Duyuların Sınırlarını Eriten Bir Koku Senfonisi: Fischersund ve İzlanda’nın Büyülü Dünyası
İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te, loş bir konser salonunda havada asılı kalan bir koku dalgası… Bergamotun keskinliği iris çiçeklerinin zarafetiyle ve beyaz müskün teni ısıtan dokusuyla harmanlanıyor. Hipnotik floral formların devasa bir projeksiyon üzerinde süzüldüğü bu atmosferde, duyusal deneyimin nerede bittiğini ve sanatın nerede başladığını ayırt etmek neredeyse imkansız hale geliyor. Reykjavik Arts Festival kapsamında sunulan Fischersund’un kokulu konserinde, izleyici sadece bir melodi dinlemiyor; aynı zamanda koku ve görsel anlatının iç içe geçtiği çok katmanlı bir dünyanın parçası oluyor.




2017 yılından bu yana İzlandalı parfüm ve sanat kolektifi Fischersund, kokuyu müzik ve görsel hikaye anlatıcılığı aracılığıyla somutlaştıran özgün bir pratik inşa ediyor. Bu kolektif, aslında derin köklü bir aile meselesi: Proje; Sigur Rós grubunun öncüsü ve sanatçısı Jónsi, kız kardeşleri Sigurrós, Ingibjörg ve Lilja Birgis ile ebeveynlerinin ortak emeği. Jónsi ve kayınbiraderleri Kjartan Holm ve Sin Fang ise Fischersund’un müzikal dünyasını inşa ediyor. Kolektifin yaratıcı süreçleri, disiplinler arası sınırları reddeden bir bütünlük üzerine kurulu.

Jónsi’nin eski stüdyosunda yer alan Fischersund mağazasını ziyaret ettiğimde Lilja, “Bizim için bir parfüm yaratmak, sanat üretmekle eşdeğer,” dedi. “Bir konsepte tamamen odaklanıyor ve onu birlikte geliştiriyoruz. Bir fikir müziği tetikliyor, müzik bir şiiri doğuruyor; her şey birbirini besliyor.” Bu yaklaşım, 20. yüzyıl başındaki avangart hareketlerin sanatı tek bir disipline hapsetmek yerine, duyuların sınırlarını ortadan kaldırarak “bütünsel sanat” (Gesamtkunstwerk) arayışını anımsatıyor.
Kolektifin İzlanda yaratıcı sahnesindeki ağırlığı o kadar belirginleşti ki, Reykjavik Arts Festival tarafından etkinlik için özel bir koku tasarlamaları istendi. Fischersund’un diğer eserlerinde olduğu gibi, “No. 101” adlı bu parfüre de yerel doğa ve manzaralardan ilham alındı; kutup anjelikası, kekik otu ve siyah frenk üzümü bir araya getirildi. Lilja, genellikle göz ardı edilen veya istenmeyen bu bitkilere “hayranlık duyulacak bir platform sunmak” istediklerini belirtti.

Hafif, nemli ve hafif buruk bir dokuya sahip olan bu koku, Reykjavik şehir merkezindeki sisli bir sera enstalasyonunda yayıldı; zemin ise kurumuş otlarla kaplıydı. Fischersund’un karakteristik üslubuna uygun olarak, parfüme duyuları harekete geçiren etkileyici bir şiir eşlik etti: “Sorrel ve yabani çiçekleri çıkaran parmaklar… Unutulmuş bir trambolinde yeni yağmış kar. Çıplak dallardan tek tek düşen siyah frenk üzümleri.”
Tek Bir Burunla Başlayan Yolculuk
Büyük hedefleri olan bu kolektif, aslında Jónsi’nin bireysel tutkusuyla başladı. Kendi kendini yetiştirmiş bir parfümör olan Jónsi, yıllarca koku sanatıyla deneyler yaptı; hatta bazen sadece zihnini odaklamak için parfümleri kullandı. Lilja’nın teşvikiyle bu üretimleri dünyaya açmaya karar verdi ve 100 farklı seçenek arasından “No. 23″ü seçti. Bu parfüm, Jónsi’nin İzlandalı kimliğine ve babasının garajında çalışırken biriktirdiği anılara dayanıyor; anason tohumlarının dumanlı notaları, İzlanda Sitka çamı ve hafif bir tütün dokunuşu bu geçmişi bugüne taşıyor.

Fischersund bugün, “No. 8″in taze