40 Yıl Sonra, Bu Kült Klasik Hala Bir Tür Bulamadı
Big Trouble in Little China, çağının ötesinde bir tür karışımı başyapıt.
Moviestore/Shutterstock
John Carpenter’ın 1986 yapımı Big Trouble in Little China filmi, yıllar geçtikçe hala tür tanımlaması konusunda karmaşık bir duruma sahip. Film, fantastik unsurları, dövüş sahnelerini ve komedi öğelerini harmanlayarak benzersiz bir sinematik deneyim sunuyor. Bu durum, filmin hangi türe tam olarak girdiğinin tartışmalara yol açmasına neden oluyor. Bazı eleştirmenler filmi “aksiyon-komedi” olarak sınıflandırırken, diğerleri fantastik unsurlarının ağırlığı nedeniyle “fantastik aksiyon” veya hatta “Çin mitolojisiyle harmanlanmış macera” gibi daha geniş tanımlar kullanıyor.
Bu tür karmaşıklığı, aslında filmin en büyük gücü. Big Trouble in Little China, sinema tarihinde benzer bir örneği bulmak zor olsa da, klasik Hong Kong aksiyon filmlerinin (örneğin, Jackie Chan’ın erken dönem yapımları) enerjisini ve görsel stilini, Batı sinemasının kendine özgü mizah anlayışıyla birleştiriyor. Bu benzersiz kombinasyon, filmi sadece bir eğlence aracı olmanın ötesine taşıyor; aynı zamanda farklı kültürlerin ve sinematik geleneklerin etkileşiminin büyüleyici bir örneği haline getiriyor.
Filmin başarısı, sadece tür karmaşıklığından değil, aynı zamanda Kurt Russell’ın karizmatik performansına, James Hong’un unutulmaz oyunculuğuna ve John Carpenter’ın kendine özgü yönetmenlik tarzına da bağlı. Carpenter, Big Trouble in Little China ile sadece bir hikaye anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda izleyiciyi farklı dünyalara taşıyan, görsel olarak etkileyici bir deneyim sunuyor.
Büyük Sorunlar, Küçük Çin: Sinema Tarihine Bir Bakış
Sinema dünyasında “kult” kelimesi genellikle tuhaf liderlerin para dolandırıcılığı yaptığı ve insanları zihinsel olarak manipüle ettiği karmaşık durumları çağrıştırır. Ancak, bir “kult klasiği” farklı bir anlam taşır! Bu terim, ilk bakışta fark edilmeyip zamanla hayran kitlesi kazanan filmleri tanımlar. Bu filmler, izleyicilerin “izleyecek hiçbir şey yok” dediği anlarda keşfedilmeyi bekleyen gizli hazinelerdir. İşte John Carpenter’ın 40 yıl önce çektiği başyapıtı Big Trouble in Little China, bu kategoriye mükemmel bir örnek teşkil ediyor.
Big Trouble in Little China’nın en büyük sorunu, tek bir türle sınırlı olmamasıdır. Film, aynı anda birçok şeyi başarıyla harmanlar ve bu da onu görmezden gelmeyi zorlaştırır. Chinatown’daki doğaüstü çatışmalar sizi doğrudan dövüş sahnelerine götürürken, Kurt Russell’ın zekice yorumuyla film, kendisini aşan bir hiciv haline gelir. Film, aynı zamanda bir “buddy cop” filmi gibi başlar, ancak iki kadın karakterin de yer almasıyla farklılaşır. Yüksek fantezi öğeleri, büyülü ritüeller ve hatta “The Pork Chop Express” adında devasa bir kamyonun da dahil olduğu bu karmaşık yapı, filmin benzersizliğini artırır. Big Trouble in Little China, sinemanın sınırlarını zorlayan bir kutlama niteliğindedir.
Big Trouble in Little China’nın kimlik krizi, yapım aşamasında erken başladı. Orijinal senaryo, Hollywood senarist W. D. Richter tarafından “berbat” olarak tanımlanarak yeniden yazıldı (bu DNA hala filmin son halindeki izlerini taşır). Bu durum, filmin batı ögelerini koruduğu anlamına gelir. Batı filmlerinin önemli bir özelliği, karakterlerin her alanda yetenekli olmasıdır. Ancak, Russell’ın canlandırdığı Jack Burton, cesur olmasına rağmen aslında şanslı biri olduğunu anlamaz. O, Inspector Clouseau gibi beceriksiz ve sevimli bir karakterdir.
Eğer bir kahraman puanı tutuyorsanız, Dennis Dun’un canlandırdığı Wang, filmdeki gerçek kahramandır. Nişanlısı, yeniden doğması için evlenmesi/öldürmesi gereken hayalet Lo Pan tarafından kaçırılmıştır. Wang, Jack’i her adımda yönlendirir ve çoğu dövüşü tek başına yapar. Ancak, Jack’in beceriksizliği gözlerden kaçmaz: mermileri yanlış yükler, tavana ateş ederken kendini sersemletir ve hatta zırhlı bir korumanın altında kalır. Bu durumlar, Wang’ın kahramanlığını daha da vurgular.
Jack Burton’ın etnik açıdan duyarsız tavrının, 1986’daki erkek egemen Reagan döneminde yankı bulmaması şaşırtıcı değildir. Ayrıca, filmin Asya kültürlerinin yerleşik stereotiplerine göndermeler içermesi de olumsuz bir tepki almasına neden oldu. Ancak, Big Trouble in Little China, zamanla değer kazandı. Burton’ın kendine güveni, filmi farklı yönlere taşıyan ve onu geride bırakan bir unsur olarak öne çıkar. Bu durum, filmin dönemi için ileri görüşlü olduğunu gösteriyor.
Bir yıl sonra The Princess Bride’ın elde ettiği büyük başarı, türleri harmanlayan fikrin hala işe yaradığını kanıtladı. Film de, fantastik sahnelerden geçen, kendine güvenen bir karakterin hikayesini anlatır ve sonunda kızı kurtarır. Ancak, bu sefer batı tarzı bir uyku öyküsü olduğu için daha çok ilgi görür. Big Trouble in Little China’daki birçok göndermenin, özellikle Diyu’ya (Çin cehennemi) yapılan göndermelerin, ABD’deki izleyiciler tarafından fark edilmediği düşünülmektedir.
Big Trouble in Little China, geleneksel “evet ve” mantığının “neden olmasın?” ilkesiyle yer değiştirdiği bir doğaçlama gösterisi gibidir. James Wong’un canlandırdığı kötü karakter Lo Pan, çoğu zaman ekranda ya yaşlı bir adam olarak ya da hayalet olarak görünür. Bu durum, aksiyon filmi olması beklenen bir film için alışılmadık bir seçimdir, ancak filmin benzersizliğini artırır. İşte bu noktada “neden olmasın?” ilkesi devreye girer. Kaç kez bir TV şovunda veya filmde güvenlik kamerası görüntüleri gördünüz? Sayısız kez. Peki, kaç kez gözlü bir küre gordunuz? Sadece bir kez. İşte filmin kalbi ve ruhu, gerçek sinematik büyüyü kutlayan doğaüstü bir filmdir.
Big Trouble in Little China, izleyicinin istediği her şeye dönüşebilir. Film, Egg karakterini canlandıran Victor Wong, Eddie’yi canlandıran Donald Li, Gracie Law karakterini canlandıran Kim Cattrall gibi olağanüstü bir oyuncu kadrosuna sahiptir. İzleyiciler, bu karakterleri tekrar tekrar görmek ister ve bu tekrar izlenebilirlik, filmin başarısının anahtarıdır. Bazen film, 80’lerin klasik aksiyon filmi olarak izlenirken, bazen fantastik öğeler ön plana çıkar. Belki de bilim kurgu? Hayır, bu bir dövüş sanatları epik filmidir. Aslında, belki de bir “buddy cop” filmi? Sonunda, Lo Pan her şeyi açıklar: “Sen bu dünyaya gelmedin ve onu aldın.” Belki de 40 yıl sonra tekrar deneyimleyeceğiz.
Big Trouble in Little China, Prime Video ve diğer dijital platformlarda kiralanabilir.
Bu durum, özellikle genç izleyiciler arasında büyük bir ilgi odağı yaratırken, aynı zamanda sektördeki dijitalleşme trendini de gözler önüne seriyor. Bu tür platformların yükselişi, geleneksel televizyon yayıncılığının geleceği hakkında önemli soruları beraberinde getiriyor. Örneğin, 1950’lerde çekilen “Singin’ in the Rain” filmi gibi, bu yeni dijital ortam da yaratıcılığı ve eğlenceyi bir araya getirme potansiyeline sahip.
Ancak, bu hızlı değişim beraberinde bazı zorlukları da getiriyor. İçerik üreticilerinin, sürekli değişen tüketici alışkanlıklarına uyum sağlaması gerekiyor. Aynı zamanda, telif haklarının korunması ve sürdürülebilir bir gelir modeli oluşturulması gibi konular da çözülmesi gereken önemli problemler arasında yer alıyor. Bu durum, sinema tarihindeki “The Jazz Singer” filminin sesli filme geçişteki benzer zorlukları akla getiriyor; o dönemde de sessiz film endüstrisi büyük bir dönüşüm geçirmişti.
Sonuç olarak, bu gelişmelerin sektöre uzun vadeli etkileri olacak. Ancak, sinemanın ve eğlence dünyasının sürekli evrim geçirdiğini ve yeni fırsatlar sunduğunu unutmamak gerekiyor.
Kaynak: Inverse