Antik Mısır Prenseslerinin Ok ve Kılıç Kullanma Alışkanlıkları Hakkında Yeni Bulgular

Prenses Ita ile birlikte gömülen bıçak, şu anda Mısır Müzesi’nde sergileniyor.
Yeni bir araştırmaya göre, antik Mısır’da yaşamış ve ok, yay ve kılıçlarla birlikte defnedilmiş bazı prenseslerin, hayatları boyunca bu silahları kullanmış olmaları mümkündür. Belki de avlanırken veya okçuluk alıştırmaları yaparken bu silahlara ihtiyaç duymuş olabilirler.
Araştırmacılar, Mısır’ın Orta Krallığı döneminde yaşamış altı kraliyet ailesi üyesinin kalıntılarını incelediler. Kemiklerdeki kas bağlantı noktalarının analiz edilmesi sonucunda, bazı belirgin alanların tekrarlayan aktiviteler olan okçuluk ve silah kullanımıyla ilişkili olabileceği düşünülmektedir.
“Kraliyet ailesinin üyeleri, özellikle kadınlar, okçuluk ve avcılık gibi beceri gerektiren ve fiziksel olarak zorlayıcı aktivitelere aktif olarak katılıyorlardı,” diyen araştırmanın ilk yazarı, Mısır’daki Beni-Suef Üniversitesi’nden arkeolog Zeinab Hashesh, bir açıklamada bulundu.
Cuma günü (17 Temmuz) yayınlanan ve Frontiers in Environmental Archaeology dergisinde yer alan bu bulgu, kadınların mezarlarında bulunan silahların çoğunlukla törensel amaçlı olduğu varsayımını sorgulamaktadır. Ayrıca, kraliyet ailesindeki kadınların sağlığı ve fiziksel aktiviteleri hakkında yeni bilgiler sunabilir.
Ancak, araştırmaya katılmayan bazı biyolojik arkeologlar, Live Science’a yaptıkları açıklamalarda, iskelet değişikliklerinin belirli bir aktiviteyi güvenilir bir şekilde gösteremeyeceğini belirtmişlerdir. Yaş, vücut büyüklüğü, genetik faktörler ve diğer tekrarlayan hareketlerin de benzer sonuçlara yol açabileceğini ifade etmişlerdir.
Bu bulgular, antik Mısır’daki kadınların rolü hakkındaki anlayışımıza yeni bir boyut katmaktadır. Örneğin, Çin Han hanedanlığı döneminde (MÖ 206 – MS 220), bazı kadınların at biniciliği ve okçuluk gibi becerilere sahip olduklarına dair arkeolojik kanıtlar bulunmaktadır. Bu durum, Mısır’daki prenseslerin ok ve kılıç kullanma alışkanlıkları ile paralellik göstermektedir.
Gizli Kraliyet Mezarları, Mısır Müzesi’nde Yeniden Keşfedildi

Fransız arkeolog Jacques de Morgan, 1890’larda bu önemli kraliyet mezarlarını gün ışığına çıkardı.
1890’lı yıllarda, Fransız arkeolog Jacques de Morgan, firavunlar Amenemhat II ve Amenemhat III’ün mezarlarının yakınındaki bir alanda kazılar gerçekleştirdi. Bu kazılardan elde edilen çeşitli kraliyet mensuplarına ait kalıntılar daha sonra Kahire Müzesi’nde saklandı.
Bu kalıntılar onlarca yıl boyunca unutuldu. Ancak 2020 yılında, müze çalışanları, müze envanter projesi sırasında bu kemikleri yeniden keşfettiler. Bu koleksiyon arasında King Hor, Prenses Ita, Khenmet, Itaweret ve Noub-Hotep’in yanı sıra, Prenses Sathathormeryt (veya Sithathoriunet olarak da bilinir) olabilecek kimliği belirsiz bir kadın yer alıyordu. Bu kadınlardan dördünün, firavun Amenemhat II‘nin kızları olduğuna inanılıyor.
Bu keşif, Mısır’ın antik dönemlerine ışık tutarken, aynı zamanda arkeoloji dünyasında da heyecan uyandırdı. Örneğin, 1922 yılında Howard Carter tarafından Tutankhamun’un mezarının bulunması gibi, bu yeni bulgular da geçmişe açılan önemli bir kapıdır.
Get the world’s most fascinating discoveries delivered straight to your inbox.
Gizemli İskandinav Prensesinin Yaşamına Işık Tutan Arkeolojik Bulgular
İngiltere’deki Southampton Üniversitesi’nde görevli ve araştırmayla doğrudan ilgisi olmayan bioarkeolog Sonia Zakrzewski, Live Science’a yaptığı açıklamada, iskeletlerin kimliklerinin 19. yüzyıla ait etiketlere dayanması nedeniyle, bu etiketlerin ne kadar güvenilir olduğuna dair kesin bir yargıya varmanın mümkün olmadığını belirtti. İskeletlerin çoğunun kafatası kısmı eksikti ve her bir iskeletin yalnızca yaklaşık %22 ila %58’i korunmuş durumdaydı. Yumuşak dokuları büyük ölçüde toza dönüşmüştü, ancak kalan kemikler ekibe cinsiyet tahmini yapma, yaş belirleme ve yaralanmalar, hastalıklar ile fiziksel aktivite belirtileri arama imkanı sağladı.

Araştırmacılar, X-ray taramaları ve farklı malzemeleri tanımlamaya yardımcı olabilen özel kızılötesi spektroskopi tekniklerini kullanarak, kasların, tendonların ve bağların kemiklere tutunduğu yerler olan entezleri incelediler. Tekrarlayan kas kullanımı, bu bağlantı noktalarının büyümesine veya belirginleşmesine neden olabilir; ancak, benzer sonuçlar üretebilecek başka süreçlerin de varlığı unutulmamalıdır. Bu durum, antik Mısır’da sıklıkla karşılaşılan bir durumdur ve bazı firavunların ve soyluların kas iskelet sistemlerindeki aşırı yüklenmeleri, günümüz arkeologları tarafından dikkatle incelenmektedir.
28 ila 34 yaşları arasında hayatını kaybeden Prenses Ita’nın, sağ omuzunda, kolunda ve elinde belirgin bağlantı noktaları tespit edildi. Ekip, bu değişikliklerin tekrarlayan kavrama ve silah kullanımıyla ilişkili olabileceğini öne sürdü; bu durum, mezarında bulunan süslü bıçağın kullanılmasıyla ilgili olabilir.
Antik Mısır’da Bulunan Kraliyet Cenazelerinin İskeletleri Hakkında Yeni Bulgular
Mısır’ın antik dönemlerine ait kraliyet cenazelerinden elde edilen iskeletlerin incelenmesi, bu kişilerin yaşam tarzları ve alışkanlıkları hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Özellikle, bazı bireylerin kemiklerinde gözlemlenen belirgin özellikler, okçuluk gibi aktivitelerle ilişkili olabilir.
Prenses Noub-Hotep, 40’lerinin başında hayatını kaybetmiş olup, ön kollarında ve sağ elinde belirgin kas bağlantı noktalarına sahipti. De Morgan, 1896 tarihli American Anthropologist dergisindeki bir yayında, prensesin mezarında “şaşırtıcı derecede iyi korunmuş okların” bulunduğunu belirtmiştir.
Benzer şekilde, Prenses Itaweret’in omuz ve göğüs bölgesinde güçlü kas bağlantı noktaları bulunurken, Khenmet’in kollarında ve omuzlarında belirgin özellikler gözlemlenmiştir. Kral Hor’un da vücudunun sol ve sağ taraflarındaki kas bağlantıları arasında farklılıklar mevcuttu.
Araştırmacılar, bu kalıpların, bir yay telini gererken yapılan hareketlerle ilişkili olabileceğini savunmaktadırlar – bu süreç, üst vücudun sol ve sağ tarafında kas asimetrileri oluşturabilir. Ayrıca, bu kas yapıları, hançerler veya savaş çekicileri gibi nesneleri tutmaktan kaynaklanmış olabilir ve mezarlarda bulunan silahların sadece sembolik olmadığını düşündürmektedir. Bu durum, Mısır’ın erken dönemlerinde, kralların hem avcılık yapabildikleri gibi sosyal etkinliklere katıldıklarını, aynı zamanda da askeri güce sahip olduklarını gösteren bir kanıt olabilir.
Zakrzewski, bu bireylerin kemiklerindeki belirgin bağlantı noktalarına rağmen, kraliyet ailesinin okçuluk veya başka bir aktivite yoluyla kaslarını geliştirdiği konusunda kesin bir şey söylemenin mümkün olmadığını belirtmiştir. Bu durum, Mısır’ın antik dönemlerinde, kralların sadece dini ve ritüel faaliyetlere değil, aynı zamanda fiziksel aktivitelere de dahil olduklarını gösteren bir kanıt olabilir.
Kemiklerdeki yapılar, “belirli kasların tekrar tekrar kullanıldığını” göstermekle birlikte, bu kullanımın gerçek nedeninin belirsiz olduğunu ifade etmiştir. Bu nedenle, bu iskelet değişikliklerinin mutlaka silah kullanımıyla ilişkili olduğu söylenemez, özellikle de araştırmacılar, Nil Vadisi’nden veya başka yerlerden elde edilen karşılaştırma gruplarını incelememiştir.


Dashur Piramidi’nin eski bir fotoğrafı; kraliyet ailesine ait kişilerin burada bulunduğu tespit edilmiştir.
Gizemli Mısır Prenseslerinin Okçuluk Yeteneği Hakkında Yeni Bulgular
Mısır’ın antik dönemlerine ait yeni bir araştırma, Khenmet ve Noub-Hotep adlı iki prensesin iskeletlerinde tespit edilen özelliklerin, okçuluk gibi aktivitelerle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Zakrzewski, bu eserlerin neden mezarlara konulduğu konusunda kesin bir açıklama olmadığını belirtirken, “Belki de bunlar, merhumlarla ilişkili kişilerin kullanması için oradaydı” dedi.
İtalya’daki Torino Üniversitesi’nde biyolojik antropoloji alanında uzman olan ve bu çalışmaya katılmayan Scott Haddow, iskeletlerde gözlemlenen bazı değişikliklerin her iki tarafta da mevcut olduğunu vurguladı. Haddow, “Okçuluk oldukça asimetrik bir aktivitedir; bazı kemiklerde genel olarak çift taraflı sağlamlık bulunması (diğer kemiklerde belirli bir asimetri gözlemlenmesine rağmen) bu kişilerin okçulukla uğraştığına dair güçlü bir kanıt oluşturmaz” şeklinde açıklama yaptı.
Bu prenseslerin ölüm yaşları da farklılıkların nedenini açıklayabilir. Khenmet, öldüğünde 35 ila 45 yaşlarındaydı, Noub-Hotep ise yaklaşık 40 ila 44 yaşlarındaydı. Haddow’un belirttiğine göre, kas bağlantı noktaları, yaşlanma süreci, vücut büyüklüğü ve genetik faktörlerden etkilenir.
Çalışmanın en büyük eksikliklerinden biri, aynı döneme ait diğer Mısırlılarla karşılaştırma yapılabilmesi için bir kontrol grubunun olmamasıdır. Zakrzewski, “Bu tür farklılıkların çağdaş Mısırlılarda ne kadar yaygın olduğunu bilmek çok faydalı olurdu, ister kraliyet ailesinden olsunlar, ister olmasınlar” dedi.
Kontrol grubu eksikliğinin yanı sıra, bazı uzmanlar araştırmacıların mezarlarla birlikte gömülen silahların önemini abarttığını düşünüyor. Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde antropoloji alanında çalışan Sébastien Villotte, “Mezarlık eşyalarının (örneğin oklar, hançerler) varlığı prenseslerin bu tür aktivitelerle ilgilenmiş olabileceği ihtimalini güçlendirse de, yazarlar bu iddiayı destekleyecek sınırlı biyomekanik veya tıbbi kanıt sunmaktadır” şeklinde bir yorumda bulundu. Bu durum, antik Mısır’daki diğer mezarlarda da benzer silahların bulunmasına benziyor; örneğin, Tutankhamun’un mezarında bulunan oklar ve hançerler, onun askeri yeteneklerini gösteriyor olabilir, ancak bu kesin olarak kanıtlanmış değildir.
Gizemli İskenderun’daki Kraliyet Mezarlarının Sırrı Çözülüyor
Mısır’ın tarihi zenginlikleriyle ünlü Dahşur bölgesindeki kraliyet mezarlarından elde edilen iskelet kalıntıları, bilim insanlarına antik Mısır toplumunun yaşam biçimi hakkında önemli ipuçları sunuyor. Bu kalıntılar üzerinde yapılan detaylı analizler, özellikle elit kesimlerin yaşadığı farklılıkları ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, bu iskeletlerde tespit ettikleri bazı yapısal değişikliklerin, antik Mısır toplumundaki sosyal sınıflar arasındaki farkların bir göstergesi olabileceğini düşünüyorlar. Bu yapısal değişiklikler, özellikle belirli aktivitelerle ilişkili olabilir ve bu da elit kesimlerin yaşadığı yaşam tarzının izlerini taşımaktadır.
Araştırmanın yazarı, “Bu kişilerin, aynı bölgede ve dönemde yaşayan diğer sosyal sınıflardan gelen bireylerle karşılaştırılması daha kapsamlı bir yaklaşım gerektirir. Bu sayede, bu tür yapısal değişikliklerin genel popülasyonda ne kadar yaygın olduğu (ve bu popülasyonun aynı aktivitelere katılma olasılığının düşük olduğu) veya gerçekten elit kesime özgü davranışların bir göstergesi olup olmadığı belirlenebilir,” şeklinde açıklamalarda bulundu.
Hashesh, Z., Gabr, A., & Walker, R. (2026). Bioarcheological Reassessment of Dahshur Royal Skeletal Remains from the late middle kingdom (c. 1850 to 1700 BCE). Frontiers in Environmental Archaeology. https://doi.org/10.3389/fearc.2026.1844402
Antik savaş nesnelerini tanıyabiliyor musunuz? Bilgi yarışmamızla zekanızı test edin: dünyanın savaş nesneleri bilgi yarışması!
Kenna Hughes-Castleberry, Live Science’ın İçerik Yöneticisidir. Daha önce Space.com’da İçerik Yöneticisi ve öncesinde ise JILA fizik araştırma enstitüsünde Bilim İletişimcisi olarak görev yapmıştır. Kenna aynı zamanda bir kitap yazarıdır; yaklaşan “Octopus X” adlı kitabı 2027 baharında yayınlanacak. Çalışma alanları arasında fizik, sağlık, çevre bilimi, teknoloji, yapay zeka, hayvan zekası, gagalı kuşlar ve kafadan ayaklılardır.
Yorum yapabilmeniz için lütfen öncelikle profil adınızı doğrulayın.
Lütfen çıkış yapın ve tekrar giriş yapın; ardından profil adınızı girmeniz istenecektir.
Kaynak: Live Science