın komşu olarak öne çıkıyor.
Öte yandan, bu dünyalara fiziksel olarak ulaşmak için Voyager 1’in bile tek bir ışık-günü mesafesine ulaşması bile zaman alıcı bir süreç olarak tanımlanıyor. Yani keşfedilen bu sinyaller, insanlığın uzayda var olan dünyaları duyduğunun kanıtı olsa da, onlara adım atabilmek için hâlâ çok uzun bir yol geride bırakılması gerekiyor.
Bu Gelişmeyi Toplulukta Değerlendirin
Haber hakkındaki düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi ve teknik sorularınızı topluluk üyeleriyle anlık olarak tartışın.





Söz sizde.
Deneyiminizi, sorularınızı ve katkılarınızı paylaşın. E-posta adresiniz yayımlanmaz.