Poppy Jones: Günlük Hayatın “Neredeyse Sürreal” Yüzü
Poppy Jones, yılın en çok aranan sanatçılarından biri ve Artnet’in son yayınlanan Intelligence Report’unda yer alıyor.
İngiliz sanatçı Poppy Jones, ilk çocuk sahibi olma döneminde, sıradan ev yaşamının “neredeyse sürreal” bir nitelik taşıdığını fark etti. Diğer tüm projelerini rafa kaldırarak, bu hissi tuvale yansıtmaya başladı ve eşsiz natürmortlar yarattı.
“Günlük hayatın içindeki o anları yakalamayı seviyorum; çünkü o anlar genellikle içsel bir durumu temsil ediyor,” diyen Jones, Güney İngiltere’nin kıyı şeridinde yer alan Eastbourne kasabasındaki atölyesine yapılan son ziyarette, modernist İtalyan film yönetmeni Michelangelo Antonioni ve kadın sürrealist sanatçılar Eileen Agar gibi isimlerden ilham aldığını belirtti.
Çiçekler, bir bardak su veya fermuarlı bir ceket gibi görünürdeki basit tasvirlerin arkasında yatan karmaşıklık dikkat çekici. Bu görüntüler, fotoğrafik olarak yakalanan ve tek baskı teknikleriyle farklı malzemelere (ipek veya süet gibi) aktarılan kompozisyonlardır. Daha sonra suluboya ile geliştirilen bu “yerinden edilmiş” görüntüler, malzemenin üzerinde adeta bir film şeridi gibi duruyor. Jones için bu süreç, görüntü oluşturmanın özünde yatan gizemi yakalamanın bir yolunu sunuyor.

Bu yaklaşım, aslında antik Mısır sanatında da görülebilir; örneğin, duvar resimlerinde kullanılan perspektif ve renklerin kullanımı, aynı zamanda belirli bir duyguyu veya hikayeyi aktarmak için kullanılmıştır. Tıpkı Jones’un natürmortlarında olduğu gibi, bu detaylar sadece estetik değil, aynı zamanda anlam taşıyor.
“Dijital teknolojinin getirdiği dünyada, pek çok görüntünün gerçek olup olmadığını anlamakta zorlanıyoruz,” diye ekledi. “Bu nedenle, kendi eserlerimle bu belirsizliği ifade etmeye çalışıyorum.”
Bu belirsizlik, Jones’un natürmort resimlerinin neden bu kadar geniş bir yankı bulduğunun bir açıklaması olabilir. Jones’un eserleri, beklenmedik bir kesişimde yer alıyor: Bu mütevazı resimler, ciddi bir talep görüyor. Artnet News’in en son Intelligence Report‘unda belirtildiği gibi, son bir yılda Jones’a olan koleksiyoncu ilgisi önemli ölçüde arttı ve adı, “Sıfırdan Kahramana” listesine dahil edildi. Bu liste, Artnet Fiyat Veritabanımızdaki arama sayılarında büyük artış gösteren sanatçıları belirliyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında New York’taki Phillips açık artırma evindeki ilk katılımında, süet üzerine yapılan bir natürmort resim olan Hours (2022), başlangıç fiyatının neredeyse üç katını aşarak 48.260 dolara (alıcı ücretleri dahil) satıldı. Şu anda, Londra’daki Phillips tarafından geçtiğimiz sonbaharda satışa sunulan Shell (2022) adlı eseri, Artnet’in Fiyat Veritabanına göre 60.000 doların hemen üzerinde bir rekor fiyata sahip.
İlk olarak Instagram‘da dikkat çeken Jones, Londra’daki South Parade galerisinin ilgisini çekti ve natürmort resimleri burada ilk kez 2021 yılında sergilendi. Daha sonra Zürih’teki Mai 36 ve Londra’nın popüler galerilerinden Herald St ile anlaşılan Jones, aynı zamanda Los Angeles’taki Mrs. Gallery (2022), Overduin and Co (2023 ve 2025) gibi galerilerde düzenli olarak kişisel sergiler açtı. Bu durum, aslında Antik Roma döneminde natürmort resimlerin popülerliği konusunda da bize bir fikir veriyor. Örneğin, Pompei’deki evlerde bulunan duvar resimleri arasında, meyve, sebze ve diğer nesnelerin tasvir edildiği birçok örnek bulunmaktadır. Bu resimler, o dönemin insanların günlük yaşamına ve estetik anlayışlarına ışık tutmaktadır.

İngiltere’nin Chichester kentindeki Pallant House‘da 2024 yılında düzenlenen “The Shape of Things: Still Life in Britain” adlı grup sergisiyle başlayan Jones’un çalışmaları, bu yıl Mart ayında açılan ilk kişisel sergisi olan “Frozen Sun” ile Towner Eastbourne‘de izleyiciyle buluştu. Önümüzdeki ay ise Cambridge’daki Kettle’s Yard‘da düzenlenecek olan “Handpicked: Painting Flowers from 1900 to Today” adlı grup sergisinde de yer alacak.
Jones’un eserleri, özellikle açık artırmalarda büyük ilgi gören ve üzerine kadife üzerine yakın çekim olarak giysileri resmettiği çalışmalarıyla tanınan Issy Wood gibi önemli sanatçıların yanında sergileniyor. Ayrıca, kullanılan dokusal efektler, günümüzde çok talep gören ve şeffaf şişeler ve parıltılı kadehler gibi objeleri kullanarak gizemli atmosferler yaratan Louise Giovanelli‘nin çalışmalarını da akla getiriyor. 2026 yılında katacağınız herhangi bir çağdaş sanat fuarında, muhtemelen çok yakında sinematik bir natürmort eseriyle karşılaşacaksınız.
Jones için natürmort resimlere yönelme, aslında bir zorunluluktan doğdu. 2020’deki karantina döneminde, küçük çocuğuna tam zamanlı bakmakla yükümlü olan sanatçı, daha önce kullandığı yüksek teknolojili baskı ekipmanlarına erişimi olmadığı için ilk başta zorlandı ve yoğun kolaj çalışmaları yapmaktaydı. Ancak, o sırada “kaybetmekten başka bir şeyim yok” diyerek sanata farklı materyallerle başlamanın özgürleştirici etkisini keşfetti. Bu durum, aslında Rönesans döneminde İtalyan sanatçıların, savaşlar veya siyasi karışıklıklar nedeniyle malzemelere erişimi kısıtlandığında daha sade ve minimalist eserler yaratmalarına benzer bir süreçtir.
Antik Süet Monttan İlham Alan Sanatçı
Jones, baskı yapma konusunda oldukça zahmetli ve zaman alıcı bir yöntem geliştirmişti; bu yöntem, on yılı aşkın süredir çeşitli bilinmeyen teknikleri titizlikle inceleyerek edindiği bir bilgi birikiminin ürünüydü. 2015 yılında, Londra’daki Royal College of Art‘taki yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra, sürrealistlerin efsanevi destekçisi Edward Jones‘un eski malikanesinde yer alan West Dean College‘de bir sanatçı ikamet programına katıldı. Orada, Jones, onun koleksiyonuna derinlemesine dalmış ve okulun biraz tuhaf müfredatıyla tanışmıştır; bu müfredat, geleneksel el sanatlarına odaklanmaktadır.

Taş litografi adı verilen eski bir baskı yöntemini denemeye başladığında, Jones, sürecin kendisinin bir tür “ritüel” gibi olduğunu ve ona “büyülü” geldiğini fark etti. Nasıl olur da, belirli adımların izlenmesiyle, bir görüntünün ortaya çıkmasını sağlayabilirdi? Bu süreçte, antik Mısır’daki ressamların freskleri oluştururken kullandıkları tekniklere benzer bir yaklaşımla, doğal pigmentler ve bağlayıcılar kullanarak renklerin katmanlarını uyguladığını hayal ediyordu.
Ancak, pandemi nedeniyle getirilen kısıtlamalarla birlikte, Jones, “teknik detayların içine çok fazla gömüldüğünü” fark etti. Radikal bir şekilde sadeleştirilmiş bir yaklaşım, önceki tarzından tamamen farklı bir dönemi başlattı; bu tarz, aşırı karmaşıklaşmış ve ticari veya kurumsal ilgi görmek konusunda başarısız olmuştu.
Gerçek ilham, 1930’lerden kalma, yıpranmaya başlayan sevdiği eski bir süet monttan geldi. Jones, bu parçayı stüdyosundaki bir alüminyum çerçeveye yerleştirdi ve aylarca onu inceledi. “Metaldeki zamansızlığın, o kadar çok iz ve tarihe sahip olan süetle yarattığı kontrastı çok sevdim” dedi. “Uzun zamandır, kendi başına bir obje olacak bir şey yaratmak istiyordum.” Bu durum, 17. yüzyılda Hollandalı ressamların portrelerde kullandıkları karmaşık kumaş detaylarını yakalamaya çalıştıkları gibi, malzemelerin dokusal zenginliğini vurgulamak için benzersiz bir fırsat sunuyordu.
Sanatçının İlham Kaynağı ve Yaratım Süreci
İlham, beklenmedik bir anda geldi. Daha önce kağıt üzerinde çalışan Jones, aynı kumaşın parçalarına bir süet ceket görselini basmaya karar verdi. Bu tuhaf “çiftleme” tekniği, illüzyonu gerçek bir nesneyle birleştirerek hem “ölümsüzleştiren” hem de aynı zamanda “yok eden” bir etki yaratıyordu. Jones, bu aynı hileyi bir ipek gömlekle de uyguladı ve o zamandan beri çekmecelerini kumaş parçaları ve uygun fiyatlı eBay ürünleriyle doldurmaya başladı. Bu malzemeler, Jones’un aile evinin bodrum katındaki, aksi takdirde sade olan atölyesinin duvarlarını süslüyor; bu atolyenin en dikkat çekici unsuru ise sanatçının baskı makinesi.

Jones’un Towner Eastbourne’daki ilk kişisel sergisinde, daha önceki siyah beyaz eserlerin yanı sıra, daha doğal renk tonlarına sahip yeni çalışmalar da yer alıyor. “Donmuş Güneş” adlı serginin oksimoronik başlığı, eserleri aydınlatan soğuk doğal ışığa gönderme yaparken, aynı zamanda doğaüstü bir kökene de işaret ediyor. Bu “kalıntılar” nereden geliyor? Jones, izleyiciyi merak içinde bırakıyor.
Bu sergi, sanatçının yaratıcı sürecine dair ipuçları sunarken, antik çağlarda da benzer tekniklerin kullanıldığına dair düşüncelere yol açabiliyor. Örneğin, Roma döneminde fresk ressamları, pigmentleri bağlayarak duvarlara uygularken, bazen de farklı katmanlar kullanarak derinlik ve boyut illüzyonları yaratıyorlardı. Bu teknikler, günümüz sanatının kökenlerine ışık tutuyor.
“Frozen Sun” sergisi, 31 Mayıs’a kadar Towner Eastbourne’da ziyarete açık. “Handpicked: Painting Flowers from 1900 to Today” sergisi ise 25 Nisan’dan 6 Eylül’e kadar Kettle’s Yard, Cambridge’de ziyaret edilebilecek.
Kaynak: Artnet News