Son Dakika
Hormuz’daki blokaj tüm insanlık için bir kriz oluşturuyor.
Bilim

Hormuz’daki blokaj tüm insanlık için bir kriz oluşturuyor.

21 Temmuz 2026 · 11 dk okuma · 2 görüntülenme · Sayı Ustası

Uluslararası İlişkilerde Derin Kriz: Lojistik Ağların Zayıflığı ve İnsan Güvenliği

Günümüz uluslararası ilişkileri, bölgesel askeri çatışmaların ötesine geçen derin ve doğrusal olmayan bir krizle karşı karşıya. Orta Doğu’daki devam eden askeri gerginlikler – özellikle de bölgenin önemli deniz yollarındaki durumlar, Süveyş Kanalı, Bab-ül-Mandeb Boğazı ve Umman Körfezi – küreselleşmiş toplumumuzun derin materyal ve ahlaki zayıflıklarını ortaya koyuyor.

Geleneksel güvenlik analizleri genellikle enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara odaklanırken, küresel lojistik ağları, insan güvenliği ve tarımsal tedarik zincirlerinin kesiştiği yerde daha yıkıcı bir kriz gelişiyor. Bu durum, aslında 19. yüzyılın sonlarında Alfred Thüringer’in çalışmalarının temellerini attığı, ancak 20. yüzyılda küreselleşme ile birlikte hızla gelişen karmaşık sistemlerin zayıflıklarını da beraberinde getiriyor.

Uzun yıllardır, tedarik zincirleri politika yapıcıları ve küresel nakliye şirketleri, büyük deniz yollarını sabit ve kesin unsurlar olarak görme eğilimindeydiler. Bu varsayım, sermaye tutma maliyetlerini en aza indirmeyi ve stok devrini artırmayı amaçlayan, son derece verimli “zamanında teslimat” lojistik modellerinin küresel çapta benimsenmesini sağladı. Ancak bu agresif optimizasyon, uluslararası nakliye ağlarının tampon kapasitesini azaltmış ve küresel gıda ticaretini jeopolitik şoklara karşı oldukça hassas hale getirmiştir. Örneğin, 1914-1918 yılları arasındaki I. Dünya Savaşı’nda deniz ticareti blokajları, Avrupa’da kıtlığa yol açarak bu tür sistemlerin kırılganlığını açıkça göstermiştir.

Endüstriyel üretim bileşenlerinin aksine, tarımsal ürünler ve insani yardım sevkiyatları, uzun süreli kesintilere dayanacak şekilde üretilmemiştir; bunlar bozulabilirlik özelliğine sahiptir ve son derece dar finansal marjlarla çalışırlar. Bu durum, 20. yüzyılın başlarında Nikolai Vavilov’un çalışmalarının da gösterdiği gibi, gıda güvenliğinin karmaşıklığını ve çeşitliliğin önemini vurgulamaktadır.

Karadeniz’deki Deniz Trafiğinin Durma Noktasına Gelmesi: Alternatif Rotaların Yetersizliği

Karadeniz’deki deniz trafiğindeki tıkanıklığa karşılık olarak, hem Batı politik çevrelerinde hem de Avrasya diplomatik forumlarında yaygın ancak yanıltıcı bir anlatım ortaya çıkmıştır. Nakliyeciler ve ticaret bakanları sıkça, kara tabanlı intermodal koridorlarının – özellikle de Trans-Hazar Uluslararası Ulaştırma Rotası, yani Orta Koridor’un – acil durum için güvenilir bir çözüm ve ölçeklenebilir bir tampon görevi görebileceğini savunmaktadırlar. Bu yaklaşım, 19. yüzyılda inşa edilen Trans-Sibirya Demiryolu gibi, kıtaları birbirine bağlama çabalarına paraleldir.

Ukrayna’nın son yıllardaki en kötü haftası, bir yandan umut vadediyor mu?

Bu varsayımı test etmek amacıyla, araştırma enstitümüz Edmonds-Karp maksimum akış algoritması kullanarak bir ağ akışı optimizasyon analizi gerçekleştirdi. Modelimiz tarafından üretilen veriler, mevcut politika tartışmalarına sert bir gerçeklik kontrolü sunmaktadır. Bu analiz, 20. yüzyılın başlarında geliştirilen Sibirya’daki demiryolu ağının kapasite sınırlamalarını da göz önünde bulundurmaktadır.

Simülasyon, kıtasal kara altyapısının sabit bir fiziksel ve idari kapasite sınırına sahip olduğunu göstermektedir. Maksimum stres altında, kara tabanlı Orta Koridor (Vektör α), günde en fazla 12 intermodal konteyner treni ile çalışabilmektedir. Bu demiryolu kapasitesi, eşdeğer deniz yükü hacimlerine dönüştürüldüğünde, şaşırtıcı bir yapısal eksiklik ortaya çıkarmaktadır.

Avrasya boyunca çalışan standart bir intermodal blok treni yaklaşık 100 yirmi fitlik eşdeğer birim (TEU) taşımaktadır. Bu nedenle, Orta Koridor’daki tam kapasiteli günlük taşıma hacmi, yalnızca 1.200 TEU’dur. Buna karşılık, modern ultra-büyük konteyner gemileri (ULCV), rutin olarak 24.000 TEU’ye kadar taşıyabilmektedir.

Sonuç olarak, ana kara tabanlı Avrasya demiryolu koridorunun günlük toplam taşıma hacmi, tek bir modern konteyner gemisinin yerini aldığı yük miktarının sadece %5’ine eşittir. Analizimiz, temel darboğazın Kazakistan’daki Aktau limanı ile Azerbaycan’daki Bakü limanı arasındaki Hazar Denizi aktarma noktasında olduğunu ortaya koymuştur.

Lojistik Sorunlar ve Gıda Fiyatlarına Etkisi

Yük hacimlerinin 1.200 TEU eşiğini aşması, terminal sahasındaki bekleme sürelerini 48 saatlik başlangıç seviyesinden, ciddi liman tıkanıklığına yol açan 240 saatin (10 gün) üzerine çıkarmaktadır. Bu durum, özellikle demiryolu taşımacılığında yaşanan sorunları daha da kötüleştirmektedir.

Demiryolu vagonlarının yetersizliği ve hat genişliği değişim noktalarındaki mekanik aksaklıklar bu paraliziye katkıda bulunmaktadır. Burada trenler, 1.520 milimetrelik Rus hattından, standart 1.435 milimetrelik Avrupa hattına geçmek zorundadır. Bu tür dönüşümler zaman almaktadır ve özellikle büyük miktarlardaki gıda taşımacılığında deniz yoluyla mümkün olmayan bir alternatif sunmamaktadır. İlk demiryolu hatlarının 19. yüzyılda inşa edilmesiyle başlayan bu süreç, günümüzde hala lojistik darboğazlarına yol açabilmektedir.

Japon İmparatorluk Hukuku ile Kadet Şubeden Kabul Edilmesi

Ticari gemilerin Afrika’nın etrafından yönlendirilmesi, yolculuğa yaklaşık 3.500 ila 4.000 deniz mili eklemektedir. Standart ve ekonomik hızlarda seyrederken bu durum, küresel tedarik zincirinde 10 ila 14 günlük bir gecikmeye neden olmaktadır. Uzayan geçiş süresi aynı zamanda, gemi başına 450 ila 600 metrik ton daha fazla deniz yakıtı tüketimine yol açarak, her seferdeki operasyonel maliyetleri %34,6 oranında artırmaktadır. Bu durum, özellikle James Watt’ın buhar makinesini icat ettiği 18. yüzyılda başlayan sanayi devriminin getirdiği modern taşımacılık anlayışına önemli bir sınırlama getirmektedir.

Buğday ve mısır gibi düşük kar marjlı tarımsal ürünlerde, bu lojistik ek maliyetleri doğrudan perakende piyasalarına yansımaktadır. Tarımsal ürün göndericileri ve insani yardım kuruluşları, yük oranlarındaki %34,6’lık artışı karşılayamazlar; bu nedenle maliyetin tamamı tüketicilere aktarılmaktadır.

Modelimiz, bir darboğazın kapanmasından 14 gün sonra, sevkiyat gecikmeleri nedeniyle oluşan tedarik açığının panik alışverişine ve yerel kıtlıklara yol açacağını öngörmektedir. 30 gün içinde, daha yüksek taşıma maliyetlerinin perakende raflarına ulaşmasıyla birlikte, modelimiz savunmasız, ithalata bağımlı bölgelerde, özellikle Doğu Afrika’da ve küresel Güney’de temel gıda maddelerinin fiyatlarında %15 ila %22 oranında bir artış olacağını tahmin etmektedir. Bu durum, Malthus’un nüfus teorisinin günümüzde hala geçerli olduğunu göstermektedir.

Gıda Güvenliği ve Deniz Ticareti: Kritik Bir İlişki

Hane halkının gelirinin %40’ından fazlasını gıdaya harcayan toplumlarda, lojistik sorunlardan kaynaklanan enflasyon doğrudan kalori alımını azaltmakta ve yaygın, bölgesel kıtlık riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Bu durum, deniz güvenliğinin sadece bir ticari konu olmadığını, aynı zamanda küresel insan güvenliğinin temel bir unsuru olduğunu göstermektedir.

Bu tür lojistik darboğazlarının feci insani krizlere yol açmasını önlemek için uluslararası toplum, reaktif kriz yönetimi yerine yapısal müdahalelerde bulunmalıdır. Bu bağlamda, üç acil ve koordineli politika önerisi sunuyoruz:

İlk olarak, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve G20’nin koordinasyonuyla Uluslararası İnsani Lojistik Kalkan Fonu (HLSF) kurulmalıdır. Bu fon, Afrika rotasından kaynaklanan %34,6’lık maliyet artışını, temel tahılları, gübreleri ve tıbbi yardımı taşıyan sertifikalı gemilerin acil durum sigorta primlerini ve yakıt ek ücretlerini doğrudan karşılayarak telafi etmelidir. HLSF, bu sayede ulaşım maliyetlerinin yerel perakende piyasalarına yansımasını engelleyecektir. Bu yaklaşım, 17. yüzyılda İngiliz denizcisi William Dampier’in dünya çapındaki keşifleri sırasında uygulanan benzer mantıkla, güvenli ve istikrarlı bir ticaret ortamı sağlamayı amaçlamaktadır.

İkinci olarak, uluslararası denizcilik çerçeveleri kullanılarak, sivil ticari gemilerin hayati önem taşıyan tarım ürünlerini aktif çatışma bölgelerinden veya yakınlarından geçirirken kullanabileceği, hukuken bağlayıcı ve askerden arındırılmış geçiş bölgeleri – “Mavi Koridorlar” oluşturulmalı ve uygulanmalıdır. Temel gıda maddelerinin taşınması, daha geniş jeopolitik anlaşmazlıklardan bağımsız tutulmalı ve uluslararası insani hukuk kapsamında kesin olarak korunmalıdır. Bu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik Devletler tarafından uygulanan “Hayat Hattı” operasyonlarına benzer bir mantıkla, sivil nüfusun temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Vanadyum, kritik minerallerin geleceği olabilir mi? Kazakistan böyle düşünüyor

Uluslararası Kalkınma Bankalarının Öncelikleri ve Lojistik Çözümler

Öncelikle, uluslararası kalkınma bankaları, ikincil intermodal ağlardaki darboğazları gidermek için yapısal yatırımlara öncelik vermelidir. Hazar Denizi’nde demiryolu feribotlarının ve konteyner taşıma filolarının genişletilmesi ve otomatik elleçleme altyapısının eklenmesi, terminallerdeki bekleme sürelerini 10 günden 36 saatin altına düşürebilir. Bu durum, Hazar Denizi’nin jeopolitik önemini vurgulamaktadır; zira bu deniz, İpek Yolu’nun tarihi rotası üzerinde yer almaktadır ve günümüzde de önemli bir ticaret yolu olarak kullanılmaktadır.

Karayolu güzergahları, açık deniz taşımacılığının yerini alamasa da, zaman kritik ve yüksek değerli acil yardım malzemelerinin taşınması için optimize edilmelidir. Bu, özellikle 1947’deki Berlin Blokajı sırasında uygulanan hava köprüsü gibi durumlarda hayati önem taşır; zira bu tür operasyonlar, insani yardımın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını sağlamıştır.

Sonuç olarak, bilim ve insan etiği tek bir, tavizsiz sesle konuşmalıdır. Orta Doğu’daki mevcut jeopolitik istikrarsızlık ve bunun yol açtığı lojistik felç, mevcut uluslararası yapıların sınırlamalarını gözler önüne sermektedir. Bu durum, 1854 Kırım Savaşı sırasında yaşanan tıbbi malzeme sıkıntısı gibi trajik olayları hatırlatmaktadır; zira bu savaşta, hastanelere yeterli malzeme ulaştırılamaması nedeniyle birçok asker hayatını kaybetmiştir.

Gerçek küresel istikrar, dayanıklılığa sahip olmayan, aşırı optimize edilmiş ticari sistemlerle veya askeri gerginliğe dayalı yıkıcı, geleneksel güç politikalarıyla sağlanamaz. Bunun yerine, uluslararası toplum, küresel düzeni ortak kırılganlıkların birbirlikli sistemi olarak gören, insan güvenliğini ve bireysel yaşamın korunmasını yönetimin öncelikli hedefleri olarak belirleyen “evrimsel gerçekçilik” çerçevesine doğru ilerlemelidir. Bu yaklaşım, 1948’deki Universal Declaration of Human Rights gibi evrensel değerlerin önemini vurgulamaktadır.

Eğer küresel karar vericiler, bu hayati taşıma yollarını korumak için sürdürülebilir finansal ve diplomatik kararlılık göstermezlerse, taşımacılığın ekonomik maliyeti zamanla insan hayatının trajik ve büyük bir kaybına yol açacaktır. 22 milyar Kenya Şilini (yaklaşık 170 milyon Dolar / 5.6 milyar TL) değerindeki bu potansiyel kayıp, uluslararası toplumun acil müdahale etmesi gerektiğini açıkça göstermektedir.

W. Julian Korab-Karpowicz, Varşova Uluslararası İlişkiler ve Amerikan Çalışmaları Akademisi’nde (WSSMIA) profesördür. Oxford Üniversitesi’nden felsefe doktorası almıştır ve Hebrew Üniversitesi’nde Lady Davis Misafir Profesörü olarak görev yapmıştır (2021–2022).

Bayan, “Tractatus Politico-Philosophicus” (Routledge, 2017) ve “Political Realism: An Evolutionary Theory of International Relations” (Routledge, 2026) gibi birçok önemli monografinin yazarıdır. Orta Doğu için geliştirdiği “The New Israel and the New Palestine” adlı stratejik barış planı, 27 Mayıs 2026’da The Jerusalem Post gazetesinde yayınlanmıştır. Bu çalışma, bölgedeki karmaşık siyasi ve sosyal dinamiklere dikkat çekerek, uzun süredir devam eden çatışmaların çözümü için yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır. Bu bağlamda, Thomas Hobbes’un “Leviathan” adlı eserindeki devletin rolü ve otorite kavramı ile paralellikler kurulabilir; zira her iki eser de siyasi düzenin temel prensiplerini sorgulamaktadır. Ayrıca, John Locke’un doğal haklar felsefesi ve toplum sözleşmesi teorisi gibi düşünceler de bu çalışmanın arka planında önemli bir yer tutmaktadır.

Kaynak: Asia-Times

Paylaş