Son Dakika
Bilimin derinliklerinde yaşayan dört mitolojik yaratıkla tanışın.
Bilim

Bilimin derinliklerinde yaşayan dört mitolojik yaratıkla tanışın.

21 Temmuz 2026 · 8 dk okuma · 3 görüntülenme · Sayı Ustası

Robert P. Crease’e göre, uzun, zengin ve çeşitli tarihleriyle iblisler, hem doğa hakkında hem de düşünce kendisi hakkında bize bilgi verebilir.

İblisler mitolojik olabilir, ancak yüzlerce yıldır bu hayali yaratıklar bilim ve insanlık bilimleri hakkında düşünmek için inanılmaz derecede faydalı olmuştur. Fizikçiler için en ünlü iblis, 1867’de James Clerk Maxwell tarafından tasarlanmıştır. Bu yaratık, bir kutudaki gazın sıcak moleküllerinin bir kapan kapısından geçerek soğuk molekülleri geride bırakmasına neden olarak termodinamiğin ikinci yasasını ihlal ediyordu. Bu kavram, günümüzde kullanılan karmaşık simülasyonların ve hesaplamaların temelini oluşturmaktadır.

İblislerin zengin tarihinden ilham alan Stony Brook Üniversitesi’ndeki meslektaşım Elyse Graham ve ben, hem iblisleri inceleyen hem de öğrencilere onları kodlamayı öğreten ilk üniversite dersini geliştirdiğimizi düşünüyoruz. “Düşünmek İçin İblisler” adlı bu dersi ilk olarak 2025 baharında ve ardından 2026 baharında yaklaşık 100 öğrenciye verdik. Bu ders, insanlık bilimleri ve fen öğrencilerini birbirleriyle konuşmak, birlikte çalışmak ve birbirlerinden öğrenmek için harika bir yol olduğunu kanıtladı.

Antik çağlardan günümüze kadar olan iblisleri inceledik ve bunların sanat, edebiyat ve din boyunca nasıl var olduğunu ve insan zayıflıklarından faydalanarak ruhları nasıl çaldığını konuştuk. Ayrıca öğrencilere bilgisayar mühendislerinin “daemon” olarak adlandırdığı, kötü niyetli üyelerin tıklama tuzağı gibi yöntemlerle insan zayıflıklarından faydalanarak şifreleri ve sosyal güvenlik numaralarını çalmaya çalıştığı kavramını da öğrettik. Ancak Graham’ı ve beni en çok etkileyen şey, bilimsel olarak bilgilendirilmiş iblislerin sayısı, çeşitliliği ve hırsıydı. Bu durum, antik Mısır’daki tanrıların karmaşık ilişkilerini ve insan davranışları üzerindeki etkilerini anlamak için yapılan benzer analizlere paraleldir.

Kurgusal ve Sürtünmeli

Bir tür, belki de “tek seferlik” şeytanlar olarak adlandırabileceğimiz varlıklardır; bunlar, belirli bir olguyu açıklamak için kullanılan yöntemlerdir. Amerikan psikologu Wendell Johnson, 1946 tarihli kitabı People in Quandaries: the Semantics of Personal Adjustment‘da bu tür açıklamalara gönderme yaparak onları hicvetmiştir.

Bir zamanlar, insanlar nadiren bir kurşun kalem ihtiyaç duyduklarında bulamadıkları ve bulduklarında bile sivri ucu genellikle kalemin içinde kalan parçalarla dolu olduğu için şaşkındılar. Bu durumun nedenini açıklayacak bir teori geliştirmek üzere bir komite görevlendirilmiştir.

Bu kurgusal teoriye göre, yeraltında yaşayan “plogglies” adı verilen küçük insanlar yaşamaktadır. Johnson’ın yazdığına göre, “insanlar uyurken, plogglies evlerine girerler. Etrafta dolaşarak tüm kurşun kalemleri toplarlar ve ardından sivri ucu kalemin içinde kalan parçalarla dolu olan sivri takma cihazına giderler.”

Johnson, plogglies’in ne zaman, nerede ve hangi koşullarda hareket edeceğini bilmenin imkansız olduğunu belirtirken, bu teorinin aynı anda iki gizemi çözdüğü için “mükemmel” bir teori olduğunu vurgulamıştır. Bu türden kurgusal açıklamalar, aslında daha karmaşık sorunlara basit ama tatmin edici çözümler sunma arzusunun bir yansımasıdır.

Başka bir şeytan türü ise “yasa gereği hareket eden” varlıklardır. Princeton Üniversitesi’nden fizikçi Eric Rogers, 1960 tarihli kitabı Physics for the Inquiring Mind‘de bir örnek vermiştir. Bu açıklamaya göre, şeytanlar sürtünmeyi “hareket eden şeylerin önüne geçerek onları durdurarak” oluşturur. Bu şeytanlar şeffaf ve çok küçüktür, bu nedenle görülemezler; ne kadar çok sayıda varsa, sürtünme o kadar artar. Bu türden açıklamalar, aslında karmaşık fiziksel olayları basitleştirmenin bir yoludur ve Newton’un hareket yasalarının keşfiyle başlayan bilimsel düşüncenin temel prensiplerini yansıtmaktadır.

Yağ, sürtünmeyi azaltır çünkü bu “şeytanları” boğar; ağır nesneler ise onların kemiklerini ezerek yok eder. Sürtünme yasaları, bu “şeytanların” bir yüzeydeki gözeneklerden nasıl çıktığı, nasıl ezildiği veya boğulduğu ve ardından düzenli bir şekilde geri dönüp göreve devam ettiği gerçeğinden kaynaklanır.

Bu yasalara uygun olan “şeytanlar”, bir olayın düzenliliği arkasındaki etkiyi açıklayarak metafiziksel bir rol oynar; bu açıklama, kendisinden bağımsız olarak incelenebilir. Örneğin, bilim insanları sürtünme yasalarını inceleyebilir ve uygulayabilirler; bunun için bu “şeytanların” varlığına gerek yoktur. Bu yasalar, filozofların “içsel çerçeve” olarak adlandırdığı bir alanda incelenebilir; burada, bu yasaların geçerli olmasını sağlayan daha üst düzey unsurlardan bağımsız olarak çalışılabilir. Bu durum, filozofların ve bilim insanlarının kendi alanlarında özgürce çalışmalarına olanak tanır.

Yer Tutucular ve Öğreticiler

Üçüncü bir “şeytan” kategorisi ise, “yer tutucu” olarak adlandırabileceğimiz varlıklardır. 1959 yılında ABD’li fizikçi David Pines, elektronların faz dışı kolektif bir uyarımı olan, kütlesiz ve elektriksel yükü olmayan bir “kuaziparçacık” olduğunu öne sürmüştür. Maxwell’e gönderme yaparak, buna “Pines’ demon” adını vermiştir ve bu terimi, kendince oluşturduğu bir kısaltmayla (Distinct Electron Motion + on) pekiştirmiştir.

2023 yılında, Illinois Üniversitesi Urbana-Champaign’daki bir araştırma ekibi, bu parçacığı (bir tür plazmon), özel amaçlı elektron spektroskopisi kullanarak stronsiyum rutenat üzerinde keşfetmiştir. Pines’in yarattığı bu varlık, “yer tutucu” bir şeytandır; çünkü sadece içsel çerçevede gizli olan bir şeyi adlandırmanın bir yoludur ve onu bulmamız yeterlidir.

20. yüzyılın başlarında kuantum fiziğinin ortaya çıkışı, yeni nesil öğretici “şeytanların” doğmasına neden olmuştur.

.

Fizikçilerin “Talimatlı İblisleri”

Fizikçiler, son olarak, “talimatlı iblisler” kavramını kullanır. Bu alandaki en ünlü örnek, makalenin başında bahsedilen Maxwell’in iblisidir. Yüz elli yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, bu kavram hala teorisyenlere enerji, entropi ve bilgi arasındaki ilişkiyi öğretmeye devam ediyor. Ancak 20. yüzyılın başlarında kuantum fiziğinin ortaya çıkmasıyla birlikte, Nobel ödüllü fizikçilerden de dahil olmak üzere yeni nesil “talimatlı iblisler” doğmuştur.

1911’de Marie Curie, nicelleştirilmiş enerji paketlerini manipüle edebilen bir iblisin nasıl olabileceğini merak ederken, 1935’te Arthur Compton ise, dinamiti ateşleyebilecek “kötü” fotonlara kapıyı kapatırken, “iyi” fotonlar için kapıyı açan bir iblis hayal etti. Bu iblislerin ne kadar ileri gidebileceğinin (yasalara uygun olup olmadığının, yasalara aykırı olup olmadığının veya yasal sınırları zorlayıp zorlamadığının) belirlenmesi, fizikçilere bilgi, entropi ve kuantum mekaniği arasındaki ilişki hakkında çok şey öğretmektedir. “Talimatlı iblisler”, teorisyenlere immanent yapının parçaları hakkında değil, aynı zamanda yapının kendisi hakkında fikir vermektedir.

Önemli Nokta

Bilim tarihçisi Jimena Canales‘in 2020 yılında yayınladığı Bedeviled: A Shadow History of Demons in Science adlı eserinde de gösterildiği gibi, iblisler en metodik ve kanıta dayalı düşüncenin bile içinde yer alır. Bilimsel iblisler, diğer türdeki iblisler gibi, kurnaz, doğaüstü yaratıklardır ve insanüstü güçlere sahiptirler. Ancak diğer iblislerden farklı olarak, insanların zayıflıklarından faydalanarak onları değiştirmeye çalışmak yerine, doğanın zayıflıklarından faydalanarak onu değiştirmeye çalışırlar.

Doğaüstü güçlere sahip iblisleri varsaymak, bilim insanlarının doğayı keşfetmek için kullandığı bir yöntemdir. Bu nedenle, bilimsel iblisleri incelemek sadece bize doğa hakkında değil, aynı zamanda bilimsel düşünce hakkında da bilgi verir. Örneğin, Mısır uygarlığında, tanrıların ve yaratıkların gücünü temsil eden karmaşık mitolojiler ve ritüeller bulunmaktaydı. Bu inançlar, insanların dünyayı anlamlandırma ve kontrol etme çabalarının bir yansımasıydı. Benzer şekilde, bilimsel iblisler de doğanın temel prensiplerini anlamak için kullanılan kavramsal araçlardır.

Kaynak: Physicsworld

Paylaş