Son Dakika
Tehlike altındaki türler, en önemli yasal korumalarından birini kaybetti.
Bilim

Tehlike altındaki türler, en önemli yasal korumalarından birini kaybetti.

21 Temmuz 2026 · 9 dk okuma · 3 görüntülenme · DNA Tamircisi

Federal kurumlar, onlarca yıllık bir düzenlemeyi geri çekti. Bu düzenleme, nesli tükenmekte olan bir hayvanın yaşam alanının tahrip edilmesini, Tehlike Altındaki Türler Yasası kapsamında zarara yol açan bir eylem olarak kabul ediyordu.

Korunan bir türün ihtiyaç duyduğu bir ormanın, sulak alanın veya su akıntısının yok edilmesi artık, o hayvanı doğrudan zarar vermeden, yasal olmayan bir eylem olarak değerlendirilmeyecektir.

Bu hamle, tehdit altındaki türlerin yaşadığı arazilerdeki keresteciliğin, enerji sondajının ve diğer gelişmelerin önünü açıyor. Gelişmeler, hayvanların kendisi öldürülmedikçe veya yaralanmadıkça devam edebilecek.

Çoğu türün nesli tükenme tehlikesi altına girmesinin temel nedeni yaşam alanlarının yok olması olduğu için, koruma bilimcileri bu düzenlemenin yasanın en güçlü korumalarından birini ortadan kaldırdığını belirtiyorlar.

Zararın Tanımı Nasıl Değiştirildi

Yasa, doğrudan yapılan eylemlerin yanı sıra, “zarar” kavramını da içeriyordu. Yasanın iki uygulayıcı kurum olan U.S. Fish and Wildlife Service ve National Marine Fisheries Service, 1975 yılında “zarar” kavramının ne anlama geldiğini detaylı olarak tanımladı. Bu tanım, sadece silahları ve tuzakları değil, aynı zamanda dozerleri de kapsıyordu.

Bu düzenleme, zararın, hayvanların hayatta kalması için gerekli olan şeylerin yok edilmesi sonucu meydana gelen ciddi bozulma veya tahribatı da içerebileceğini belirtiyordu. Bu durum, avlanma ve tuzağa düşürme yasağını, arazinin kullanımına getirilen bir kısıtlamaya dönüştürdü.

50 yıl boyunca bu tek cümle, hükümetin bir yuva ormanının kesilmesi veya bir bataklığın kurutulması gibi eylemleri, içindeki hayvanlara dokunulmamış olsa bile yasa dışı olarak değerlendirmesine olanak tanıdı. Bu durum, yasanın özel mülkiyetteki etkinliğini önemli ölçüde artırdı.

Bu değişiklik, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan benzer bir tarihi döneme işaret ediyor: 19. yüzyılın sonlarında, Batı’daki genişleyen tarım arazileri için yerli halkların yaşam alanları tahrip edilmiş ve bu durum, onların kültürel ve ekonomik hayata büyük darbe vurmuştu. Bu örnekte olduğu gibi, günümüzde de doğal kaynakların kullanımı ile türlerin korunması arasındaki dengeyi sağlamak, karmaşık bir sorundur.

Yüksek Mahkeme’nin Kararı

Endangered Species Act (Tehlike Altındaki Türler Yasası)’nın en önemli sınavını 1995 yılında geçmiştir. “Babbitt v. Sweet Home” olarak bilinen dava Yüksek Mahkeme’ye kadar ulaşmış ve mahkeme, habitat tanımının makul olduğunu kabul etmiştir.

Bu karar, hakimlerin belirsiz bir yasanın mantıklı yorumunu yapan bir ajansa saygı göstermesi gerektiği ilkesine dayanıyordu. Bu ilke, o zamandan beri birçok davada önemli bir rol oynamıştır.

Ancak, bu karara yapılan bir muhalefet, şimdi hükümetin yol haritası haline gelmiştir. Yüksek Mahkeme üyesi Antonin Scalia, “take” kelimesinin belirli bir hayvanı hedef alan kasıtlı bir eylem anlamına geldiğini, ancak manzaranın bilinçli olarak değiştirilmesinin sonucu olduğunu savunmuştur.

Scalia, “harm” kelimesini de doğrudan bir eylemin başka bir ifadesi olarak yorumlamış ve bunu avlamak, vurmak ve tuzak kurmak gibi eylemlerle aynı anlamda görmüştür. Bu görüş, daha sonraki yıllarda birçok davada etkili olmuştur.

Yeni Bir Yasal Kriter

Şimdi, bu karar, ajansların ve mahkemelerin bir yasanın herhangi bir makul yorumu yerine, en iyi tek yorumunu takip etmesini gerektiriyor. Bu durum, yasaların uygulanmasında önemli değişikliklere yol açmıştır.

Ajanslar, kendi 50 yıllık tanımının artık bu kriteri karşılamadığını belirlemiş ve yeni bir tanım yazmak yerine mevcut tanımı kaldırmayı tercih etmişlerdir. Bu karar, yasal süreçlerde önemli bir dönüm noktası olmuştur.

Yetkililerin Değişikliği

Yetkililer, eski kuralı “zarar” kelimesinin açık anlamının ötesine geçen bir aşırı yorum olarak tanımlıyor. Ayrıca, özel mülkün kullanımına ilişkin tahmin edilemez sınırlamalar getirdiğini belirtiyorlar. Bu değişikliklerin amacı, çiftçilerin, enerji üreticilerinin ve diğer arazi sahiplerinin izin süreçlerindeki gecikmeleri ve uyumluluk maliyetlerini azaltmaktır. Yetkililer, yasanın hiçbir zaman bu tür faaliyetleri yetkilendirmeye yönelik olmadığını savunuyor.

“Türü koruyabilir ve aynı zamanda topluluklara saygı gösterebiliriz” diyen Balık ve Vahşi Yaşam Hizmeti Direktörü Brian Nesvik, bu yaklaşımın önemini vurgulamıştır. Bu durum, çevresel düzenlemelerdeki daha dengeli bir yaklaşımı temsil etmektedir.

Habitat Tahribatının Rolü

Biyologların en büyük endişesi, bu değişikliğin neyin korumasız kalacağıdır. ABD’deki tehlike altındaki türlerin çoğunluğu, avlanmaları nedeniyle değil, habitatlarının kaybolması nedeniyle listede yer almaktadır.

Habitat tahribatı, dünya genelinde yok oluşun en önemli nedenlerinden biridir ve bu durum geniş bilimsel araştırmalarla desteklenmektedir. Bu durum, çevresel koruma çabalarının önemini daha da artırmaktadır. Örneğin, 20. yüzyılda yaşanan hızlı nüfus artışı ve sanayileşme, birçok türün habitat kaybına yol açmış ve bazılarını yok oluşun eşiğine getirmiştir. Aynı şekilde, 1986’daki Çernobil felaketi, geniş bir alandaki habitatı tahrip etmiş ve uzun süreli çevresel etkiler yaratmıştır.

Kurumlar, yaşam alanlarının aniden korumasız hale gelmediğini vurguluyor. Yasanın diğer bölümleri hala geçerli. Federal projeler, bir türün yok olmasına neden olabilecek herhangi bir faaliyetten önce, ilgili yetkililerle görüşmek zorundadır.

Kalan Boşluklar

Hükümet hala araziyi koruma amacıyla satın alabilir ve ayrıca, belirli türlerin iyileşmesi için gerekli olan özel alanları belirleyebilir. Günümüzde bu şekilde belirlenmiş 100 milyondan fazla dönüm arazinin bulunduğu belirtiliyor.

Ancak, bu araçların uygulanabilirliğinin sınırlı olduğu bir nokta var. Danışma yükümlülüğü yalnızca federal faaliyetleri kapsarken, tehlike altında olan birçok türün yaşam alanı özel mülkiyette bulunuyor.

Eski “zarar kuralı”, çoğu zaman gelişim projelerinden kaynaklanan istemeden yapılan zararları önleyen tek federal araçtı. Bu durum, Roma İmparatorluğu döneminde bile geçerliydi; imparatorlar, yeni yollar veya şehirler inşa ederken, tarım arazilerini ve ormanları korumak için sıkı düzenlemeler getiriyorlardı. Benzer şekilde, Çin’de de Tang Hanedanlığı döneminde, ormansızlaşmayı önlemek ve doğal kaynakları sürdürülebilir bir şekilde kullanmak amacıyla kapsamlı yasalar çıkarılmıştı.

ABD’deki tehlike altındaki türleri tehdit eden faktörlerin analizlerinde, yaşam alanı kaybının en önemli baskı olduğu görülmüştür; bu oran, doğrudan avlanma gibi diğer faktörlerden çok daha yüksektir.

Bundan Sonra Ne Olacak?

Bu kural, Temmuz 2026’nın ortasında yayınlandıktan sonra 60 gün içinde yürürlüğe girecek ve zaten verilmiş izinleri yeniden açmayacaktır. Bu değişiklik, arazinin sahibi olanların ve endüstrinin planlama ve iyileştirme maliyetlerinde yaklaşık 360 milyon ile 520 milyon dolar arasında bir tasarruf sağlaması bekleniyor.

Ancak, bu durum aynı zamanda eski kural üzerine inşa edilmiş bir iş kolunu da etkiliyor. İzinler için gerekli olan yaşam alanı dengesini sağlayan habitat iyileştirme ve dengeleme endüstrisi büyümüştü. Kamuoyu tarafından bu sektörün milyarlarca dolarlık bir değere sahip olduğu ve on binlerce kişiye istihdam sağladığı belirtiliyordu.

Bu talebin büyük bir kısmı, yeni kuralın getirdiği değişikliklerle ortadan kalkacak. Bu durumun en çok etkisini, tehlike altındaki türlerin yaşam alanlarının en yoğun olarak bulunduğu özel mülkiyette bulunan arazilerde hissedilecek. Çevre grupları, bu değişikliği mahkemelerde dava etmeyi planlıyor. Onların iddiasına göre, hükümet bir türü yok olmaktan kurtarmak amacıyla çıkarılmış bir yasadan yaşam alanını kaldıramaz. Bu değişikliğin son söz olmayacağı düşünülüyor.

Çevre Yasasında Yeni Düzenleme: Türlerin Korunması Risk Altında mı?

Ortaya konan en önemli nokta, sahadaki uygulamanın nasıl değiştiği. Federal projeler dışında, nesli tükenmekte olan bir hayvanın yaşam alanını yok etmek artık doğrudan o hayvanın zarar görmesi anlamına gelmiyor; tabii ki hayvanın öldürülmemesi veya yaralanmaması koşuluyla.

Bu değişiklik, milyonlarca hektar özel arazideki habitat kaybına ilişkin temel federal sınırlamayı ortadan kaldırıyor. Ancak bu durumun devam edip etmeyeceği, mahkemelerin müdahalesiyle belirlenebilir.

Son düzenleme, resmi gazetede yayınlanmıştır.

Bizi , ücretsiz bir uygulama ile tanıyın. Bu uygulama, ve Earth.com tarafından sizlere sunulmaktadır.

Bu yeni düzenleme, özellikle habitat kaybının etkilerini azaltmaya çalışan mevcut çevre yasalarının temel ilkelerine aykırı görünüyor. Tarihsel olarak, benzer türlerin korunması için alınan önlemler genellikle yaşam alanlarının korunmasına odaklanmıştır. Örneğin, 19. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri’nde bizonların (American Buffalo) neredeyse yok oluşuyla sonuçlanan aşırı avcılık döneminde, bu hayvanların hayatta kalmasını sağlamak için yaşam alanlarının korunması ve avlanmanın kontrol altına alınması gibi önlemler alınmıştır. Benzer şekilde, günümüzde birçok ülkede orman yangınları veya tarım arazileri açılması nedeniyle tehdit altında olan türlerin korunması için de habitatların korunması büyük önem taşımaktadır.

Kaynak: Earth

Paylaş