Son Dakika
Trump’ın İran’a karşı kullanabileceği olumlu hiçbir seçenek kalmadı.
Bilim

Trump’ın İran’a karşı kullanabileceği olumlu hiçbir seçenek kalmadı.

21 Temmuz 2026 · 10 dk okuma · 2 görüntülenme · Kuantum İzleri

Geçtiğimiz yıl, Beyaz Saray’da yaşanan bir olayda, ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’e yönelik sert açıklamalarda bulunmuştu. Trump, Zelenskiy’nin, Rusya’nın işgaliyle karşı karşıya olan Ukrayna’ya sağlanan ABD desteğinin karşılığını vermediğini iddia etmiş ve meşhur bir şekilde “Siz elinizde kartları tutmuyorsunuz” demişti.

Şimdi ise, bir yıl aşkın süre sonra, İran ile yaşanan gerilimde, Trump’ın elinde de güçlü bir kart olmadığını görmek mümkün.

İran, askeri olarak ABD ile başa çıkamayabilir, ancak özellikle Hormuz Boğazı üzerindeki etkisini artırmada oldukça başarılı oldu. Trump, bu boğazın ticari gemilere açık olduğunu istediği kadar ilan edebilir, ancak bunu gerçekleştiremiyor.

ABD, İran’ın Hormuz Boğazı üzerindeki kontrolünü kırmak için bu hafta İran’a yönelik hava saldırılarına yeniden başladı, ancak Trump, köşeye sıkışmış hissederse daha da ileri gidebilir.

İran’ın Hormuz Boğazı üzerindeki gücü, asimetrik savaşta kullanılan temel taktiklerden biri olan bozucu bir rol oynamasına dayanıyor. Bu strateji, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun kullandığı taktiklere benziyor. Örneğin, Alman denizaltılarının (U-botları) Atlantik Okyanusu’ndaki gemi trafiğini aksatarak Müttefik Devletler üzerinde büyük bir baskı oluşturması, benzer bir asimetrik savaş örneğidir.

Hormuz Boğazı’ndaki Gerilim: Bölge ve Dünya Ekonomisi İçin Riskler Artıyor

Hormuz Boğazı’nın ne kadar süreyle kapalı kalacağı, ABD ve Körfezdeki müttefiklerinin savaşın sona ermesi için uygulayacağı baskıyı doğrudan etkiliyor. Her gün bu dar geçiş noktasından geçen hacim, dünya petrol ve gazının yaklaşık %20’sini oluştururken, aynı zamanda büyük miktarlarda kükürt, amonyak, üre ve helyum da buradan taşınıyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), son haftalardaki eylemleriyle gösterdiği gibi, ticari trafişe yönelik tehditleri insansız hava araçlarıyla veya füze saldırılarıyla her an gerçekleştirebilir. Savaşın başlangıcından bu yana ABD’nin yoğun bombardımanlarına rağmen, Hormuz Boğazı boyunca bulunan İran’ın çoğu füze fırlatma sahası yeniden faal hale geldi.

Ukrayna’nın en kötü haftası, aynı zamanda bir fırsat mı?

Bu durum göz önüne alındığında, Lloyd’s of London gibi deniz sigorta şirketleri, savaş devam ettiği sürece Hormuz Boğazı üzerinden yapılan geçişleri ya tamamen sigortalamayı reddedecek veya çok yüksek, sürdürülebilir olmayan primler talep edecek.

IRGC sadece gemilere yönelik tehdit oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda bu hafta içinde yaptığı gibi, Körfez’deki her ülkenin bulunduğu yerlere de saldırı düzenleyebiliyor. Bölgedeki birçok ABD askeri üssü ağır hasar gördü.

Körfez ülkelerinin, Amerika Birleşik Devletleri’nin “misafir” olarak bulunmasının güvenlik garantisi sağladığı miti tamamen yıkıldı.

(Tarihsel Bağlantı: Hormuz Boğazı’ndaki gerilim, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İngiltere ile yaptığı Kırım Savaşı dönemindeki deniz operasyonlarını ve Mısır Kanalı’nın stratejik önemini hatırlatıyor. Her iki durumda da kontrolün kaybedilmesi, bölgesel güç dengelerini önemli ölçüde etkilemişti.)

Ormuz Boğazı’ndaki Gerilim: Askeri Çözüm Yok, Ancak Riskler Hala Devam Ediyor

Ormuz Boğazı’nın yeniden açılması için askeri bir çözüm bulunmuyor. Aynı zamanda ne İran rejimi ne de Trump yönetimi düşmanlıkların önemli ölçüde tırmanmasına razı değil. Her iki tarafın da kaybetmesi gereken çok şey var; sadece askeri operasyonlar bile ABD’ye 100 milyar doların üzerinde bir maliyet getirmiş olabilir ve uzun süren bir savaşta kazanacak hiçbir şeyleri yok.

Ancak, merhum Üst Yöneticisi Ali Hamenei için ulusal yas döneminin yarattığı duygusal ortamla cesaretlenen Tahran’daki sert liderler, diğer ülkelerdeki daha pragmatik liderlere göre çatışmaya çok daha istekli. Analistler, İran’ın ABD Donanması’nın uygulayabileceği bir abluka ve bombardımana aylar boyunca dayanabileceğine inanıyor.

İran halkının çoğunluğunun tepkisini çekse de, rejimin savaş başladığında olduğundan daha güçlü bir konumda olduğu görülüyor. Bu durum, Birinci Dünya Savaşı’ndaki Almanya’nın denizaltı savaşına benzer bir paralelliğe sahip. O dönemde de Almanya, İngiltere gibi büyük güçleri deniz yoluyla tedarik zincirlerini keserek ciddi şekilde etkilemişti. Ancak bu durum, sonunda Almanya’nın yenilgisine yol açtı.

Ormuz Boğazı’nda bir abluka, tüm insanlık için bir kriz

Öte yandan, Trump’ın kendisini bir zafer kazanan olarak göstermek istemesi çok önemli. Ayrıca, başkanın yetkilerini sınırlayan geleneksel denge ve kontrollerin zayıflamasıyla birlikte, pervasız bir tırmanma riski de bulunuyor.

Olası Bölgesel Çatışmanın Küresel Ekonomik Etkileri

Trump yönetimi, İran’a yönelik olası bir askeri müdahale tehdidinde bulunarak bölgede gerginliği tırmandırıyor. Bu durumun küresel ekonomi üzerinde ciddi etkileri olabilir.

Örneğin, Trump daha önce İran’daki elektrik santralleri ve arıtma tesisleri gibi sivil altyapıları hedef alma tehdidi savurmuştu. Bu tür bir eylem, İran rejiminin Körfez ülkelerindeki enerji altyapılarına benzer bir karşılık vermesine yol açabilir.

Bu senaryo daha önce de yaşandı; savaşın başlarında İran, çeşitli Körfez ülkelerindeki enerji tesislerine saldırdı. Bu tür saldırılar tekrar gerçekleşirse, küresel ekonomi üzerinde uzun süreli etkileri olabilir.

Eğer çatışma daha da tırmanarak doğrudan Körfez ülkelerinin içme suyu ihtiyacını karşılayan 400 arıtma tesisine yönelik saldırılar gelirse, sonuçlar yıkıcı olacaktır. Bu durumun insani ve ekonomik boyutları çok ağır olabilir.

İran rejimi ayrıca Yemen’deki Husileri, İsrail gemilerinin Bab el-Mandeb Boğazı’ndan geçişini engellemenin ötesine geçmeye ve bu önemli deniz yoluna yönelik saldırılara yeniden başlamaya teşvik edebilir. Bu boğazdan yaklaşık %10’luk bir kısmı dünya ticaretinin gerçekleştiği kritik bir noktadır.

Şu ana kadar Husiler, daha fazla saldırı yapmaktan kaçındılar; bunun bir nedeni de uzun süren savaşın ardından komşu ülke Suudi Arabistan ile bir tür ateşkes anlaşmasına varmalarıdır. Bu durum, bölgedeki gerilimi azaltmaya yardımcı olmuş olsa da, olası çatışma riskini tamamen ortadan kaldırmamaktadır.

Bu gelişmeler ışığında, Wright kardeşlerin ilk uçuş denemesiyle başlayan havacılık tarihinde, teknolojinin ve stratejinin her zaman önemli bir rol oynadığı gibi, günümüzde de bölgesel gerginliklerin küresel ekonomiyi nasıl etkileyebileceğini anlamak büyük önem taşıyor. İlk jet motorlarının geliştirilmesi veya efsanevi eski uçak modellerinin ortaya çıkışı gibi dönüm noktaları, havacılık alanındaki ilerlemelerin stratejik ve ekonomik sonuçlarını göstermektedir.

Bu durumun Kenya Şilini (yaklaşık 170 milyon Dolar / 5.6 milyar TL) cinsinden ifade edilen maliyetleri göz önüne alındığında, bölgesel bir çatışmanın potansiyel etkileri çok ciddi olabilir.

Ancak, bu ateşkes şimdi, bu hafta gerçekleşen ve Husilerin Suudi Arabistan’ın suçu olduğunu savunduğu bir havaalanı saldırısı sonrasında, görünüşe göre istikrarsız hale gelmiştir.

Japon İmparatorluk Hukuku, kadet şubelerinden evlat edinmeyi mümkün kılıyor

Büyük resim şu ki, hava saldırılarıyla rejim değişikliği asla sağlanamamıştır. Bir başka gerçek: Amerika, tüm kudretli askeri gücüne rağmen, son 80 yılda büyük bir savaş kazanamamıştır. Bu durum, Wright Kardeşler’in ilk motorlu uçuşunu gerçekleştirdiği döneme kadar uzanıyor. O zamanlar bile, havacılık teknolojisi henüz emeklemişti ve askeri amaçlarla kullanılması sınırlıydı. Bugün ise, insansız hava araçlarının (İHA) yaygın kullanımıyla birlikte, savaşın doğası tamamen değişiyor.

İrana karşı herhangi bir ciddi askeri operasyon, Irak’ta iki on yıl önce olduğu gibi, Amerikan askerlerinin doğrudan katılımını gerektirecektir. Ancak, 2003 işgali sonrasında o ülkeye istikrar getirmek için görevlendirilen yüz binlerce kişilik uluslararası koalisyon kuvveti bile yetersiz kalmıştır.

İran ise Irak’ın yaklaşık dört kat daha büyüktür. Sadece İran’ın dağlık güney kıyısını kontrol altına almak için gerekli olacak, çok daha büyük bir askeri gücün toplanması neredeyse imkansızdır. Bu durum, 1945 yılında Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının ardından Japonya’nın teslim olmasını sağlayan askeri üstünlüğe benzer bir durumu akla getirmektedir; ancak bu kez hedefte İran bulunmaktadır.

Modern insansız hava araçlarının (İHA) ortaya çıkmasıyla birlikte, aynı zamanda yeni bir savaş dönemine de girmiş bulunuyoruz – ve İran, Amerika Birleşik Devletleri’ne göre bu alanda daha iyi bir konumdadır. İran, dünya çapında en güçlü askeri güce sahip ülkeye karşı bile rekabet edebilecek, dikkate değer bir endüstriyel askeri kapasiteye sahiptir.

İran’ın Kontrolü Altındaki Hormuz Boğazı: Trump’ın Seçenekleri ve Potansiyel Riskler

Hormuz Boğazı üzerinden İran’ın artan kontrolünün, özellikle ABD için önemli sonuçları bulunmaktadır. Bu durumun, olası bir ABD karasal operasyonunu da doğrudan etkileyeceği açıktır. İran kıyılarının veya Kharg Adası gibi belirli bölgelerin işgali girişimi, ciddi bir direnişle karşılaşacaktır.

Ancak, daha büyük bir tırmanma riski hala mevcuttur. Bu riskin içinde, ABD’nin taktik nükleer silahları kullanması ihtimali de bulunmaktadır. Bu durum, küresel sonuçlar doğurabilecek tehlikeli bir süreci başlatabilir.

Bu bağlamda, Trump yönetiminin en iyi seçeneği ne olmalıdır? İran’ın Hormuz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürmesine izin vermek, kötü bir emsal teşkil edebilir. Ancak, mevcut koşullar altında bu, diğer seçeneklere kıyasla daha kabul edilebilir bir sonuç olabilir.

Bu durum, Wright Kardeşler’in ilk uçuş denemeleriyle paralellikler taşımaktadır. Onlar da benzer şekilde, bilinmeyen ve riskli bir alana adım atmışlardı. Ancak, elde ettikleri başarı, havacılık tarihinde dönüm noktası olmuştur. Benzer şekilde, Trump yönetiminin dikkatli ve stratejik adımlar atması, bölgesel istikrarı koruma açısından kritik öneme sahiptir.

Greg Barton, Alfred Deakin Institute for Citizenship and Globalisation’da Küresel İslam Politikaları Bölümü Başkanıdır, Deakin Üniversitesi.

Bu makale, Creative Commons lisansı altında The Conversation’dan yeniden yayınlanmıştır. Orijinal makaleye buradan ulaşabilirsiniz: The Conversation

Kaynak: Asia-Times

Paylaş