Son Dakika
Antarktika’dan Kaybolan Buz Kütlesi Fransa Boyutu Kadar!
Çevre / İklim

Antarktika’dan Kaybolan Buz Kütlesi Fransa Boyutu Kadar!

21 Temmuz 2026 · 11 dk okuma · 5 görüntülenme · Yaşam Atlası

Antarktika’da Beklenmedik Buz Kaybı: Bilim İnsanları Endişeli

Living on Earth programının ortaklığımızla yayınlanan bu haberde, kamu radyosunun çevre haberleri dergisinden bir röportaj sunuyoruz. Röportaj, UC Boulder’daki kıdemli araştırmacı bilim insanı Ted Scambos ile yapılmıştır. Röportaj, anlaşılırlık için kısaltılmıştır.

Kuzey Yarımküre’de yaz ortası, Antarktika’da genellikle sıcaklıkların düştüğü ve çevredeki okyanusun buzla kaplandığı, böylece kıtanın neredeyse iki katına çıktığı bir dönemdir. Ancak bu haziran ayında, bilim insanları Antarktika’nın batı kıyısında Fransa büyüklüğünde bir deniz buzunun eksik olduğunu tespit etti.

Ted Scambos, Colorado Üniversitesi’ndeki Çevre Bilimleri için İşbirlikçi Araştırma Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı bilim insanıdır. Bu röportaj, anlaşılırlık amacıyla kısaltılmıştır.

AYNSLEY O’NEILL: Bu kadar çok buzulun ortadan kaybolması ne kadar olağandışı bir durum?

TED SCAMBOS: Normalde, yarımada yakınındaki bölge—haritada Güney Amerika’ya doğru uzanan kısım—batı tarafındaki bu alanda kış ortasında aşırı düşük miktarda deniz buzu görülür. Bu çok uzun kıyı şeridinde buz oluşumu gerçekleşmiyor ve bu durum son 50 yıldaki Antarktika kayıtlarında, hatta muhtemelen daha uzun bir süredir görülen olağan dışı bir durumdur.

Burada yaşanan temel sorun, Güney Pasifik’ten sıcak havanın bu bölgeye doğru esen çok güçlü rüzgarlar nedeniyle oluşuyor ve bu da buzun oluşumunu engelliyor. Ayrıca, okyanus yüzeyinin de olağandışı derecede sıcak olması gerekiyor ve bu durum da rüzgarların okyanus suyunu Antarktika çevresinde hareket ettirme şekliyle ilgili. Bu durum, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünde yaşanan ekonomik sıkıntılarla benzer bir şekilde, beklenmedik iklimsel değişikliklerin büyük bir coğrafyayı nasıl etkileyebileceğini gösteriyor.

Antarktika’da Beklenmedik Kar Yağışları ve Buz Kaybı Dengesi

Normal şartlarda Antarktika’nın bu bölgesinde deniz yüzeyi tamamen donmuş olur ve tüm canlılar, okyanusun üzerinde büyük bir buz tabakasının varlığına uyum sağlamaya çalışır. Kıyı bölgelerindeki iklim, genellikle çok daha soğuktur çünkü hava, okyanustan gelmeli, yüzlerce mil boyunca dondurulmuş bir denizden geçmeli ve ardından kıtaya ulaşmalıdır. Ancak şu anda, sıcak ve nemli havanın doğrudan okyanustan gelerek kıtayı vurduğu ve büyük miktarda kar yağışına neden olduğu görülüyor.

Güney Afrika’nın güneyindeki bölgede görülen ek kar birikimi, Antarktika’daki diğer bölgelerdeki buz kaybını büyük ölçüde telafi etmeye yetiyor. Ancak yine de, Antarktika’daki diğer bölgelerdeki buz örtüsünde yavaş yavaş gelişen bir felaket olduğuna inanıyoruz. Şu anda ise, toplam kütle açısından son birkaç yıldır dengede gibi görünüyor.

O’NEILL: Antarktika’nın ne kadar büyük olduğunu düşündüğünüzde, bazı bölgelerde mevsimlik olarak daha fazla kar yağışı görülmesi ve diğer bölgelerde normalden çok daha az buz olması durumunun mantıklı olduğu açıktır.

SCAMBOS: Evet, bu doğru. Genellikle bunu, tümü buzun altında kalan Avustralya’nın Endonezya ve Papua Yeni Gine ile karşılaştırılabilecek bir durum olarak tanımlıyorum; bunların her biri farklı hava akımları ve okyanus akıntılarının etkisine maruz kalıyor.

Antarktika çevresinde batıdan doğuya doğru ilerleyen, rüzgarın etkisiyle hareket eden önemli bir okyanus akıntısı bulunmaktadır. Bu akıntıya “Batı Rüzgar Akıntısı” adı verilmektedir ve bu akıntı, kıyıya yaklaştığında veya kıyıda uzaklaştığında yerel iklim üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Bu durum, 19. yüzyılın başlarında Rus kaşif Fabian Gottlieb von Bellingshausen’in Antarktika’yı keşfetmesiyle benzerdir; o dönemde de farklı bölgelerde farklı hava koşullarına rastlanmıştı.

Antarktika’daki Buz Kaybının Nedenleri ve Uzun Vadeli Beklentiler

Antarktika’da buz kaybının temel nedenlerinden biri, okyanus akıntılarının kıyı şeridine doğru hareket etmesidir. Derinlerdeki daha sıcak suyun etkisiyle, özellikle büyük buzul kütlelerinin altında erime meydana gelmektedir. Bu durum, Antarktika’daki uzun vadeli buz kaybı için önemli bir tehdit oluşturmaktadır.

O’NEILL: Güneşin sıcaklığının etkisini kolayca gözlemleyebiliriz, ancak okyanus altındaki sıcak suyun da buzul üzerinde benzer bir etki yarattığını anlamak bazen zor olabilir.

SCAMBOS: Haklısınız. Özellikle Pasifik Okyanusu’na bakan bölgelerde, daha derinlerden gelen sıcak su, en kalın buzul kütlelerine ulaşarak erimelerine neden oluyor ve bu da buzulların hızlanmasına yol açıyor. Bu durum, bölgedeki buz kaybının artmasına sebep oluyor; çünkü oluşan boşluklar kar yağışıyla yeterince telafi edilemiyor.

Antarktika’yı genel olarak değerlendirdiğimizde, son yıllarda bir denge söz konusuydu. Ancak bu dengenin ne kadar sürdürülebilir olduğu konusunda tartışmalar devam ediyor. Tarihsel verilere baktığımızda, geçmiş dönemlerdeki buz çağları ve sıcak dönemler, genellikle daha sıcak bir gezegenin daha küçük bir Antarktika ve yükselen deniz seviyelerine yol açtığını gösteriyor. Bu nedenle, uzun vadede benzer bir eğilimin yaşanması beklenmelidir.

O’NEILL: Çalışmalarınızın odak noklarından biri, Dünyanın en geniş buzul olan Thwaites Buzulu’dur. Batı Antarktika’da bulunan bu buzul, bazen “Kıyamet Buzulu” olarak adlandırılıyor. Peki, Thwaites Buzulu 2026 yılında nasıl bir durumdaydı?

[MEDIA_0]

Antarktika’daki Buzulların Erimesi ve Küresel Sonuçları

SCAMBOS: Ne yazık ki, bu sorunun tam merkezinde yer alıyor; sıcak okyanus suları Antarktika kıyılarına ulaşıyor. Thwaites buzulu ile bitişik olan diğer buzullar da aynı durumla karşı karşıya ve bu kayıplar ihmal edilemez düzeyde. Ancak, buz tabakasının altındaki coğrafi yapısı nedeniyle Thwaites, Antarktika’da büyük bir buz kütlesinin kaybı için kritik öneme sahip bir buzul. Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki hakimiyeti ve Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi gibi, jeopolitik dengeleri kökten değiştirebilecek bölgesel çatışmalara yol açabilecek karmaşık bir süreçtir.

Ben bunu “yavaş ilerleyen bir felaket” olarak tanımlıyorum; bu, kıyamet anlamına gelmiyor, daha çok “mahvolmuş bir asır veya iki” demek. Ancak, bu bölgedeki buzulların erimesi sonucu ortaya çıkacak deniz seviyesi yükselişi miktarı – ve bunun zaten başladığını düşünüyoruz – modeller, kaybedilecek buz miktarının kesin olduğunu gösteriyor. Şimdi soru şu: Bu kaybı binlerce yıla yayacak kadar hızlı hareket edecek miyiz, yoksa gezegeni daha da ısıtmaya devam ederek bu çöküşün bir asır veya iki içinde gerçekleşmesine neden olacak kadar “aptal” mı davranacağız? Bu durum, 1917’deki Bolşevik Devrimi gibi, siyasi ve sosyal yapıları temelinden sarsabilecek öngörülemez sonuçlara yol açabilir.

Thwaites gerçekten de gelecekteki deniz seviyesi yükselişi açısından en büyük etken, en önemli “wild card” (beklenmedik kart). Isınan okyanuslar, suyun genleşmesine neden olarak bu duruma katkıda bulunuyor. Ayrıca, Grönland’ın erimesi, özellikle buz tabakasının yüzeyindeki erimiş suyun okyanusa karışması da önemli bir faktör. Ancak, bunların tahmin edilmesi ve öngörülmesi nispeten kolay; bunlar, gezegenin ısınmasıyla orantılı olarak değişeceklerdir. Thwaites’in ise, bu buzun ne zaman ve nasıl kopacağını tahmin etmek çok daha zor.

O’NEILL: Bu hızlı buz kaybının, deniz buzu veya buzul erimesi olsun, dünyanın geri kalanının sonuçlarını ne zaman hissetmeye başlayacağını düşünüyorsunuz?

İklim Değişikliği ve Deniz Seviyesi Yükselişi: Küresel Etkiler ve Bölgesel Farklılıklar

SCAMBOS: Ne yazık ki, insanlığın bir felakete ihtiyaç duyduğu görülüyor. İklim ısınması ve iklim değişikliğinin gerçek olduğu konusunda Amerikan halkını yeterince bilgilendiren olayların sürekli bir akışı var. Avrupa’daki sıcak hava dalgaları, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sıcak hava dalgaları, kasırgalar gibi olaylar, kamuoyunun düşüncesi üzerinde kümülatif bir etkiye sahip ve bence Amerika Birleşik Devletleri’nde bu eşik değerine ulaşıldı. İnsanlar artık “Evet, bu gerçekten oluyor ve bunun hakkında daha erken düşünmemiz gerekebilir” diye düşünüyor.

Bu haber, sizin gibi okuyucular tarafından desteklenmektedir.

Hemen Bağış Yapın

O’NEILL: Deniz seviyesi yükselişinden bahsederken, deniz seviyesinin yükseldiği yerlerdeki düşük rakımlı ada ülkelerinden gelen, durumu kendi canları pahasına yaşayan ve oldukça duygusal konuşmacılarla karşılaşıyoruz; çünkü onlar için bu kelimenin tam anlamıyla ön kapıları risk altında.

SCAMBOS: Evet, okyanus onların ön kapılarının eşiğinde ve bu adaların aslında neden en çok tepki gösterdiğinin ilginç bir nedeni var. Dünyadaki deniz seviyesi yükselişi eşit değildir. Tüm kıyı şeritlerinde yavaşça ve eşit şekilde dolan bir küvet gibi olmayacaktır.

Buzul kaybının en fazla olduğu bölgelerde, o kıyılara yakın yerlerde deniz seviyesinin düşmesi bekleniyor. Bu biraz karmaşık olabilir, ancak yüz milyarlarca ton buzulun erimesiyle, o kıtadaki kütlenin okyanusa uyguladığı çekim kuvveti eskisi kadar güçlü değil. O buz tabakasının kütlesi azaldığı için, yerçekimi de azalıyor ve bu da okyanusun kıyıya doğru olan çekimini azaltıyor.

Sonuç olarak, Dünya’nın ortasındaki, ekvatora yakın bölgelerde, her iki tarafında yaklaşık 30 ila 40 derece enlem arasında kalan bölgeler, diğerlerine göre daha fazla deniz seviyesi yükselişi yaşayacak. Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu’ndaki bu adalar, dünyanın geri kalanıyla karşılaştırıldığında yaklaşık %30 daha fazla deniz seviyesi yükselişi yaşayacak.

Bu durum, tarih boyunca farklı coğrafyalarda yaşanan benzer felaketlerin etkilerini hatırlatıyor. Örneğin, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünde, ekonomik sıkıntılar ve siyasi istikrarsızlık, kırsal bölgelerden büyük şehirlere göçü hızlandırdı. Bu durum, şehirlerdeki altyapıyı zorladı, kaynakları tüketti ve sosyal huzursuzluğa yol açtı. Benzer şekilde, günümüzde iklim değişikliğinin neden olduğu deniz seviyesi yükselişi, bazı ada ülkelerini var olma tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor ve bu da küresel çapta insani krizlere yol açabilir.

Bu durum oldukça üzücü ve bu nedenle de kritik bir sorun teşkil ediyor. Çünkü söz konusu bölgelerde geri çekilebilecek güvenli alanlar yok. Tabii ki, New Orleans için Baton Rouge gibi bir seçenek olabilir, ancak Maldivler’in böyle bir alternatifi bulunmuyor.

O’NEILL: İnsanların bu türden bir haberi duyduklarında aklında tutmaları gereken en önemli şey nedir?

SCAMBOS: Biliyorum ki, geleceğin ne kadar risk altında olduğunu sürekli vurgulamak insanları karamsar düşündürebilir. Ancak şunu da bilmeliyiz ki, deniz seviyesinin yüksediği ve dünyanın ısınma hızını önemli ölçüde yavaşlatacak teknolojiye sahibiz. Yakın gelecekte bir miktar ısınmaya mahkum olabiliriz. Ancak sera gazı emisyonları sorununa gelince, çözüm güneş enerjisi ve rüzgar enerjisindeki potansiyelde yatıyor. Ayrıca, yeni nesil nükleer enerji kaynaklarının da bu çözüme dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tüm bunları kullanarak, atmosfere ısı tutan gazların salınımını durdurabiliriz. Çözüm zaten önümüzde duruyor.

Bu durum, tarihte benzer sonuçlara yol açmış başka örnekleri de akla getiriyor. Örneğin, Roma İmparatorluğu’nun aşırı genişlemesi ve kaynakların kötü yönetimi, imparatorluğun çöküşüne katkıda bulunmuştur. Benzer şekilde, günümüzde bazı ülkelerin sürdürülemeyen kalkınma politikaları ve çevreye verilen zararlar, gelecekte benzer sonuçlara yol açabilir. Ancak, tıpkı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasını engelleyemediğimiz gibi, iklim değişikliğinin etkilerini tamamen durduramayız. Önemli olan, olabilecek en kötü senaryoyu önlemek için elimizden gelenin en iyisini yapmaktır.

Kaynak: Inside Climate News

Paylaş