- Pascal Mirindi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRK) petrol çıkarımına karşı mücadele eden Kongolu bir çevre aktivistidir.
- 2022 yılında, DRK hükümeti Doğu Kongo’da yeni petrol bloklarını tanıtırken, Mirindi ve arkadaşları toplumun fosil yakıtların çıkarılmasının tehlikeleri konusunda bilinçlenmesini sağlamak için bir hareket başlattılar.
- 2024’ün sonlarında, DRK hükümeti ülkenin doğusundan batısına uzanan “dünyanın en büyük korunan tropikal ormanı”nı kurmayı amaçlayan bir “yeşil koridor” projesi başlattı; ancak birkaç ay sonra, ülke yüzölçümünün %60’ını kapsayan yeni petrol bloklarının açılışını duyurdu.
- Mirindi, Haziran ayında Mongabay ile yaptığı görüşmede aktivizmi ve DRK’nin geleceği hakkında konuştu.
Pascal Mirindi, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde doğan genç bir çevre aktivistidir. Goma’da doğdu ve La LUCHA adlı barışçıl bir hareketin üyesiydi; bu hareket, DRK’de demokrasi için mücadele ediyordu. La LUCHA, Mirindi’yi şiddetsiz aktivizm konusunda bilgilendirdi, ancak o bu fırsatı Kongolu ekosistemlerin korunması için kullanmıştır.
Bu durum, Mısır’daki antik Nil Vadisi’nde yaşananlara benzer bir paralelliğe sahip. Antik Mısırlılar, tarım arazilerinin ve ormanların yok olmasına yol açan taş ocakları ve piramit inşaatı gibi büyük projelerle çevre üzerinde önemli baskılara maruz kalmışlardır. Ancak, bu durum aynı zamanda Nil Nehri’nin düzenlenmesi ve sulama sistemlerinin geliştirilmesi gibi çevresel yönetimin erken örneklerine de yol açmıştır.
Kongo Havzası’nda Yaşamı Koruma Mücadelesi: Yerel Direnişin Gücü
2024’ten bu yana, Mirindi, Kongo Havzası içindeki madencilik, petrol ve doğal gaz faaliyetlerine karşı ana direniş güçlerinden biri olmuştur. Kendisi ve meslektaşları, kampanyalar ve toplum bilinçlendirme çalışmalarıyla, Virunga Milli Parkı içindeki petrol arama faaliyetlerini başarıyla durdurmuşlardır. Şimdi ise, ülkenin en önemli koruma projelerinden olan ve Kongo Havzası’nın büyük bir bölümünü kapsayan Congo Green Corridor‘un %72’sini etkileyen 30 yeni petrol sahasının işletilmesine karşı mücadele etmektedirler.
Mirindi, Haziran ayında Mongabay ile yaptığı konuşmada, içeriden direnişin ne anlama geldiğini ve küresel ölçekte nasıl bir fark yaratılabileceğini anlatmıştır. Bu sayede, dağ gorilleri (Gorilla beringei beringei) ve okapi (Okapia johnstoni) gibi nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan türlerin yaşam alanlarını korumaya odaklanmaktadırlar. Bu durum, aslında antik Mısır’daki Nil Nehri’nin önemini anımsatıyor; çünkü her iki durumda da su ve doğal kaynaklar, medeniyetin temelini oluşturuyor ve korunması gerekiyor.
Bu röportaj, Fransızca’dan çevrilmiş ve uzunluk ile anlaşılırlık açısından düzenlenmiştir.
Röportaj: Pascal Mirindi Kimdir?
Mongabay: Kimdir Pascal Mirindi?
Pascal Mirindi: Ben Kongolu’yum; 1999 yılında Goma’da doğdum. 15 yaşından beri bir aktivistim. Kariyerime, LUCHA adlı vatandaş hareketinde başladım.
Sivil Haklar Mücadelesinden Çevre Aktivizmine: Bir Kadının Hikayesi
LUCHA, öncelikle sosyal sorunlarla ilgileniyor: suya erişim, elektrik erişimi ve iş imkanı gibi temel ihtiyaçların sağlanması. Daha sonra, Kongo’daki siyasi durum göz önüne alındığında, bir Kongolu olarak bu konulara da değinmek zorundaydık. Bu nedenle, 2016 civarında, o dönemdeki Cumhurbaşkanı Joseph Kabila’dan anayasa hükümlerine uymasını ve başka bir dönemi hedeflemeden seçimlerin yapılmasını talep eden bir kampanya başlattık. Çünkü Kongo yasaları açık: Cumhurbaşkanının görevi yalnızca bir kez yenilenebilir. İşte benim aktivistlik yolculuğumun başlangıcı.
Elbette, inişler ve çıkışlar oldu. Gözaltılar yaşandı, yaralanmalar nedeniyle hastaneye başvurmak zorunda kaldım. Bu durumlar, Güney Afrika’da Apartheid rejimine karşı mücadele eden aktivistlerin yaşadıklarını akla getiriyor. Nelson Mandela gibi isimler de benzer zorluklarla karşılaşmışlardı ve bu mücadeleler, sonunda özgürlük getirdi.
Şu anda, Our Land Without Oil [Notre Terre Sans Petrole] adlı bir sivil toplum kampanyasının koordinasyonunu yürütüyorum. 2022’de, Kongo hükümeti, Virunga Milli Parkı gibi korunan alanlardaki petrol bloklarının satışını başlattı. O dönemde, bu duruma karşı bir kampanya başlatmaya karar verdik. Bu çok büyük bir kampanya ve [210]’dan fazla üye kuruluşumuz var.
Amacımız, toplumları harekete geçirmek, liderlerinden hesap sormalarını sağlamak. Aynı zamanda, toplumlara kendi kimliklerini koruma ve egemenliklerini kullanma imkanı sunmaya çalışıyoruz. Bu yaklaşım, özellikle Latin Amerika’daki yerli halkların topraklarını savunma mücadeleleriyle paralellik gösteriyor.
Ayrıca, Virunga Vakfı ile doğrudan çalışan “Yeşil Koridorlar” projesinde de görev alıyorum. Benim inancım, toplumların her türlü karar alma sürecinin merkezinde olması gerektiğidir. Toplumlar, herhangi bir eylemden önce mutlaka bilgilendirilmelidir, çünkü aksi takdirde yapılan her şey, sanki topluma karşı yapılmış gibi algılanabilir.
Mongabay: Çevre aktivizmine nasıl dahil oldunuz?
Pascal Mirindi’nin LUCHA ile Bağlantısı ve Çevresel Sorunlara Yönelik Çalışmalar
Pascal Mirindi: Benim için LUCHA bir okuldu. Haklarımı nasıl savunmam gerektiğini ve neden savunmam gerektiğini öğrendiğim bir yerdi. LUCHA, enerjimi doğru yöne kanalize etmeme yardımcı oldu ve yasalara saygılı kalmamı sağladı. İlk seçimlerde bazıları için bu büyük bir başarıydı.
Bir zamanlar, Extinction Rebellion [DRC] hareketinin de kurucularından olan bir arkadaşımı ziyaret etmek için Rutshuru’ya gittim. Bazı LUCHA arkadaşlarımız, Virunga Milli Parkı’nda yaşanan bazı olaylara katılmadıkları için davet edilmişti. Parkın sınırlarının belirlenmesiyle ilgili anlaşmazlıklar birçok soruna yol açmıştı. LUCHA’nın önceliği genellikle çevresel sorunlar olmasa da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (yaklaşık 170 milyon Dolar / 5.6 milyar TL) pek çok farklı alanda çalışmalar yürütülüyordu.
Amacım, Virunga ile görüşmeler yaparak çözüm yolları bulmaktı. Parka vardığımda, manzara büyüleyiciydi. Ancak, insanlar ve çevre arasındaki uyum sorunlarının temelinde iletişim eksikliği olduğunu fark ettim.
Arkadaşlarımızla konuştuk: “Birlikte hareket ederek bir şeyler yapabilir miyiz? Toplulukların parkı hedef alarak tahrip etme riskiyle karşı karşıyayız. Arabulucu rolünü üstlenerek, topluluklara bu parkın Emmanuel de Merode’ye ait olmadığını, aksine bizim, yani bizlerin yaşam kaynağımız olduğunu anlatabilir miyiz?” Bu benim için bir başlangıç noktası oldu.
Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Balkanlar’da yaşanan benzer sorunları akla getiriyor. Farklı etnik ve dini grupların aynı coğrafyada barış içinde yaşaması, sık sık anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oluyordu. Bu tür durumlarda, arabuluculuk rolünü üstlenen figürlerin, farklı tarafları bir araya getirmek ve ortak çözümler bulmak için çabalaması büyük önem taşıyordu.
Virunga Milli Parkı ve Çevresindeki Topluluklarla Diyalog
Ardından, Virunga Milli Parkı’nın çevresindeki hemen tüm köyleri ziyaret ettim. Amacım, bu toplulukların karşılaştığı sorunları anlamaktı. En büyük sorun, iletişim eksikliğiydi. Bu nedenle, Virunga Vakfı, yerel topluluklar ve Kongo Devleti ile diyalog başlatmaya karar verdik. Kısa bir süre sonra, fosil çalışmaları ve toplum hakları konularına odaklanmaya başladım.
Neden Kongolu Halkının Ormanlara Önem Vermesi Gerekiyor?
Sordum: Neden ormanlarımıza, yani yaşam kaynağımıza özen göstermeliyiz? Hepimiz biliyoruz ki, ağaçlar olmasaydı, bugün soluduğumuz havayı alamazdık. Küresel ısınmanın dünyayı nasıl etkilediğini de hepimiz çok iyi biliyoruz. Günümüzde kalan en önemli iki ormanlık alan ise Amazon ve Kongo ormanlarıdır. Bunlar yaşam kaynaklarıdır. Bu ormanlara özen göstermek, dünyaya getireceğimiz çocuklar için, gelecek nesiller için bir sorumluluktur.
İşte bu nedenle, insanların bu ormanlara, yaşam kaynaklarına sahip çıkması gerektiğini söylüyorum. Çocuklarımızın yarın bize sorması olası bir soruya hazırlıklı olmak gerekiyor: “Baba, Kongo ormanları yok olma tehlikesiyle karşılaştığında sen ne yaptın? Petrol şirketleri oraları nasıl tahrip etti?” Eğer o zaman kendimize cevap veremezsek, bu çok üzücü olurdu. Ben her zaman insanlara şunu söylüyorum: Bugün bu ormanlara saygı duymak, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak anlamına gelir.
Kongolu Halkı Petrol Aramalarının Tehlikeleri Hakkında Ne Bilmeli?
Kongolu halkının çoğu bilmiyor olsa da, Kongo Afrika’da petrol çıkarılan ülkelerden biridir. Yaklaşık 40 yıldır, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin (yaklaşık 170 milyon Dolar / 5.6 milyar TL) okyanusa kıyısı olan batı kesimindeki Muanda bölgesinde petrol çıkarılıyor.
Bu durum, MÖ 3000 yılından beri Mezopotamya’da süren tarım faaliyetlerinin ve ardından gelen şehirleşmenin çevre üzerindeki etkilerini hatırlatıyor. Tarlaların açılması, ormanların yok edilmesi ve su kaynaklarının kullanılması, o dönemde de çevresel sorunlara yol açmıştı. Günümüzde ise petrol arama faaliyetleri, Kongo havzasındaki biyoçeşitliliği tehdit ediyor.
Muanda’daki Yaşam Koşulları ve Petrol Politikaları
Muanda’ya seyahat edenler, bölgedeki toplulukların temiz içme suyuna, elektriğe veya yollara dahi erişimi olmadığını görür. Sürekli olarak övülen, fosil yakıtlara dayalı ekonomik model gerçek olsaydı, bugün Muanda belki de Suudi Arabistan gibi olurdu.
Ancak bu durum, petrol odaklı bir modelin işe yaramadığını göstermiştir. “AYAKLAN MUANDA” adını verdiğimiz bir kampanya düzenledik; Kinşasa’dan Muanda’ya üç gün süren bir yürüyüş gerçekleştirdik. Kinşasa’da yaklaşık 40 kişiyle başladık, aralarında Goma’dan gelenler de vardı ve Muanda’ya yaklaşık yüz kişi olarak ulaştık.
2022 yılında, Kongo hükümeti kendini övmek için “DRK, çözüm ülkesi” gibi sloganlar kullandı. DRK’nin bir çözüm ülkesi olduğu fikrine katılıyorum, ancak bu çözümler kimin için? Bu çözümler insanlığın yararına olmalıdır. Ve biz Kongolular da bu insanlığın parçasıyız.
Bu slogan güzeldi, ancak anlamdan yoksundu. Hükümet, Virunga Milli Parkı, Upemba Park ve diğer bölgeleri kapsayan petrol bloklarının satışını başlattı. Bu, 27 adet petrol bloğu ve üç adet doğal gaz bloğuydu. Biz de mobilizasyonlara başladık ve hükümete büyük bir baskı uyguladık. Sonuç olarak, Kongo hükümeti bunun kötü bir fikir olduğunu kabul etti.
2024 yılında, hükümet petrol bloklarının satışını durdurmayı kabul etti. Ancak daha sonra, petrol bloklarının yeni bir haritasının çıkarılacağını vaat etti. Üzülmeye değer olan şey, daha sonra Kongo topraklarının %60’ından fazlasını kapsayan yeni bir petrol bloğu haritasıyla geri geldiler.
Ormanların korunması için yapılması gereken her şey, petrol sömürüsüyle çelişmektedir. DRK ormanlarını korumalı ve yeşil bir ekonomi kurmalıdır. Kongoluların bilmesi gereken şey, hükümetin bize yalan söylemeye devam ettiği ve bunun bizim için yapıldığı söylenirken aslında devlet parasını çalmaya, arkasında bırakması gerekenleri çalmaya çalıştıklarıdır.
Afrika’nın Kalbindeki Yaşam Mücadelesi: Kongo Ormanları Nasil Korunabilir?
Liderlerimizin gerçekten devlet adamı olmaları durumunda, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne (DRK) ne miras bırakacaklarını düşünmeleri gerekirdi. Bir devlet adamının temel özelliği de budur. Ancak maalesef, çoğu zaman sadece kendi çıkarlarını düşünen, sadece çocuklarına neler vereceklerini hesaplayan politikacılarla karşılaşıyoruz. Bu durum benim için son derece üzücü.
Ormanlarımızın ipotek altına alınmasını önleyebilecek tek gücün halk olduğu konusunda hala eminim. Peki, halkı nasıl örgütleyebiliriz ki, yetkililerin ormanları satmaya kalkışmalarını engelleyelim? Onları harekete geçirmek için bilinçlendirmeli, politika geliştirme konusunda desteklemeli ve kendilerinin sahip oldukları gücü hatırlatmalıyız; elbette bunu aktif ve şiddetsiz bir şekilde yapmalıyız.
Talepkar bir halk olmadığımız sürece, hesap verebilir yöneticilere sahip olmak zordur. Herkes, kendisine verilen yetkinin ötesine geçmek ister, özellikle de herhangi bir denetim mekanizması bulunmadığında.
Mongabay: Notre Terre Sans Pétrole’ün amacı nedir?
Pascal Mirindi: Notre Terre Sans Pétrole, hükümetin petrol bloklarının satışını başlatmasıyla birlikte 2022 yılında kurulan bir platformdur. Bu platform sayesinde stratejiler geliştirebilir ve eylemlerimizi koordine edebiliriz.
Mayıs 2023’te Kenya’da toplandık ve hangi stratejiyi benimseyeceğimiz konusunda görüşmeler yaptık. Bazı üyeler, “DRK’nin tüm fosil yakıt kaynaklarının çıkarılmasına karşıyız” derken, bazıları ise “DRK petrolünü çıkarabilir, ancak korunan alanlarda değil” şeklinde bir yaklaşım önerdi.
Uzun tartışmaların ardından, herkesin oybirliğiyle kabul ettiği fikir şuydu: Adil, topluma dayalı ve çevreye duyarlı bir ekonomik kalkınma modeline ihtiyacımız var; bu model fosil yakıt çıkarımıyla bağlantılı olmamalıdır. Bu yaklaşım, Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yaşanan ekonomik çöküşe benzer sorunların önüne geçmek için önemli olabilir; çünkü sürdürülebilir kaynak yönetimi, uzun vadeli bir refahın temelidir.
Notre Terre Sans Pétrole: Yağ Bloklarının Satışına Karşı Bir Kampanya
Bu dönemde, “Notre Terre Sans Pétrole” (Petrolsüz Dünyamız) adlı bir girişimi resmi olarak başlattık. Goma, Kinşasa ve Beni şehirlerinde çeşitli etkinlikler düzenledik. Amacımız, toplumların sorumluluk almasını sağlamak, petrol bloklarının satışına karşı çıkmak ve ekonomik, sosyal ve politik alternatifler sunmaktı. İşte bu düşüncelerle Kivu–Kinşasa Koridoru projesi ortaya çıktı.
Notre Terre Sans Pétrole, Swahili dilindeki bir ifadeyle “kapinga pinga“, yani her şeye karşı çıkmak anlamına gelmiyor. Biz sadece petrol bloklarının satışına ve petrol odaklı bir ekonomik modele karşı değiliz; aynı zamanda alternatifler de sunuyoruz. Hedefimiz, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin (DKC) petrol olmadan da gelişebileceği bir model oluşturmaktır. Bu model, çevreyi koruyan, yerli halkların ve Kongolu toplumlarının haklarına saygı gösteren ekonomik, politik, sosyal ve çevresel unsurları içermektedir.
Bu durum, geçmişte başarısız olan bir modeli hatırlatıyor: Muanda bölgesindeki petrol işletmeciliği. Geçmişteki hataların tekrarlanmaması gerekiyor. DKC, insanlığa sunabileceği büyük potansiyele sahip bir ülkedir ve bu potansiyelin karşılığında da kaynaklara ihtiyaç duymaktadır.
Mongabay: Mevcut kampanyanızın içeriği nedir ve neden şu anda önemli?
Pascal Mirindi: Notre Terre Sans Pétrole’ün çeşitli alt kampanyaları bulunmaktadır: Bunlar arasında Kivu Gölü’ndeki doğal gaz blokları, Perenco tarafından işletilen Muanda bölgesindeki petrol blokları, Ituri bölgesindeki faaliyetler, Uganda ile bağlantılı petrol boru hattı ve Orta Havza bölgeleri yer almaktadır.
Muanda’daki Durum ve Çevresel Kaygılar
Bazı çalışmaların daha önce yapılması gerekirdi. Özellikle Muanda gibi yerlerde, bu çalışmalar çok uzun zaman önce başlatılmalıydı. Ancak geçmişe dönmek mümkün değil. İnsanlar acı çekiyor ve her şeyin durumu son derece kötü. Buna rağmen, milyonlarca dolar, hatta milyarlarca dolarlık gelir petrol üretiminden elde ediliyor. Bu durum kirliliğe ve çevresel bozulmaya yol açıyor. Tarımsal verim düşüyor, balıkçılar artık av yapamıyor ve insanların daha önce harekete geçip su kaynakları için mücadele etmeleri gerekirdi.
Bugün başlamamız üzücü bir durum olsa da, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.
Lake Kivu’daki Doğal Gaz ve Goma Örneği
Doğal gazın Lake Kivu’da çıkarılmasının normal olmadığına dikkat çekmek istiyorum. Bu, kabul edilemez ve sorumsuz bir sömürü yöntemidir. Goma için uygulanabilecek sürdürülebilir ekonomik modellerin olduğunu göstermeliyiz. Aslında Goma, siyasi irade olduğunda kalkınmanın mümkün olduğunu kanıtlayan bir örnektir. Şu anda Goma’da yeşil enerji 24 saat kesintisiz olarak sağlanıyor.
Bu çalışmayı yapmamızın bir diğer nedeni ise, Orta Havza’nın iklim değişikliği ve sera gazı emisyonlarıyla mücadelede en büyük potansiyele sahip bir bölge olmasıdır. Bu konuya özellikle dikkat çekmek istiyorum çünkü bazı insanlar petrol çıkararak çevreyi koruyabileceğimizi iddia ediyorlar. Ancak bu doğru değil. Ben Amerika Birleşik Devletleri’ndeki, petrolün çıkarıldığı eyaletlerden biri olan Kaliforniya’daydım. Orada yaşayan insanların, petrol çıkarılması nedeniyle solunum yolu hastalıklarından mustarip olduğunu gördüm.
Petrol çıkarımı ve çevresel uyum bir arada var olamaz. Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en gelişmiş hukuk sistemlerine ve teknolojilerine sahip olmasına rağmen, bu teknolojiler büyük ölçekli petrol çıkarımının yakınında yaşayan nüfusları koruyamamıştır. Eğer Amerika Birleşik Devletleri bile sorumlu petrol çıkarımını sağlamakta zorlanıyorsa, bizim durumumuz ne olacak?
Mongabay: Notre Terre Sans Pétrole’nin etkileri neler oldu?
Pascal Mirindi’nin Başarılı Kampanyası ve Gelecek Beklentileri
Pascal Mirindi: Kongo hükümetinin bu petrol bloklarının satışını geri çekmesi büyük bir başarıdır. Liderleri, izlemeye başladıkları yanlış yoldan uzaklaştıran bizlerdik.
Elbette, bugün başka bir sorunla karşı karşıyayız: EACOP projeleri (ham petrol boru hattı). Yaklaşık 15 bankanın, EACOP projesini finanse etmek istemelerine karşı koymayı başardık.
Kongo halkı için değil, tüm insanlık için umut ışığı olmaya devam etmenin gururunu yaşıyoruz. İnsanlığın, Afrika’yı koruma sorumluluğunu üstleneceğini biliyoruz.
Mongabay: Başarılı bir kampanyadan sonra neyi başarmayı umuyorsunuz?
Pascal Mirindi: Olumlu değişim uzun bir süreçtir ve anında gerçekleşmez. Şiddetsiz eylem, şiddetsiz seferberlik, gerçek değişimin yol açtığıdır. İlk aşama, toplumların yaşadıkları hayatın normal olmadığına dair farkındalık yaratmaktır.
Bazı insanlar size şunu söyler: Congo e kufa n’ango kala: Kongo uzun zamandır ölüdür, bu yüzden siz onu değiştiremezsiniz. Bu doğru değil. Yıllık milyonlarca varil petrolün çıkarıldığı bir ülkede, toplulukların içme suyuna, okullara erişiminin olmadığı bir durumun normal olmaması gerekir.
Muanda’da, bulunduğunuz anda gaz kokusunun hissedildiği köyler vardır. Nehirler kirlenmiştir. Petrol sızıntısı olan boru hatları mevcuttur ve petrol her şeyi istila eder: mısır tarlaları, maniok, arpa. Bir anne, bir ayını maniok ekimini yaparak geçirdikten sonra, tüm emeğinin boşa gittiği durumlarla karşılaşabilir.
Biz, köylere giderek onlara şunu söylüyoruz: Yaşadığınız hayat normal değil, değişmesi gerekiyor. Uzun bir diyalogun ardından, toplumlar bu gerçeği anlamaya başlarlar.
Mongabay: Karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdir?
Kongo’da Yaşanan Çelişkiler: Koruma Altındaki Alanlarda Petrol Aramaları
Pascal Mirindi: Politik manipülasyon önemli bir sorun. Bazı bölgelerde, yetkililerden belirli talimatlar almış kişilerle karşılaşıyorsunuz. Bu talimatlara “hayır” derseniz, kendinizi lideri sevmeyen biri olarak etiketlenmiş hissediyorsunuz. İşte ilk zorluk bu.
İkinci önemli sorun ise altyapı eksikliği. Yerli halklarla görüşmek için bazen ormanlık alanlara gitmeniz gerekiyor ve günler boyunca yürüyerek ulaşım sağlıyorsunuz. Bu durum oldukça yorucu.
Mongabay: Kivu-Kinshasa Koridoru hakkında, yeni petrol blokları anlaşmalarıyla ilgili olarak ne düşünüyorsunuz?
Pascal Mirindi: Hükümetin halka karşı vizyon eksikliği söz konusu. Bir yandan “yeşil koridor” adında, topluluk odaklı bir koruma alanı projesi başlatıyorsunuz, diğer yandan ise çevre yasalarının, koruma altındaki alanlarda petrol aramasını veya çıkarılmasını yasakladığı açıkça belirtilmişken, aynı alanda petrol çıkarımı yapmaya başlıyorsunuz. Bu durumun her seviyesinde bir çelişki görüyorum. Çünkü açıkça görülüyor ki, bir koruma alanında doğal kaynakların çıkarılması mümkün değildir.
Eğer Kivu-Kinshasa Koridoru başarılı olmak istiyorsa, hükümetin Öncelikle Orta Havza’da ve diğer yerlerde petrol blokları dağıtma sürecini durdurması gerekiyor. İkinci olarak, bu koridorun başarısı için, tasarım aşamasından itibaren tüm süreçlerde toplulukların katılımı sağlanmalıdır. Ben hala şüpheciyim, ancak umutluyum ve bu koridora olumlu bakıyorum. Bu sadece çevreyle ilgili değil, aynı zamanda toplulukları korumakla da ilgili. Ayrıca, kakao ve palm yağı yetiştiren çiftçi topluluklarına destek olmak için bir alan. Onların ürünlerini satmalarına ve yerel olarak işlemelerine yardımcı olmak istiyoruz. Bence bu koridor, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin tarımsal kaynaklar için bir üretim merkezi haline gelmesini sağlayabilir.
Ancak, yetkililerin kötü yönetimi nedeniyle başarısız olma ihtimali de var. Eğer bu proje çok fazla siyasete bulaşırsa, başarısız olabilir.
Çevre Aktivisti Pascal Mirindi’nin Güvenlik Endişeleri ve Gelecek Ümidi
Mongabay: Bir çevre aktivisti olarak yaptığınız çalışmalarla ilgili güvenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkıyorsunuz? Korkularınızla nasıl mücadele ediyorsunuz?
Pascal Mirindi: Süper güçlere sahip olduğumu söyleyemem. Evet, korkuyoruz. Günlük hayatımız her zaman karmaşık. Bu, sürekli olarak ev değiştirmek anlamına geliyor; bazen evde uyumuyoruz, dışarıda uyuyoruz. Bu, tehditlerle dolu bir yaşam. Yarının ne getireceğini bilmediğimiz bir yaşam.
Gerçekten kimin bizi takip ettiğini bilmiyoruz. Etrafımızdaki kişileri görmek için sürekli olarak arkamıza bakıyoruz. Ancak umudu koruyoruz. Bunu gelecek nesiller için yapıyoruz.
Benim için bu sadece benim mücadelem değil. Ben, Tanrı’nın bu hikayeyi başlatmak için kullandığı biriyim. Eğer ölmem gerekse bile, başka birinin bu mücadelenin devam edeceğine eminim. Bunu şöyle ifade etmeyi severim: Ya bugün çocuklarımızın yarınları için çözümler bulmak amacıyla savaşıyoruz, ya da hiçbir şey yapmıyoruz ve çocuklarımızın köle olarak kalmasına izin veriyoruz.
Özgürlüğümü riske atmaya razı oldum, çünkü çocuklarım için daha iyi bir Kongo, güzel bir Kongo, sorumlu bir Kongo bırakmak istiyorum. Bu düşünce, beni harekete geçiriyor.
Mongabay: Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Pascal Mirindi: İnsanların şunu hatırlamasını istiyorum: Bu Kongo bize her şeyi verdi: kimliğimizi, bir adımızı, inancımızı, sahip olabileceğimiz her şeyi. Kongo’nun jeolojik açıdan eşsiz bir ülke olması, insanlığa çözüm sunması büyük bir sorumluluktur. Bunun için savaşmalıyız. Bu ülkenin geleceği için savaşmalıyız. Onun yerini bulması için savaşmalıyız. Bu ülkeyi değiştirecek olanlar başkaları değil, bizleriz. Bu ülkeyi inşa edecek olanlar da yine bizleriz. Her birimizin bu Kongo için bir vizyonu var. Her birimizin bu Kongoda görmek istediği şeyler var.
Bu, her birimizin bu Kongoya sunabileceği bir şey olduğu anlamına geliyor, böylece o, hayal ettiğimiz gibi bir ülke haline gelebilir. Çocuklarımıza örnek olacak, gerçek, somut, güzel ve büyük bir miras bırakmak için çalışmalıyız… tıpkı bu ülkenin büyüklüğü gibi.
Bu bağlamda, Türkiye’nin güneydoğusunda bulunan Göbeklitepe’yi hatırlamak önemlidir. Bu antik yapı, insanlığın en eski dini ve kültürel merkezlerinden biridir ve bölge halkının kimliğini, inancını ve tarihini şekillendirmiştir. Tıpkı Pascal Mirindi’nin Kongo için hissettiği gibi, bölge halkı da Göbeklitepe’yi kendi kimliklerinin ve geçmişlerinin önemli bir parçası olarak görmektedir.
Başlık görseli: Bir adam, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin batısında bulunan Muanda bölgesinde, petrol sondajı nedeniyle dökülen zehirli kimyasalların fotoğrafını gösteriyor, 2023. Görsel, hikayeyle ilgili değildir ve yalnızca temsili amaçlarla kullanılmıştır. Fotoğraf: AP Photo/Mosa’ab Elshamy.
Kongo havzasındaki petrol faaliyetlerinin çevresel etkileriyle ilgili endişeler devam ederken, bölgedeki yerel halkın bu durumdan yeterince haberdar olmadığına dair raporlar dikkat çekiyor. Bu durum, benzer bir sorunun 1980’lerde Nijerya’nın Niger Deltası’nda yaşandığını ve burada da petrol sızıntıları nedeniyle ekosistemin büyük zarar gördüğünü akla getiriyor. O dönemde de yerel toplulukların bilgilendirilmesi ve etkilenenlerin tazmin edilmesi konusunda ciddi eksiklikler yaşanmıştı.
Petrol şirketi Perenco’nun, geçmişteki uygulamalarına yönelik eleştirilere rağmen, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde yeni petrol blokları için talepte bulunduğu belirtiliyor. Bu durum, bölgedeki çevresel aktivistlerin ve yerel toplulukların tepkisini çekiyor.
Daha önce yayınlanan haberlerde, Kongo peyzajlarının geçmişi, bugünü ve geleceği ile ilgili önemli bilgiler sunulmuştu. Ayrıca, bölgedeki petrol açık artırmaları hakkında yerel halkın yeterince bilgilendirilmediği yönünde raporlar ortaya çıkmıştı.
Bu makaleye atıfta bulunmak için:
Dan Yessa (2026). Kongo Havzası’nda yeni petrol sahalarına karşı mücadele: Aktivist Pascal Mirindi ile röportaj. Mongabay, doğa koruma haberleri. DOI: https://doi.org/10.66709/news-323702
Katkıda bulunanlar
Konular
Gizemli Çin Uygarlığına Ait Yeni Keşifler
Çin’in kuzeybatısında bulunan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yapılan son arkeolojik çalışmalar, daha önce bilinmeyen bir antik uygarlıkla ilgili önemli ipuçları ortaya çıkarmıştır. Kazılar sonucunda gün ışığına çıkarılan eserler, bölgenin tarihine yeni bir perspektif sunarken, aynı zamanda farklı kültürlerin etkileşimini de gözler önüne sermektedir.
Kazılarda bulunan seramik parçaları, metal eşyalar ve diğer artefaktlar, bu uygarlığın tarım ve hayvancılıkla uğraştığını gösteriyor. Ayrıca, bazı eserlerde görülen semboller ve yazıtlar, bu medeniyetin kendi dini inançları ve sosyal yapıları hakkında önemli bilgiler sunuyor. Bu bulgular, Çin’in antik dönemlerinde farklı etnik grupların bir arada yaşadığına dair kanıtlar sağlamaktadır.
Bu keşifler, aynı zamanda diğer bölgelerdeki benzer arkeolojik çalışmalarla karşılaştırıldığında, antik medeniyetlerin birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Örneğin, MÖ 3000’lere tarihlenen Göbeklitepe höyüğünde bulunan tapınak yapıları ve sanat eserleri, Anadolu’daki insanların o dönemde ne kadar gelişmiş bir kültürel seviyeye ulaşmış olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde, Çin’deki bu yeni keşifler de, farklı bölgelerdeki uygarlıkların birbirlerinden ilham aldığını ve ortak özellikler geliştirdiğini ortaya koymaktadır.
Araştırmacılar, bu bölgedeki kazı çalışmalarına devam ederek, antik uygarlığın daha fazla sırrını çözmeyi hedefliyor. Gelecekte yapılacak araştırmalarla, bu medeniyetin kökenleri, yayılım alanı ve diğer bölgelerdeki uygarlıklarla olan ilişkileri hakkında daha kapsamlı bilgilere ulaşılması bekleniyor.
Kaynak: Mongabay