Son Dakika
Isınan dünyada su kaynaklı hastalıkların yayılışında değişiklikler yaşanıyor.
Bilim

Isınan dünyada su kaynaklı hastalıkların yayılışında değişiklikler yaşanıyor.

21 Temmuz 2026 · 8 dk okuma · 2 görüntülenme · Aşı Mimarı

Su kaynaklarından bulaşan hastalıklara ilişkin yapılan kapsamlı bir inceleme, küresel ısınmanın tüm bu hastalıkları aynı yönde etkilemeyeceğini ortaya koyuyor.

Daha sıcak su, bazı ölümcül bağırsak enfeksiyonlarına neden olan bakterilerin çoğalmasını sağlıyor.

Öte yandan, birçok yaygın mide virüsü, serin ve kuru havalarda daha iyi gelişiyor ve gezegen ısındıkça bu hastalıkların görülme sıklığı azalabilir.

Bu durum, her yıl enfeksiyöz ishal nedeniyle yaklaşık 1.2 milyon insanın ölümüne yol açan hastalıklara yönelik beklentileri değiştiriyor. Küresel ısınma, riskin genel olarak artması yerine, hangi patojenlerin hangi toplulukları tehdit edeceğini ve ne zaman bu tehdidin ortaya çıkacağını değiştirecek gibi görünüyor.

Bakteriler ve Virüsler Farklı Şekillerde Tepki Veriyor

Bu inceleme, Çevre ve İş Sağlığı alanında profesör olan , liderliğinde yürütüldü. Kendisi kariyerinin büyük bir bölümünü, hava koşullarının bağırsak enfeksiyonlarının yayılması üzerindeki etkilerini araştırarak geçirdi.

Ekibi, insan veya hayvan atıklarından kirlenmiş suyu yutulduğunda kişiden kişiye geçen mikroplar üzerine onlarca yıllık araştırmayı topladı. Bu mikroplar, değişen iklime aynı şekilde tepki vermiyor. Sıcaklıklar, daha sıcak ve hafif tuzlu suda daha hızlı çoğalan olan , de dahil olmak üzere birçok bakterinin büyümesini hızlandırıyor.

Birçok virüs ise ısıda daha kötü performans gösteriyor. Mide bulantısı ve ishalin yaygın nedenleri olan rotavirüs ve adenovirüs, yılın serin ve kuru dönemlerinde daha kolay bulaşıyor ve bu dönemlerin kısalmasıyla birlikte bu hastalıkların görülme sıklığı azalabilir.

Bu eğilim, verilerde de gözlemleniyor. Bir çalışmada, sıcaklıklar arttıkça bağırsak enfeksiyonlarına neden olan bakterilerin genel olarak daha yaygın hale geldiği, ancak viral enfeksiyonların daha az görüldüğü tespit edildi. Örneğin, Salmonella enfeksiyonu riski her 1.8°F’lik (yaklaşık 1°C) ısınma için yaklaşık %5 arttı.

Bu durum, tarihte benzer iklimsel değişikliklerin yaşandığı dönemlerde de gözlemlenmiştir. Örneğin, Küçük Buzul Çağı olarak bilinen dönemde, Avrupa’da sıcaklıkların düşmesiyle birlikte veba salgınlarının yayılması yavaşlamıştı. Ancak, bu dönemdeki soğuk hava, diğer enfeksiyon hastalıklarının yayılmasını kolaylaştırarak genel sağlık üzerinde karmaşık etkiler yaratmıştı.

Aşırı Yağışlar Altyapıyı Aşırı Yüklediğinde

Şiddetli yağmur ve seller, en bilinen bulaşma yollarından biridir.

Şiddetli yağışlar, drenaj sistemlerini aşarak insan ve hayvan atıklarını nehirlere ve kuyulara taşıdığında, ishal nedeni olan mikroplar da bu sularla birlikte eviyelere ve insanların güvendiği pompaların içine ulaşır.

Bu durumun etkileri hızla ve büyük bir ölçekte ortaya çıkabilir. 1993 yılında, Milwaukee’deki bir arıtma tesisinden geçen bir parazit, ilkbahar erimelerinin su kaynağını kirletmesiyle yaygınlaştı.

Tahminlere göre bu durum yaklaşık 400.000 kişiyi hasta etti ve ABD tarihindeki en büyük salgın hastalıklardan biri olarak kayıtlara geçti. Bu olay, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünde de benzer şekilde kanalizasyon sistemlerinin yetersizliği nedeniyle yaşanan sağlık sorunlarının etkilerini hatırlatmaktadır.

Ancak bu durum sadece daha fazla yağmurun daha fazla hastalığa yol açtığı anlamına gelmiyor. Bir araştırmaya göre, kurak bir dönemin ardından gelen şiddetli yağmurlar, su kaynaklarında biriken atıkların akışını hızlandırarak enfeksiyon riskini artırırken, zaten ıslak olan dönemlerdeki yağmurlar ise bu patojenleri seyreltip etkilerini azaltabilir.

Yetersiz Su Miktarı Riskleri

Yetersiz su miktarı da kendi risklerini taşır ve genellikle gözden kaçılır. Kuraklık, kuyuları ve akarsuları kuruttuğunda, aileler kalan kaynaklara yönelir, suyu daha uzun süre evde depolarlar ve ellerini yıkamak veya yiyecekleri temizlemek için daha az suya sahip olurlar.

Bu durumun etkileri ölçülebilir. Düşük ve orta gelirli ülkelerdeki çocukları inceleyen bir araştırmaya göre, altı ay süren kuraklık, ishal riskinde yaklaşık beş ila sekiz oranında artışa neden oluyor. Bu durum, özellikle Orta Çağ’da yaşanan kıtlıklarda ortaya çıkan benzer sağlık sorunlarını akla getirmektedir.

En belirgin artışlar, evlerine su taşımak için uzun mesafeler katetmek zorunda kalan veya sabun kullanma imkanı olmayan hanelerde görüldü. Bu durum, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yaşanan ekonomik sıkıntılar ve buna bağlı olarak ortaya çıkan hijyen sorunlarını da hatırlatmaktadır.

Yükselen deniz seviyeleri de kıyı bölgelerinde ek bir tehlike oluşturuyor. Deniz suyu, yeraltı sularına ve göletlere sızdıkça, içme suyu kaynakları tuzlu hale geliyor. Bu durum, hafif tuzlu suda iyi gelişen kolera bakterisi için uygun bir ortam yaratıyor. Özellikle düşük rakımlı kıyı bölgelerinde, fırtına dalgaları ve yavaş yavaş yükselen tuz seviyeleri, sağlık sorunlarını artırmış durumda.

Değişen Tehditlere Karşı Hazırlık

Bu değerlendirmenin mesajı tamamen karamsar değil. Yazarları, bu tehditleri kontrol altında tutmak için gerekli araçların zaten mevcut olduğunu ve en akıllı yatırımların iklim ne kadar değişirse değişsin fayda sağlayacak olanların olduğunu savunuyor.

Daha Dayanıklı Altyapı ve Sağlık Sistemleri

En önemli öncelik, sel ve fırtınaların zarar görmesini engelleyecek şekilde inşa edilmiş, daha dayanıklı su ve sanitasyon sistemlerinin oluşturulmasıdır. Bu sistemler, boru hatlarının ve arıtma tesislerinin çalışmaya devam etmesini sağlayarak halk sağlığını korur.

Güvenilir sanitasyon sistemleri, hava koşulları ne kadar kötü olursa olsun, atık maddelerin su kaynaklarına karışmasını engeller. Bu durum, özellikle kuraklık ve sel gibi aşırı hava olaylarının sıkça görüldüğü bölgelerde büyük önem taşır.

Gelişmiş gözetleme sistemleri de kritik öneme sahiptir. Bu sistemler, farklı patojenleri ayırt edebilme yeteneğine sahip olmalıdır.

Yetkililer, hangi mikroorganizmanın yayıldığını bildiklerinde, her salgınla aynı şekilde değil, doğru yöntemlerle müdahale edebilirler. Tarihsel olarak, benzer bir durum Osmanlı İmparatorluğu’nun Veba salgınlarıyla mücadele biçiminde görülebilir. Salgının yayılmasını kontrol altına almak için karantina uygulamaları, şehirlerin abluka altına alınması ve halkın bilinçlendirilmesi gibi önlemler alınmıştır. Ancak bu yöntemler, bazen ekonomik sıkıntılara ve sosyal huzursuzluklara yol açabilmiştir.

Yeni Hastalık Tehditlerine Uyum Sağlamak

Aşıların daha geniş çapta kullanılması da önemlidir. Halihazırda kolera, rotavirüs, tifüs ve hepatit A gibi birçok su kaynaklı hastalık için aşılar bulunmaktadır.

Ancak aynı doğal afetler, bu aşıların güvenli bir şekilde saklanmasını gerektiren soğuk zincir sistemlerini de bozabilir. Bu durum, aşıların etkinliğini azaltarak halk sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir.

Colorado Halk Sağlığı Okulu’nda görev yapan ve araştırmanın ortak yazarı olan Elizabeth Carlton, durumu açık bir şekilde ifade etti: “İklim değişikliği, bu hastalıkların yayılma şeklini değiştiriyor.”

Carlton, müdahale için gerekli araçların çoğunun zaten mevcut olduğunu ekledi. Ancak en zorlu kısım, dünyanın karşılaştığı hava koşullarına ve gelecekteki olası durumlara uygun olarak bu sistemlerin tasarlanması ve uygulanmasıdır.

İklim değişikliğiyle birlikte su kaynaklı hastalık riskleri de değişecektir. En güçlü koruma, her bölgenin karşılaşabileceği en büyük tehditlere göre su sistemlerinin, gözetleme mekanizmalarının ve aşı programlarının uyumlu hale getirilmesidir.

Bu çalışma, adlı bilimsel dergide yayınlanmıştır.

Bizi , tarafından sunulan ücretsiz bir uygulama aracılığıyla edinin.

Kaynak: Earth

Paylaş