Son Dakika
İngiliz donanması tarafından kurtarılan binlerce Afrikalı, ıssız bir adada hayatını kaybetti: Kökenleri artık biliniyor.
Bilim

İngiliz donanması tarafından kurtarılan binlerce Afrikalı, ıssız bir adada hayatını kaybetti: Kökenleri artık biliniyor.

21 Temmuz 2026 · 9 dk okuma · 2 görüntülenme · DNA Tamircisi

Gizemli Geçmiş: St. Helena Adası’ndaki Kurtarılmış Afrikalıların Kökenleri Ortaya Çıktı

19. yüzyılda, Atlantik Okyanusu’nun uzak bir adası olan St. Helena’da defnedilen on binlerce kurtarılmış Afrikalı hakkında çok az şey biliniyordu. Ancak şimdi yapılan yeni kimyasal ve diş analizi çalışmaları, bu kişilerden 150’sinden fazlasının çocukluklarını nerede geçirdiğini ortaya koyuyor.

Britanya İmparatorluğu’nun 1807 yılında köle ticaretini yasaklamasının ardından yaklaşık 27.000 kurtarılmış köle, St. Helena’ya geldi. Kraliyet Donanması bu yasağı uygulamakta ve kaçırılan insanları kurtarmaktaydı. Ancak, bu kişilerden yaklaşık 8.000 tanesi, adaya ayak bastıktan kısa bir süre sonra yetersiz beslenme ve sağlık sorunları nedeniyle hayatını kaybetti.

Bu mezarlar, yüzyıllar sonra bir havaalanı inşaat projesi öncesinde tesadüfen gün ışığına çıktı. 2007 ve 2008 yıllarında yapılan kazılar sonucunda, kurtarılmış kölelerin iskeletleri bulundu. Bu buluntular, Perşembe günü (Science) dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmada detaylı olarak incelendi.

Araştırmacılar, kurtarılmış kölelerin kökenlerini belirlemek için 152 kişiden elde edilen dişleri incelediler. Bu analizde, farklı sayıda nötron içeren stronsiyum elementinin atomları olan stronsiyum izotoplarının oranları ölçüldü. Bir kişinin dişleri çocukluk döneminde büyüdüğünde, tükettiği yiyeceklerdeki ve içtiği sulardaki stronsiyum izotopları diş minesine emilir. Bu nedenle, bir kişinin diş minesindeki benzersiz stronsiyum oranlarını inceleyerek, araştırmacılar bireylerin çocukluklarında nerede yaşadıklarına dair bilgi edinebilirler.

Araştırma sonucunda, kurtarılmış kölelerin çoğunun Batı Afrika kıyısına yakın bölgelerde yaşadığı tespit edildi. Ancak bazı kişilerin daha iç kesimlerde de yaşamış olduğu belirlendi. Bu durum, Afrika’nın farklı coğrafi bölgelerinden insanların Britanya İmparatorluğu tarafından kurtarılarak St. Helena’ya getirildiğini gösteriyor.

Bu çalışma, günümüzde hala devam eden ve farklı kültürlerden insanları bir araya getiren göç hareketlerini hatırlatıyor. Örneğin, 1940’larda ABD’ye göç etmiş olan Alman kökenli Amerikalılar, yeni bir yaşam kurarken kendi kültürel miraslarını koruma çabası içindeydiler. Benzer şekilde, St. Helena’daki kurtarılmış Afrikalılar da yeni bir ortama uyum sağlarken kendi geçmişlerini unutmamaya çalışmışlardır.

Eski Kölelerin Dişleri, Afrika’daki Zorlu Göç Hikayelerini Ortaya Çıkardı

“Çoğu insanın büyük olasılıkla Batı Orta Afrika’nın kıyı veya yakınındaki bölgelerden geldiği görülüyor, ancak diğerlerinin çok daha iç kesimlerden geldiğine dair kanıtlar var. Bu durum, gemiye binerken yüzlerce hatta binlerce kilometre mesafeden zorunlu göçe tabi tutulduklarını gösteriyor,” şeklinde bir ifade kullanılarak araştırmanın bulguları özetlendi.

Araştırmada yer alan bir örnekte, 19 ila 25 yaşları arasında yaşamını yitirmiş bir erkeğin çocukken, yani 7 ile 9 yaşları arasında, iç kesimlerdeki Angola’dan kıyıya taşındığı tespit edildi. Bilim insanları, bu hareketliliği, kişinin yaklaşık 7 yaşında dişlerinin oluşumu sırasında aldığı izotop değerlerini, daha sonra 9 yaşlarında oluşan dişlerindeki izotop değerleriyle karşılaştırarak belirledi. Araştırma ekibi, bu erkeğin o yaş aralığında köle olarak kaçırılmış olabileceği ihtimalini de değerlendirdi.

Bu bulgu, antik çağlarda yaşanan zorlu göçlerin ve insan ticaretinin izlerini taşırken, günümüzde hala devam eden benzer sorunlara dikkat çekiyor. Örneğin, Roma İmparatorluğu döneminde bile, farklı bölgelerden getirilen kölelerin hikayeleri yazılı kaynaklardan bilinmektedir. Bu durum, geçmişte yaşananların sadece arkeolojik bulgularla değil, aynı zamanda insanlık tarihinin ortak acılarıyla da bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Araştırma ekibinden Hannes Schroeder, “Bu kişilerin çocukluklarında yaşadıkları yer değiştirmenin köleleştirilmeleriyle ilişkili olması mümkündür,” şeklinde bir açıklama yaptı. Schroeder, aynı zamanda bu kişinin hayatına dair daha fazla bilgiye sahip olmadıklarını da belirtti.

Çalışmada ayrıca, en az 10 kölenin çocuk veya erken ergenlik dönemlerinde taşındığına dair kanıtlar bulunmuştur.

Hannes Schroeder, bu çalışmaya katılan kişilerin hala yaşayan torunlarının olup olmadığı konusunda kesin bir şey söylemenin mümkün olmadığını ifade etti. Ancak, bu kişilerin muhtemelen adaya ayak bastıktan kısa süre sonra öldükleri göz önüne alındığında, böyle bir ihtimalin düşük olduğu belirtildi.

Gizemli Geçmişe Işık: St. Helena’daki Kurtarılmış Kölelerin Kökenleri Ortaya Çıktı

Uluslararası bir araştırma ekibi, Atlantik Okyanusu’ndaki St. Helena adasında bulunan ve İngilizler tarafından kurtarılan kölelerin kökenlerine dair önemli bilgilere ulaştı. Araştırmacılar, tarihi kayıtları ve 20 kişinin DNA analizlerini kullanarak bu kişilerin nereden geldiğini belirlemeye çalıştı. Yapılan DNA analizleri, Gabon ve Kuzey Angola’daki günümüz popülasyonlarıyla benzerlikler gösterirken, aynı zamanda önemli bir çeşitlilik de ortaya koydu.

“Bu sonuçlar, adadaki İngiliz Kraliyet Donanması personelinin tanıklıklarının da desteklediği gibi, tutsaklar arasında Kongo ve Benguela lehçeleri de dahil olmak üzere farklı dillerin konuşulduğunu gösteriyor,” şeklinde bir ifade kullanılarak, bulguların Angola, Küba ve Brezilya’daki tarihi kayıtlardan elde edilen bilgilerle de uyumlu olduğu belirtildi.

St. Helena’daki kurtarılmış kölelerin yeniden gömülme töreni.

Bu yeni çalışma, köleleştirilmiş insanların yaşamlarına dair önemli bilgiler sunuyor ve araştırmacılar, bu tür çalışmaların özellikle önemlidir çünkü köleliğin yarattığı travma nedeniyle bireylerin atalarının ve soyunun izlerinin silindiği durumları aydınlatıyor. Bu bağlamda, Mısır’daki antik medeniyetlerde de benzer durumlarla karşılaşmaktayız. Örneğin, bazı piramitlerin inşaatında çalışan işçilerin kimlikleri ve kökenleri hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak yapılan arkeolojik çalışmalar, bu kişilerin farklı bölgelerden geldiğini ve zorlu koşullarda çalıştıklarını göstermektedir.

Genetikçi Steven Micheletti, bu çalışmanın önemini vurgulayarak, “Bu çalışma özellikle önemlidir çünkü köleliğin yarattığı travma nedeniyle bireylerin atalarının ve soyunun izlerinin silindiği durumları aydınlatıyor,” şeklinde bir açıklama yaptı. Ancak, daha fazla kişinin DNA’sının analiz edilmesinin çalışmanın kapsamını artırabileceği de belirtildi.

Eski Çağlardan Günümüze Işık Tutan Arkeolojik Keşifler

David Head, University of Central Florida’da görevli bir tarihçi ve bu araştırmaya doğrudan katılmayan bir uzman, çalışmanın önemini vurguladı. “Köle ticaretinin incelenmesi genellikle köle tacirlerinin tuttuğu kayıtlar sayesinde mümkün olsa da, kölelerin nereden geldiği ve limanlara nasıl ulaştığına dair bilgiler daha sınırlıdır” dedi. “Bu nedenle, araştırmanın çoğu insanın kıyıya yakın bölgelerden geldiğini ancak bazılarının ise iç kesimlerden geldiğini ortaya çıkarması şaşırtıcı değildir.”

Head ayrıca, çalışmanın kölelerin bireysel yaşamlarına dair daha fazla bilgi edinme potansiyeli sunmasının en ilgi çekici yönü olduğunu belirtti. Köle tacirlerinin tuttuğu kayıtlar genellikle kölelerin yaşamlarıyla ilgili detaylı bilgilere sahip olmadığı için bu durum oldukça önemlidir.

Çalışmanın, birçok kölenin çok küçük yaşta taşındığını göstermesi de dikkat çekiciydi. “Köle tacirlerinin daha genç insanları tercih etmesinin nedeni, onların uzun yıllar boyunca iş gücü sağlayabilmeleri olabilirken, bu durumun dişlerinden elde edilen verilerle desteklenmesi, köleleştirilmiş çocukların yaşadığı trajediyi gözler önüne sermektedir.” Bu durum, MÖ 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nda bile çocukların savaşlarda ve köle olarak kullanıldığına dair tarihi kayıtlarla paralellik göstermektedir.

Alex Bentley, University of Tennessee’deki bir antropoloji profesörü ve bu konuyu ele alan bir makale yazarı, araştırmanın önemini vurgularken, izotop verilerinin tarihi kayıtlar ve DNA analizi ile nasıl birleştirildiğine dikkat çekti. Bu yaklaşım, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kölelerin kökenlerinin araştırılması için de kullanılabilir.

Bentley, “Stronsiyum izotopu oranları, insan diş minesinde yer alan ve genellikle yerel jeoloji ile ilişkili olsa da, çocukluk döneminde tüketilen yiyecek ve su karışımını yansıtır. Bu nedenle, her zaman benzersiz bir coğrafi işaret değildir” şeklinde açıklama yaptı. Bu durum, Antik Mısır’da Nil Nehri boyunca farklı bölgelerde yaşayan insanların beslenme alışkanlıklarının izotop analizleri ile belirlenebildiği gibi, karmaşık bir resim sunmaktadır.

Saint Helena’daki Gizemli Mezarlar: İnsan Kalıntıları Nereye Ait?

Saint Helena adasında yapılan arkeolojik kazılarda bulunan insan kalıntılarının nereden geldiği hala bir muammadır. Bilim insanları ve yerel topluluk üyeleri, bu kalıntıların Afrika’daki köken ülkelerine geri gönderilmesi olasılığını araştırdı ancak herhangi bir anlaşmaya varılamadı. Araştırma ekibi, bazı durumlarda hangi ülkeye iade edileceği konusunda zorluklar yaşandığını belirtti.

Bu durum, Mısır’da 19. yüzyılda bulunan ve dünyanın dört bir yanındaki müzelerde sergilenen birçok antik eser için de geçerlidir. Örneğin, Rosetta Taşı gibi önemli eserlerin kökenlerinin belirlenmesi ve iade süreçleri hala devam etmektedir.

Owen Jarus, Live Science’ın düzenli yazarlarından olup arkeoloji ve insanlık tarihi üzerine yazılar kaleme almaktadır. Ayrıca The Independent (UK), The Canadian Press (CP) ve The Associated Press (AP) gibi yayınlarda da eserleri bulunmaktadır. Owen, Toronto Üniversitesi’nden lisans ve Ryerson Üniversitesi’nden gazetecilik diplomasına sahiptir.

Yorum yapabilmek için lütfen profil adınızı yeniden doğrulayın.

Lütfen çıkış yapın ve tekrar giriş yapın; ardından profil adınızı girmeniz istenecektir.

Kaynak: Live Science

Paylaş