


Uzayın derinliklerinde, yıllardır gözlerimizin önünde durup da fark edemediğimiz dünyalar saklı olabilir. Yeni keşfedilen Beta Pictoris d, tam da bu durumun en çarpıcı örneklerinden birini sunuyor. Beta Pictoris yıldızının etrafında dönen bu yeni dünya, sistemdeki diğer gezegenlerden yaklaşık 100 kat daha sönük bir ışık yayıyor ve Dünya’dan doğrudan görüntülenen en hafif dış güneş sistemleri (exoplanets) arasında yer alıyor.
Dünyamızdan yaklaşık 63 ışık yılı uzaklıkta, Pictor takımyıldızında konumlanan Beta Pictoris yıldızı, astronomlar için uzun süredir büyüleyici bir laboratuvar görevi görüyor. Yaklaşık 1.8 Güneş kütlesine sahip ve henüz 20 milyon yaşında olan bu yıldız, çevresinde gaz ve tozdan oluşan devasa bir diskle birlikte hareket eden çok sayıda kuyruklu yıldıma benzer gövdeye ve daha önce keşfedilmiş iki dev gezegene (Beta Pictoris b ve c) ev sahipliği yapıyordu.
Sistemin bilinen üyelerinden Beta Pictoris b, yaklaşık 9 ila 13 Jüpiter kütlesine sahip olup ana yıldızını her 22 yılda bir dönerek 9.8 astronomik birim (AU) uzaklıkta dolaşıyor. Diğer büyük kardeş olan Beta Pictoris c ise 8.2 Jüpiter kütlesinde ve çok daha yakın bir yörüngede, yaklaşık 1.200 günlük bir periyotle yıldızına bağlı bulunuyor. Yeni keşfedilen Beta Pictoris d ile birlikte bu sistem, üzerinde en az üç gezegenin doğrudan görüntülendiği bilinen sadece ikinci sistem olma özelliğini kazanıyor.
Edinburgh Üniversitesi’nden astronom Dr. Ben Sutlieff, bu keşfi “tesadüfi bir başarı” olarak tanımlıyor. Ekibi aslında başlangıçta Beta Pictoris b’nin zaman içindeki değişimlerini incelemek için odaklanmışken, görüntüleri analiz ederken Beta Pictoris b’den ayrı duran ve daha önce fark edilmemiş başka bir yapıyı fark ettiler. Bu tesadüf, onları tamamen yeni bir keşif yolculuğuna çıkardı.
Keşfin derinliği, aslında bu gezegenin ne kadar “utangaç” olduğunu gözler önüne seriyor. Dr. Jayne Birkby’nin belirttiği gibi, Beta Pictoris d adeta on yılı aşkın bir süredir bizimle saklambaç oynuyordu; ancak yanındaki devasa komşusunun yarattığı ışık parıltısı altında gizleniyordu. ESO arşivindeki 11 yıllık geçmişe dayanan görüntüler incelendiğinde, bu küçük ama görkemli gaz devi aslında hep oradaydı; sadece doğru gözlemler ve teknolojik hassasiyetle “bulunmayı” bekliyordu.
Beta Pictoris d, Jüpiter veya Satürn gibi bir gaz devi olmasına rağmen, sistemdeki diğer gezegenlere kıyasla çok daha geniş bir yörüngede hareket ediyor. Jüpiter’den sadece 2.4 kat daha büyük olan bu dev, oldukça soğuk ve dolayısıyla ev sahibi yıldızına göre son derece sönük kalıyor. Bu durum onu, Dünya’dan doğrudan görüntülenen en sönük dış gezegen konumuna yerleştiriyor.
Bu çarpıcı keşif, sadece bir “yeni dünya” bulma başarısı değil; aynı zamanda uzay gözlemi tarihindeki kritik bir eşiği temsil ediyor. 1990’ların sonundan itibaren exoplanet avcılığının başlamasıyla birlikte, bilim insanleri önce gezegenlerin çekim etkilerini veya yıldızlarının önünden geçişlerini takip ederek onları tespit edebiliyorlardı. Ancak doğrudan görüntüleme teknolojisinin gelişmesiyle, bu tür “saklı” dünyaları bizzat görebilme imkanı doğdu. Beta Pictoris gibi sistemler, güneş sistemimizin erken dönemlerindeki oluşum süreçlerini anlamak için paha biçilemez birer zaman makinesi görevi görüyor.
Beta Pictoris d’nin netleşen ilk görüntüleri, ESO’nun Çok Büyük Teleskopu (VLT) üzerindeki ERIS cihazı ile elde edildi. Aynı zamanda, San Diego Üniversitesi’nden astronom Aidan Gibbs liderliğindeki bağımsız bir ekip de NASA/ESA/CSA James Webb Uzay Teleskobu kullanarak aynı gezegeni tespit etti. Dr. Gibbs, bu keşfin halihazırda büyüleyici olan bu sistem için yeni bir parça eklediğini ve gezegen sistemlerinin nasıl oluşup evrildiğini anlamamızda kritik bir rol oynadığını vurguluyor.
Bu iki büyük başarı hikayesi, Astrophysical Journal Letters dergisinde yayınlanan iki ayrı makale ile bilim dünyasına sunuldu. Beta Pictoris d’nin keşfi, gökyüzünün derinliklerinde saklı kalan sessiz devlerin, doğru teknoloji ve sabırla nasıl gün yüzüne çıkabileceğini bir kez daha kanıtladı.
Kaynak: Astronews