Amazon bölgesindeki yerli topluluklar nesiller boyunca bulundukları çevredeki bitkiler hakkında olağanüstü bir bilgi birikimi oluşturmuşlardır.
Ancak iklim değişikliği ve yok olan diller, bu bilginin büyük bir kısmının kaybolmasına neden olma tehdidi oluşturmaktadır.
Yeni bir araştırmaya göre, Amazon toplulukları yaklaşık 5.800 yerli bitki türünü yiyecek, ilaç, inşa malzemeleri ve kültürel uygulamalar için kullanmaktadır. Bu durum, bölgedeki en tehlikeli dillerden herhangi biri yok olursa, bu kolektif bitki bilgisi birikiminin yaklaşık dörtte birinin de ortadan kalkabileceği anlamına gelmektedir.
Yüzyıllardır Biriken Bitki Bilgisi
Amazon, yüzyıllardır bitki araştırmacılarına ve doğa bilimcilerine ev sahipliği yapmıştır. Antropologlar, bu bölgeyi halkının orman hakkındaki derin bilgileri nedeniyle “yaşayan bir kütüphane” olarak tanımlamıştır. Bu dağınık bilgiyi tek bir kapsamlı kayda dönüştürmek, İsviçre Üniversitesi’nde (University of Zurich) görevli botanikçi Rodrigo Cámara-Leret ve meslektaşlarının göreviydi.
Ekip, 1504 ile 2023 yılları arasında yayınlanan 700 kaynaktan elde edilen 90.000’den fazla raporu topladı. Bu veriler, Amazon havzasının her ülkesini kapsamakta ve beş yüzyılı aşkın bir zaman dilimini içermektedir.
Amazon halkı en az 5.796 yerli bitki türünü kullanmaktadır. Bu sayı, bölgedeki bilinen tohumlu bitkilerin yaklaşık üçte biri ve önceki araştırmalardaki sayının neredeyse iki katıdır.
Bitki Bilgisi Sadece İlaçlarla Sınırlı Değil
Palmiye ağaçları bu kayıtlarda önemli bir yer tutmaktadır. En sık bahsedilen beş türün tamamı palmiye ağacıdır. Bunların arasında, binlerce yıldır insanların besin kaynağı olan “peach palm” ve şehirlerdeki pazarlarda sıklıkla bulunan “açaí” bulunur.
Palmiye ağaçları, Amazon havzasındaki günlük yaşamın merkezinde yer almaya devam etmektedir. Bu ağaçlar, yiyecek, lif ve inşa malzemeleri sağlamaktadır.
Araştırmalar genellikle şifalı bitkilere odaklanmıştır. Şifalı bitkilerle ilgili raporların sayısı, yemek olarak kullanılan bitkilerle ilgili raporların neredeyse üç katıdır.
Yerli topluluklar, bu bilgilerin çoğunu elinde bulundurmakta ve bitki türleri hakkında, kendi kültürlerine ait olmayan komşularından dört kat daha fazla faydalı bilgiye sahip olduklarını belirtmektedir.
Bu kültürlerin bilgiyi nasıl yapılandırdığını anlamak için, araştırmacı ekibi, her bir kültürün bitkisel bilgilerini, türleri çeşitli kullanımlarıyla birbirine bağlayan bir ağ olarak haritalayan önceki bir çalışmaya dayanmıştır.
Faydalı Bitkiler Daha Fazla Kayıp Riskiyle Karşı Karşıya
Araştırmacılar, hangi bitkilere insanların güvendiğini belirledikten sonra, iklim değişikliğinin bu bitkilerin dağılımını nasıl etkileyebileceğini araştırmaya karar verdiler.
Patrick Roehrdanz, modelleme çalışmalarını yürütmüştür.
Roehrdanz, 2060’tan 2080’e kadar olan on yıllar için üç farklı iklim senaryosu altında, 8.000’den fazla bitki türünün mevcut ve olası gelecekteki dağılımını haritaladı ve her bir türün hangi bölgelerde hayatta kalabileceğini tahmin etti.
Tutarlı bir örüntü ortaya çıktı: İnsanların kullandığı bitkiler, herhangi bir kayıtlı kullanımın olmadığı bitkilere göre daha fazla alan kaybedecek. Bu durum, iklim değişikliğinin kültürel değere sahip olan türler üzerinde en büyük etkiyi yarattığını gösteriyor.
Tek bir kültürün bulunduğu bölgede bile, bu kayıplar birikerek toplulukların 2080 yılına kadar yerel olarak kullanışlı bitkilerinin %28 ila %34’ünün ortadan kalkmasına neden olabilir. Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yaşanan kıtlıklar ve ekonomik sıkıntılarla paralellikler göstermektedir. O dönemde de tarım arazilerinin azalması ve iklim değişiklikleri nedeniyle gıda üretimi düşmüş, bu da toplumsal huzursuzluğa yol açmıştır.
İlaç, Gıda ve Gelire Yönelik Tehditler
Amazon toplulukları ayrıca, bitkilerin sağladığı faydaların %18 ila %23’ünü kaybedebilirler. Bu kayıplar arasında gıda, ilaç ve inşa malzemeleri gibi temel ihtiyaçlar yer almaktadır.
İlaç yapımında kullanılan türlerin özellikle savunmasız olduğu görülmektedir. Bu durumun etkileri zaten hissedilmeye başlanmıştır.
2024 yılında yaşanan şiddetli kuraklık, bir sonraki yılın ürün verimini tüm havzada düşürmüş, fiyatları yükseltmiş ve bu ürüne bağımlı olan toplulukların gıda ve gelir kaynaklarını sıkıştırmıştır. Bu durum, 1930’larda yaşanan Büyük Buhran döneminde tarım sektörünün yaşadığı çöküşe benzer bir etki yaratmıştır.
Ayrı araştırmalar, Amazon’un kuraklık, yangın ve ormanların temizlenmesi gibi faktörlerin etkisiyle daha kuru savanlara dönüşme noktasına yaklaştığını göstermektedir. Aynı baskılar, şimdi de bu ormanlarla ilişkili olan insan bilgisini tehdit etmektedir.

Değiştirilemez Bitki Bilgisi
Bitkiler hikayenin sadece bir parçası. İnsanların bildiği pek çok şey belirli bir dille bağlantılı ve bu diller, bitkilerin kaybolmasından bile daha hızlı bir şekilde yok oluyor.
Kayıtlarda yer alan yaklaşık 156 canlı dilin yarısından fazlası tehdit altında kabul ediliyor.
Çünkü bitki bilgisi genellikle sadece bir dilde mevcut, bu nedenle tehlike altındaki dillerin kaybolması, bölgenin toplam bilgi birikimini yaklaşık dörtte biri oranında azaltabilir. Bu, bir dilin sahip olduğu bilginin, o dili konuşan son kişiyle birlikte yok olduğunu varsayar.
Tehdit altında olan diğer dilleri de dikkate alındığında, bu oran üçte ikiye kadar yükselebilir.
Bu bilginin büyük bir kısmı sadece geçtiğimiz yüzyılda belgelendi; bu da bilginin hala kullanımda olduğunu, geçmişe ait basit bir kayıt olmadığını gösteriyor.
Bitki ve dil kaybı birbirine bağlanıyor
Bu grup daha önce de dil kaybının ve bilgi kaybının birlikte ilerlediğini göstermişti.
Daha önceki bir araştırmada, bölge ve komşu bölgelerdeki çoğu tıbbi bilginin tek bir dilde bulunduğunun ortaya çıktığını, aynı bilgiyi elinde bulunduran başka bir topluluğun olmadığını tespit etmişlerdi. Bu durum, o dili konuşanların yok olması halinde bu bilginin de kaybolacağı anlamına geliyordu.
Ancak şimdiye kadar kimse ekolojik ve dilsel verileri bir araya getirerek, tüm havzayı kapsayan tehditleri aynı anda ölçmemişti.
Böyle bir analiz yapıldığında, bu iki gücün basitçe birbirini tamamlamadığı, aksine örtüştüğü ortaya çıktı. Bu durum, aynı kültürlerin ve aynı bitkilerin her ikisinin de etkilenmesi anlamına geliyor; yani bir topluluk, hem bir bitkiyi hem de onu kullanma yöntemleriyle ilgili kelimeleri aynı nesilde kaybedebilir.
Doğayı ve bilgiyi birlikte korumak
Öne çıkan bir sonuç var: Amazon’un bitki bilgisi iki tehditle aynı anda karşı karşıya. İklim değişikliği, faydalı türleri ulaşılabilir olmaktan çıkarırken, dil kaybı ise bu bitkilerin ne işe yaradığına dair hafızayı yok edebilir.
Bu tehditlerden hiçbiri daha önce bu ölçekte ölçülmemişti.
Tarih boyunca, farklı kültürler ve coğrafyalar, dilin ve bilginin korunması konusunda benzer zorluklarla karşılaşmıştır. Örneğin, Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte birçok yerel dil ve geleneksel bilgi birikimi kaybolmuştur. Benzer şekilde, Avrupa sömürgeciliği sırasında, birçok yerli toplumun dili ve kültürü sistematik olarak bastırılmış ve bu da benzersiz bitki bilgisi gibi önemli kültürel mirasın kaybına yol açmıştır.
Bu olumsuz gidişatı değiştirmek amacıyla, araştırma ekibi, 76.000’den fazla raporun tamamını, bu bilgiyi canlı tutmak için çalışan bilim insanları, hükümetler ve yerli topluluklar için açık bir veri seti olarak yayınladı.
Yazarlar, bu bilginin büyük çoğunluğunun tek bir kültür tarafından elinde bulundurulduğunu belirtiyor ve ormanların korunması ile dillerin desteklenmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Dünyanın kaybedebileceği şeyler
Bu durumun önemi sadece bölgeyle sınırlı değil. Amazon ormanlarının bitkileri, dünya için temel gıda maddeleri sağlamış ve binlerce tür hala yeterince araştırılmamıştır. Her kaybolan dil, kimsenin yazmadığı bir tedavi veya ürün hakkında bilgi taşıyabilir.
Bu ormanlar şu anda bu bilgiyi hala barındırıyor. Bu bilginin gelecek yüzyılda da korunup korunmayacağı, dünyanın iklim değişikliğini ne kadar hızlı yavaşlatabileceğine ve bu topluluklara ve dillerine ne kadar destek sağlanacağına bağlı.
Bu çalışma , adlı dergide yayınlanmıştır.
Bizi uygulamasında, ve Earth.com tarafından sunulan ücretsiz bir uygulama olarak bulabilirsiniz.
Tarihsel bir perspektiften bakıldığında, Amazon ormanlarının korunması ve yerli dillerin desteklenmesi ihtiyacı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki çok kültürlü yapısının korunmasına benzer. Osmanlı, farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşamasına izin vererek kültürel zenginliği artırmış ve bu çeşitlilik imparatorluğun gücünü desteklemiştir. Ancak, bu yapıların ihmal edilmesi veya baskı altına alınması, imparatorluğun çöküşüne katkıda bulunmuştur. Benzer şekilde, Amazon ormanlarının ve yerli dillerin korunmaması, sadece biyolojik çeşitliliği değil, aynı zamanda insanlığın sahip olabileceği eşsiz bilgileri de kaybetmemize neden olabilir.
Kaynak: Earth