Son Dakika
Brezilya’nın göçmen kuşları artan deniz seviyesi, çöp ve sıcaklıkla tehdit altında.
Genel

Brezilya’nın göçmen kuşları artan deniz seviyesi, çöp ve sıcaklıkla tehdit altında.

21 Temmuz 2026 · 28 dk okuma · 2 görüntülenme · bekir

POTIGUAR HAVZASI, Brezilya — Atlas Okyanusu’nun tatlı suyla karıştığı, mangrov topraklarından yükselen kıyı şeritlerindeki kumluklarda, kırmızı bacaklı kıyı kuşu olarak bilinen türün tek bir hedefi var: beslenmek. Sürüdeki bir kuş nöbetçi tutarken, diğerleri özel ve yorulmak bilmeyen gagalarını kullanarak, çamurlu topraklarda yaşayan istiridye, midye, salyangoz ve solucanları yakalar.

Yakında göç zamanı gelecek ve bu kuşlar, uzun yolculuğu dayanacak şekilde ağırlıklarını iki katına çıkarmalı.

Her Mayıs ayında, önceki sekiz ayı Brezilya kıyısındaki sulak alanlarda ve Güney Amerika’nın en güneyindeki Arjantin’in Tierra del Fuego bölgesinde geçirdikten sonra, kırmızı bacaklı kuşlar (Calidris canutus), Kuzey Yarımküre’ye doğru uzun bir geri dönüş yolculuğuna başlarlar. Hedefleri, kuzey yaz aylarında, Haziran ve Ağustos ayları arasında, üredikleri soğuk ve çorak tundralardır.

Bu durum, kıyı kuşlarının karşılaştığı zorlukları anlamak için önemlidir. Örneğin, Mısır’daki Nil Nehri deltası da benzer bir ekosisteme sahip olup, burada da sulak alanların azalması nedeniyle birçok kuş türü tehdit altındadır. Hem Brezilya’da hem de diğer bölgelerde, kıyı kuşlarının korunması için uluslararası işbirliği ve sürdürülebilir uygulamaların benimsenmesi gerekmektedir.

Kırmızı Gürgen Kuşları: Uzun Yolculuğun İşaretleri

Seyahate başlamadan önce bile, Brezilya’nın Potiguar Havzası boyunca uzanan Macau, Guamaré ve Galinhos gibi kıyı belediyelerindeki gözlemciler, kuşların hazırlıklarının bir işaretini görebilirler: Kuşların göğüslerinde, çiftleşme dönemine özgü kırmızımsı bir renk görülür.

Göçmen kuşlar arasında, kırmızı gürgen kuşu (Calidris canutus) en uzun mesafeleri kat edenlerden biridir. Yaklaşık altı gün ve altı gece boyunca uyumadan, yemeden veya içmeden uçar. Brezilya’yı terk ettikten sonra, yaklaşık 8.000 kilometre (5.000 mil) ilerleyerek bir sonraki durağı olan Delaware Körfezi’ne ulaşır; bu yer, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeydoğu kıyısında bulunur. Oradan yolculuk, Kuzey Kutbu’na doğru devam eder ve bir yıl içinde tamamlanan gidiş-dönüş yolu yaklaşık 30.000 kilometre (yaklaşık 19.000 mil) olabilir. Ancak, kıyı kuşları arasında en dikkat çekici rekoru, çizgili kuyruklu tanrıkuşu (Limosa lapponica) elindedir: Bu küçük Brezilyalı kıyı kuşu, Guinness Rekorlar Kitabı‘nda yer almaktadır ve 11 gün boyunca kesintisiz uçma rekorunu kırmıştır.

Bu inanılmaz göç mesafeleri, kuşların doğuştan getirdiği yeteneklerin ve karmaşık navigasyon sistemlerinin bir kanıtıdır. Bu bağlamda, antik Mısır uygarlığının Nil Nehri boyunca yaptığı ticaret yolculukları da akla gelmektedir. Mısırlılar, yılda binlerce kilometrelik mesafeler kat ederek malları ve fikirleri farklı bölgelere taşımışlardır. Ancak, bu yolculuklar genellikle daha kısa sürmüş ve daha fazla mola verilmiştir. Kırmızı gürgen kuşlarının göçü ise, doğanın bize sunduğu eşsiz bir mühendislik harikasıdır.

Brezi̇lyada Kuş Gözlemcileri Tarafından Keşfedilen Önemli Kuş Türleri ve Koruma Çalışmaları

Brezilya’da, Kuşların Korunması Derneği (SAVE Brasil) tarafından yapılan araştırmalara göre, ülkede 54 farklı kıyı kuşu türü bulunmaktadır. Bu kuşlara verilen Portekizce isim olan “limícola“, Latince kökenli olup “çamur” anlamına gelen “limus” ve “yaşamak” anlamına gelen “colere” kelimelerinden türetilmiştir. Bu isim, bu canlıların genellikle plajlarda, deltaların yakınında, mangrov ormanlarında ve sığ lagünlerde yaşadığını tanımlamaktadır. Beslenmeleri ise genellikle çamurlu ortamlarda bulunan küçük omurgasız hayvanlardan oluşmaktadır. Bazı türler, örneğin Güney Lapwing’i (Vanellus chilensis), yerli türlerdir; diğerleri ise daha güneyden göç eder, örneğin iki bantlı sakarca (Charadrius falklandicus). Ayrıca 34 farklı tür, Kuzey Yarımküre’den gelerek, sağlıklı sulak alanların oluşturduğu bir koridor sayesinde göçlerini tamamlar. Bu durum, antik Mısır uygarlığında Nil Nehri’nin taşıdığı öneme benzer bir şekilde, bu kuşların yaşam döngüsü için hayati önem taşır.

2024 yılında, Rio Grande do Norte eyaletindeki Potiguar Havzası, Batı Yarımküre Kıyı Kuşu Koruma Ağı (WHSRN) tarafından “bölgesel öneme sahip bir alan” olarak kabul edilmiştir. Bu durum, bölgenin vahşi yaşamın korunması açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

WHSRN’nin web sitesinde belirtildiği gibi, “8.500 hektardan (yaklaşık 5.300 dönüm) daha geniş alana sahip olan bu Brezilyalı kıyı bölgesi, göçmen kuşların korunmasında oynadığı hayati rol nedeniyle tanınmıştır” ve özellikle C. canutus türünün korunmasının önemi vurgulanmaktadır.

Kırmızı gerdanlı kuşlar dünya genelinde “tehlike altında” olarak kabul edilse de, Brezilya’da ise “savunmasız bir tür” olarak sınıflandırılmıştır. Bu kuşların temel besin kaynağı olan Delaware Körfezi’ndeki yiyecek kaynaklarının azalması önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Brezilya’da son yıllarda, sahillerdeki insan faaliyetleri nedeniyle habitat kalitesindeki düşüş de riskler yaratmaktadır. João Damasceno’nun Rio Grande do Norte Federal Üniversitesi (UFRN) tarafından yapılan araştırmalara göre, iklim değişikliğinin bu ve diğer türlerin devamlılığı üzerindeki etkileri de giderek artmaktadır: kıyı sulak alanlarına bağımlı deniz kuşları, 50 yıl içinde yaşam alanlarının %50’sinden fazlasını kaybedebilir. Bu durum, MÖ 3000 yılından beri Mezopotamya’da yaşayan ve göçmenlik alışkanlıklarıyla tanınan yaban ördekleri gibi diğer türlerin de geleceği hakkında endişeleri artırmaktadır.

João Damasceno, SAVE Brasil tarafından desteklenen ve Neoenergia Enstitüsü’nün sponsorluğunda yürütülen Flyways projesinin başını çeken isim olarak, “Deniz kuşları, bir nevi ‘çevresel termometreler’dir. Biyolojik göstergelerdir ve habitatların sağlıklı olup olmadığını gösterirler” demektedir. SAVE Brasil, bu kuşların Potiguar Havzası’ndaki korunmasına odaklanmaktadır.

Damasceno, “Küresel ısınmanın etkileri nedeniyle bazı bölgelerde olumsuz etkiler yaşanmıştır ve bu durum özellikle beslenme alanlarında bu kuşları etkilemektedir” ifadelerini kullanmaktadır.

Çamur: Bir laboratuvar

Kıyı Şeridindeki Kuş Popülasyonlarının İzlenmesi

SAVE Brasil ekibinden küçük bir grup, motorlu kano kullanarak, sahil boyunca yürüyerek veya sığ sularda ve çamurda ilerleyerek, belirlenen araştırma alanını inceliyor. Bu çalışmalar her üç ayda bir yapılır ve araştırmalar, Macau, Guamaré ve Galinhos arasındaki kıyı şeridinde 20 kilometre (12 mil) uzunluğundaki bölgelerde gerçekleştirilir. Ekip üyeleri, çıplak gözle, dürbünlerle veya teleskoplarla tespit ettikleri kıyı kuşlarını kaydediyor; bu çalışmalar genellikle gelgitin en düşük olduğu zamanlarda yapılıyor, çünkü bu dönemlerde çamur düzlükleri ortaya çıkıyor ve kuşlar için yiyecek daha kolay erişilebilir oluyor.

İzleme alanının sınırları, ekolojik kriterlerle kurumlar arası koordinasyonun birleşimiyle belirleniyor. SAVE Brasil ekibi, yerel tuz üreticileri ve belediye yönetimleriyle işbirliği yaparak, 8.500 hektarlık Potiguar Havzası’na yeni bölgeler dahil ediyor; bu sayede araştırma alanı, mümkün olan en geniş şekilde, 15.000 hektara (37.000 dönüme) kadar büyütülebilir. Bu durum, araştırmaların kapsamını önemli ölçüde artırıyor.

Bu bölgedeki yaban hayatı arasında deniz atları ve deniz kaplumbağaları da bulunuyor. Araştırmalar sırasında, küçük balıkların bazen teknenin içine sıçradığı görülüyor. Yüksek biyoçeşitliliğin nedeni, bu alanın sadece Dünya Sulak Alanlar Ramsar Sözleşmesi kapsamında korunmasıyla sınırlı olmamasıdır; aynı zamanda bu bölge, Önemli Köpekbalığı ve Vatoz Alanı (ISRA) olarak da kabul ediliyor. Bu unvan, deniz yaşamının devamlılığı için hayati öneme sahip olan bölgelere veriliyor.

Mart 2026’da yapılan üç günlük araştırmalarda, uzmanlar 3.508 adet kıyı kuşu tespit etti; bunlardan 774 tanesi kırmızı gerdanlı kuşlardı. Bu sonuç, önceki araştırmaların bulgularıyla büyük ölçüde örtüşüyor. “Araştırmalar, türlerin habitatları nasıl kullandığını anlamak için önemli bir araçtır” diyor Damasceno. “Kuşların ne zaman geldiğini ve ne zaman ayrıldığını bildiğimize göre, şimdi amacımız bu türlerin nerede olduğunu anlamak; böylece kamu yöneticilerinin, kuşların beslendiği alanlara zarar vermeden, insan faaliyetlerini nasıl düzenleyebileceğine yardımcı olabiliriz.”

Sahil Ekosistemine Zarar Veren İnsan Faaliyetleri ve Göçmen Kuşların Korunması

Uzmanlara göre, kıyı ekosistemi üzerinde önemli olumsuz etkilere sahip başlıca insan faaliyetleri arasında kitesurfing ve plajlarda motorlu araçların kullanımı yer almaktadır.

Araştırmacılar görevlerini yerine getirirken, tür sayımı sırasında beklenmedik bir olayla karşılaşıyorlar. Damasceno, “Bu kuş burada nadiren görülür,” diyerek bar-tailed godwit’i fark ediyor. Bu kuşun, Alaska’dan Tazmanya’ya kesintisiz olarak yaptığı 13.000 kilometrelik (8.100 mil) yolculukla tanınır.

Kıyı kuşları, iki yarımküreyi birbirine bağlayan “hava koridorları” boyunca hareket ederler. Bu bilimsel terime “uçuş yolu” denir ve Potiguar Havzası projesi de bu isimden ilham almıştır. Amerika kıtasında üç ana göçmen kuş rotası belirlenmiştir: Atlantik, Orta ve Pasifik. Brezilya’daki en önemli rotalar ise şunlardır: Atlantik Rotası, kuşların kıyı boyunca Güney Konik Bölge’ye (kıtanın kilit şeklindeki güney alt bölgesine) doğru göç ettiği rota; ve Orta Rota, türlerin karayoluyla kıtayı geçerek Amazon Yağmur Ormanı ve Pantanal sulak alanından geçtikten sonra güney Brezilya’ya yöneldiği rotadır. Bu durum, MÖ 3000’lere dayanan Mezopotamya uygarlığında bile, kuşların göç yollarının takibi ve bu bilgilerin tarım faaliyetlerine entegre edilmesi gibi uygulamaların olduğunu gösteriyor.

Sınırları aşan ve birbirine bağlı habitatlara bağımlı olan bu türlerin korunması, Mart 2026’da Brezilya’nın Campo Grande şehrinde düzenlenen Göçmen Türler Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın (COP15) hedeflerinden biriydi. Bu konferansta, göçmen kuşların karşılaştığı tehditlerin azaltılması ve yaşam alanlarının korunması için çeşitli stratejiler tartışılmıştır.

Toplantı, kıyı kuşlarının korunması konusunda bazı ilerlemeler sağladı. Hudsonian curlew’i (Numenius hudsonicus) ve Hudsonian godwit’i (Limosa haemastica), Sözleşme’nin 1. Ekine dahil edildi. Bu ek, tehdit altındaki göçmen türleri listesini içerir ve imzalayan ülkelerin bu türlerin korunması için küresel düzeyde önlemler almasını gerektirir.

Üye ülkeler ayrıca Amerika Göç Yolları Girişimi’ni uygulamaya koymayı taahhüt ettiler. Bu girişim, göç yollarındaki önemli alanların korunmasını, vahşi popülasyonların izlenmesinin artırılmasını, ülkeler arası kamu politikalarının entegre edilmesini ve yerel toplulukların biyolojik çeşitliliğe yönelik tehditlerin azaltılmasına dahil edilmesini hedeflemektedir.

COP15 ayrıca Amerika Göç Yolları Atlası‘nı başlattı. Bu atlas, onlarca savunmasız tür için göç yollarını, kritik habitatları ve çevresel tehditleri haritalamak amacıyla oluşturulmuş bir platformdur. Bu araç, dünyanın en büyük vatandaş bilimi projesi olarak kabul edilen eBird dijital veritabanından elde edilen ortak kayıtları içermektedir.

Deniz yükseliyor — ve sorunlar ortaya çıkıyor

Ancak iklim değişikliğinin etkilerini sadece kıyı kuşları değil, aynı zamanda Potiguar Havzası’ndaki diğer canlılar da hissediyor. Bu durum, MÖ 3000 yılından beri Mezopotamya’da yaşayan Sümer uygarlığının, artan su seviyeleri ve değişen iklim koşulları nedeniyle zamanla gerilemesine yol açtığı gibi, burada da benzer sorunlara işaret etmektedir.

Yerel Halkın Gözünden Değişen Ekosistem

“Mangrovların yok olması durumunda balık nereden gelecek? Burası bir üreme alanı, biliyor musunuz? Her türlü balık burada ürer,” diyor 8 yaşında balıkçı olmaya başlayan ve şimdi 83 yaşında olan Luiz Luna Filho. Kıyı sakinleri, bölgedeki değişiklikleri ve balık çeşitliliğindeki azalmayı hissettiklerini belirtiyorlar. “Balıkların da kuyrukları ve kafaları var, değil mi? Ve onlar da duyarlılar. Onlar da uzaklaşıyorlar, bir yerden başka bir yere gidiyorlar,” diye ekliyor Mongabay’e yaptığı açıklamada.

Benzer gözlemler, kabuklu deniz ürünleri toplayıcısı ve topluluk lideri olan Francicleide Ferreira (Bibinha olarak bilinir) tarafından da yapılıyor. O da değişikliklere dikkat çekiyor: “Eskiden çok sayıda mangrov ağacı vardı; şimdi onları eskisi kadar görmüyoruz.”

Kabuklu deniz ürünleri toplayıcısı Antônia Amarantos Sousa, işe gitmek için yapılan uzun yolculuklardan ve aynı türdeki kabukluları bulmakta yaşanan zorluklardan bahsediyor. Bu durum, göçmen kuşları besleyen canlıların azalmasına neden oluyor. “Deniz yükseliyor ve kabuklu deniz ürünlerini gömüyor. Onlara ulaşmak için bir saatten fazla zaman harcıyoruz çünkü çok uzaklardalar,” diyor.

Kıyı çalışanları ayrıca kuşlarda da yeni davranışlar gözlemliyorlar. Vanuza Nascimento, 7 yaşında kabuklu deniz ürünleri toplamaya başladığını ve o zamandan beri kuş sayısında önemli bir azalma olduğunu belirtiyor: “Küçükken çok sayıda kuş görürdük – deniz kızarması, pelikan, kumsal sırtkınalar. Şimdi çok daha az görünüyorlar.”

Rio Grande do Norte’deki kadın kabuklu deniz ürünleri toplayıcılarıyla yürütülen “Atalık Haritalama Çalıştayları” projesi, yerel geleneksel bilgi birikimini kullanarak Potiguar Havzası’nın çevresel hafızasını yeniden inşa etmeyi ve bu değişiklikleri anlamayı amaçlıyor. Bu tür atalık bilgisi projeleri, günümüzde özellikle Amazon havzasında yaygınlaşmaktadır. Örneğin, Peru’daki bazı yerli topluluklar, ormansızlaşmanın etkilerini azaltmak için geleneksel tarım tekniklerini kullanarak sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmaya çalışıyorlar.

Mangrov Kuşatlarının Kaybı: Kadınların Bilgisiyle Geçmişe Yolculuk

Bu proje, mangrov ormanlarının zaman içinde nasıl bozulduğunu anlamak amacıyla yürütülüyor. Proje, bu ekosistemlerde nesillerdir yaşayan ve çalışan kadınların anıları ve gözlemleri üzerine kurulu. Kadınların aktardığı bilgilere göre, 1980’lerden beri geniş alanlardaki mangrov ormanları yok olmuş durumda; bu durum, son araştırmalarla doğrulanmış. Bu durumun bir sonucu olarak, besin zincirini destekleyen deniz kabukları ve diğer organizmaların popülasyonlarında azalma yaşanmış. SAVE Brasil ekibi, saha ziyaretleri sırasında ayrıca “paleo-mangrov” adı verilen antik mangrov ekosistemlerine ait izler ve kıyı erozyonu nedeniyle kum tepeleri tarafından örtülmüş ormanlara dair kanıtlar bulmuş.

Bu bulgular, toplumun yaşadığı kaybın farkında olduğunu bir kez daha doğrulamaktadır.

Bilimsel çalışmalar, iklim değişikliğinin Brezilya’nın kuzeydoğu kıyı şeridinin birçok yönünü değiştirdiğini gösteriyor; bu süreçte nehirlerin de önemli bir rol oynadığı unutulmamalı. Örneğin, Mısır’ın Nil Nehri deltası gibi, Brezilya’nın kuzeydoğu kıyılarındaki nehirler de ekosistem üzerinde büyük etkiye sahip.

UFRN’deki inşaat ve çevre mühendisliği profesörü Venerando Eustáquio Amaro, “Kuzeydoğu bölgelerindeki nehirlerin çoğu barajlarla kontrol altında” diyor. “Bu durum, kıyı şeridimize ulaşan sediment miktarını azaltmış durumda.”

Barajlar, giderek artan su kıtlığı sorununa çözüm olarak inşa edilmiş; yağışlı dönemlerde suyu depolayarak kurak dönemlerde kontrollü bir şekilde salınması, su teminini sağlamaya yardımcı oluyor. Ancak, bu yapılar aynı zamanda kıyıya ulaşması gereken sedimentleri de tutuyor. Bu sedimentler, normalde “aç” olarak adlandırılan plajlara besin sağlıyor. Bu sürekli takviyenin olmaması, kıyı şeridinin günlük olarak denizin aldığı kum miktarını telafi etmesini zorlaştırıyor.

Kıyı Erozyonu ve Kentler Üzerindeki Etkileri

Sonuç olarak, bu doğal tortu akışının olmaması durumunda, kıyı erozyonu hızla ilerlemektedir.

Amaro’nun açıklamalarına göre, teknik ölçümler bazı kıyı bölgelerinde dal gücünde yıllık artış olduğunu göstermektedir. “Bazı bölgelerde, kıyıyı aşındırma yeteneği olan dal gücü yılda %0,5’ten fazla artmaktadır,” diyor. Ayrıca, denizlerin ısınması ve değişen rüzgarlar, akıntıları ve fırtına dalgalarını yoğunlaştırarak, kıyı geri çekilmesini ve plaj kaybını hızlandırmaktadır. Bu bölgeler aynı zamanda şehirler için doğal birer savunma hattı ve kıyı kuşları için önemli beslenme alanlarıdır.

Dahası, araştırmalar gösterdiğine göre, deniz seviyesindeki yükselme şehirlerde hissedilmeye başlanmıştır. Özellikle kayalıklara inşa edilmiş veya denize yakın yerleşim yerlerinde, yüksek gelgit olayları ve aşırı hava koşulları daha sık görülmektedir; bu durum Galinhos belediyesi de dahil olmak üzere birçok bölgede yaşanmaktadır. Bu durumun bir sonucu olarak, erozyon, şiddetli yağışlar ve plansız kentsel genişleme bazı toplulukların yerlerini terk etmesine neden olmuştur. Bu durum, MÖ 3000’de Mezopotamya’da yaşanan kuraklık ve sel felaketlerinin, bazı şehirlerin yerleşimini değiştirmesine ve yeni yerleşim merkezlerinin kurulmasına yol açması gibi tarihte sıkça görülen bir olgu olarak değerlendirilebilir. Her iki durumda da, doğal çevrenin değişen koşulları insan yerleşimlerini doğrudan etkilemektedir.

Sahil Kuşları Üzerindeki Etkiler

İklim değişikliğinin sahil kuşları üzerindeki etkileri hem doğrudan hem de dolaylıdır. Yükselen deniz seviyeleri ve daha güçlü dalgalar, kuşların beslendiği gelgit sırasında oluşan kum şeritlerini küçültmektedir. Bu durum, Amazon Nehri’nin ağzında bulunan Amapá eyaletinin kıyılarında da gözlemlenmiştir. Orada, çamurluklar, mangrov ormanları ve kum sıraları daha dar hale gelmiş veya tamamen kaybolmuştur. Aynı zamanda, küresel ısınma, kuşların yaşam döngülerini de etkilemektedir; örneğin, Kanada Arktik bölgesinde, yükselen sıcaklıklar yumurta çatlama oranlarını azaltmaktadır.

İklim değişikliği aynı zamanda besin zincirinin temelini de tehdit etmektedir: Daha sıcak su ve toprak, kuşların beslendiği mikroorganizmaların ve omurgasızların sayısını azaltmakta, bu da onların uzun göçler öncesinde ihtiyaç duydukları ağırlığı kazanmalarını zorlaştırmaktadır. Bu durum, günümüzde Orta Doğu’da yaşanan kuraklık ve çölleşme gibi doğal kaynakların azalmasıyla benzer sorunlara yol açmaktadır; kuşlar ve diğer canlılar, besin bulmakta zorlanırken yaşam alanları daralmaktadır.

Yeşil Enerjinin Çevresel Maliyeti

İklim değişikliğinin yanı sıra, Potiguar Havzası büyük enerji projelerinin baskısı altındadır. Rio Grande do Norte kıyı şeridi sürekli rüzgarlara maruz kalmaktadır ve bu durum, bölgeyi Brezilya’nın en büyük rüzgar enerjisi merkezi haline getirmiştir. Bölgede hızla rüzgar çiftlikleri ve ilişkili yeşil hidrojen projeleri geliştirilmektedir. Ancak, bu girişimler genellikle hassas kıyı alanlarına ve balıkçı topluluklarının yaşadığı bölgelere denk gelmektedir, Mongabay’nin daha önce bildirdiği gibi.

Amaro’ya göre, mevcut planlar arasında ihracat için amonyak bazlı hidrojen üretimi yer alıyor ve bu işlemlerin bir kısmı kıyıdan 15-20 kilometre (9-12 mil) açıkta gerçekleştirilecek. “Bu tür transshipment operasyonları yaparken, koşulların son derece dengeli olması gerekir. Hidrojen çok kararsızdır,” diyen Amaro, yükselen deniz sıcaklıklarının ve dalga enerjisinin bu tür operasyonların risklerini artırabileceğini belirtiyor.

Çevresel yönetim açısından da endişeler bulunuyor; özellikle de lisanslama süreçleri ve projelerin zaten kırılgan ekosistemler üzerindeki potansiyel etkileri. Rio Grande do Norte’nin Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre Enstitüsü’nden (Idema) Carla Fernandes, bu durumun dikkatli bir yaklaşım gerektirdiğini vurguluyor. “İklim değişikliği ve okyanusların ısınması göz önüne alındığında, büyük ölçekli ‘yeşil’ olarak nitelendirilen projeler haklı gösterilirken, aynı zamanda biyoçeşitliliği tehdit ediyor,” diyor.

Damasceno da deniz rüzgar enerjisi projelerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, “denizdeki enerji hatlarının kuşların göç yollarını kesebileceği” konusunda uyarıda bulunuyor. Bu durum, özellikle Akdeniz’de önemli bir göç yolu olan Bosphorus’ta yaşanan benzer sorunlara dikkat çekiyor; burada da gemi trafiği ve diğer insan faaliyetleri nedeniyle kuşlar tehlike altında.

Halihazırda rüzgar türbinlerinin kurulduğu bazı bölgelerde, özellikle dinlenme ve beslenme alanları arasındaki yollarda bulunan enerji kablolarına çarparak ölen kıyı kuşlarına dair raporlar bulunuyor. Kablolara yerleştirilen özel işaretler görünürlüğü artırarak bu tür kazaları azaltmaya yardımcı olmuş olsa da, yeni projeler yeni endişelere yol açıyor. Uzmanlar ayrıca, rüzgar türbinlerinin gürültüsünün kuşlar üzerindeki etkileri hakkında daha fazla araştırmanın yapılması gerektiğini belirtiyor.

Sürekli gözetim

Deniz Kaplumbağaları ve Çevre Sorunu

“Bakın, iki kaplumbağayı neredeyse öldürdünüz!” diye şaka yapan Damasceno, SAVE Brasil ekibinin, onları sayım alanına götüren tekne sürücüsünün suya attığı bir plastik torbayı ve şişeyi toplamaya çalıştığını görüyor.

“Balık tutan ve bu malzemeleri kullanan insanların daha bilinçli olması gerekiyor ve çöplerini suya atmamalılar,” diyor, biyoloji öğrencisi ve SAVE Brasil gönüllüsü Andrieli Queiros.

Başka bir gönüllü Naiade Ferreira ekliyor: “Biz de mangrovları temizledik ve orada çok fazla biriken malzeme vardı. Sanki çevreyle ilgili hiç umursamıyorlar.”

Balıkçılığın temel geçim kaynağı olduğu bölgelerde, çöpler genellikle düzenli olarak toplanmıyor. Birçok hane halkı, kötü kokmaya başlayan balık artıklarını doğrudan suya, plastik torbaların içinde bırakıyor. Bu atıkların bir kısmı da mangrovlarda sıkışıp kalabiliyor. Bu durum, günümüzde hala birçok kıyı şeridinde yaşanan ve ekosistem üzerinde ciddi baskılara yol açan bir sorun.

Macau yakınlarındaki bir atıştırma dükkanının sahibi olan Francisco Hélio Soares şöyle diyor: “Her 15 günde bir, mangrovları temizleyen birine para ödüyorum. Orada bulduğumuz şeyler arasında plastikler, eski ağlar ve hatta buzdolabı kapıları var. Gelgit her şeyi geri getiriyor ve insanların balık tuttuğu ve yüzdüğü alanlara bırakıyor.” Bu durum, Antik Roma döneminde bile, özellikle büyük şehirlerin kanalizasyon sistemlerinin yetersizliği nedeniyle yaşanan sağlık sorunlarına yol açan benzer bir sorunu akla getiriyor.

Bölgedeki yerel biyoçeşitliliğe yönelik bir başka tehdit ise temel altyapının yetersizliğinden kaynaklanan kirlilik. Trata Brasil Enstitüsü’nün yaptığı teknik bir analizde, 2023 yılında Rio Grande do Norte bölgesinin sadece üçte biri gibi küçük bir kısmında bile kanalizasyon sistemi bulunuyordu. Hatta Macau ve Guamaré belediyelerine sınır olan ve koruma altında olması gereken Ponta do Tubarão Eyaleti Sürdürülebilir Kalkınma Rezervi bile, atık suların sokaklardan geçerek denize ulaşmasını engelleyecek önlemleri sağlayamıyor.

Arkeoloji ve Antik Medeniyetler Dergisi

Ancak, bu durumun değişmesi için önemli araştırma çalışmaları ve çevre bilinci projeleri yürütülmektedir. Yerel sakinlerden ve öğretmenden Arlete Oliveira, “Bu bölge, kurumlar ve üniversiteler için bir araştırma ortamı haline geldi” diyor. “Sivil toplum kuruluşları çeşitli projeler geliştiriyor ve hibe programlarına katılıyor, bu da kaynakların sağlanmasına yardımcı oluyor.”

Çevre eğitimi de yerel okullara ulaşıyor. Biyoloji öğrencisi ve dövmeci Geilson Araújo, yerel olarak “Macau’nun Rodrigo Hilbert’i” olarak bilinir. Şehrin farklı alanlardaki becerikliliği nedeniyle bu lakabı almış olan Araújo, çocuklara deniz kuşlarının geçici dövmelerini yapıyor. Bu dövmeler, çocukların bir sonraki banyosuna kadar dayanıyor ve o zamana kadar ailelerin evde konuştukları bir hale geliyor.

Araújo, “Çocuklarla etkinliklere gittiğimizde, bu eğlenceli kısmın hoşlarına gidiyor olduğunu fark ettik. İşte o zaman, yıkanabilir ve hipoalerjenik mürekkep dövmeleri fikri ortaya çıktı. Çok ilgi gördü” diyor. Bu deneyimden yola çıkarak, faaliyetler duvar resimleri, oyunlar, kukla tiyatrosu ve her ay düzenlenen okul toplantılarını içerecek şekilde genişledi; bu toplantılar hem koruma alanında hem de komşu kasabalarda düzenleniyor. “Çocuklara sakızın kuşlar tarafından yemek olarak algılanabileceğini söylediğimizde şok oluyorlar ve ebeveynlerini harekete geçmeye teşvik ediyorlar.” Bu durum, antik Mısır’da Nil Nehri’nin düzenli taşkınlarının tarım arazilerine getirdiği verimliliği artırmasına benzer şekilde, bilinçlendirme faaliyetlerinin de çevreye olan duyarlılığı artırdığını göstermektedir.

SAVE Brasil, iklim değişikliğiyle mücadele stratejisi kapsamında bu yıl Potiguar Havzası’nda bir mangrov restorasyon projesini başlattı. Proje kapsamında yaklaşık 100 fidan dikildi ve yıl sonuna kadar en az 300 daha fidan dikilmesi planlanıyor; bu çalışmalar öğrencilerin, deniz kabuğu toplayıcılarının ve yerel kurumlarla yapılan ortaklıklar sayesinde gerçekleştiriliyor.

Brezilya’nın Sahil Kuşları İçin Umut Veren Gelişmeler

Çevre aktivistlerinin uzun süredir talep ettiği önemli bir gelişme, Ocak 2026’da yayınlanan ve Rio Grande do Norte eyaletinin resmi gazetesinde yer alan ilk “Tehdit Altındaki Fauna Türlerinin Resmi Listesi“. Bu listede, 172 yerel tür bulunmaktadır ve bu durum, eyalet genelindeki çevre lisanslama süreçlerini ve politika oluşturmayı doğrudan etkileyecektir. Listedeki sekiz türün tamamı, göçmen kıyı kuşlarıdır.

Damasceno’nun umudu, kıyı şeritlerindeki kuşların hala yaşam alanı bulabileceği bir geleceğin inşa edilmesidir. “İki çocuğum var: 4 yaşında bir erkek ve 4 aylık bir bebek,” diyor Damasceno. “Çalışıyorum ki, 10 veya 15 yıl sonra, sahile gittiğimizde çocuklarımız ‘Baba, senin çalıştığın o kuş hala orada’ diye sorabilsinler ve ben de onlara ‘Evet, hala burada’ diyebileyim.”

Bu haber, aynı zamanda, antik Mısır’daki kuş gözlemlerini hatırlatmaktadır. Antik Mısırlılar, özellikle Nile Nehri deltası gibi bölgelerde, çeşitli kuş türlerini dikkatlice gözlemlemişler ve hatta bazılarını tanrısal semboller olarak kullanmışlardır. Örneğin, gri balıkçıl kuşu (Ardea cinerea), Hapi adlı bereket tanrısının bir temsilcisi olarak kabul edilirdi. Bu durum, günümüzdeki kuş koruma çabaları ile antik medeniyetlerin doğaya olan saygısı arasındaki köprüleri görmemizi sağlamaktadır.

Düzenleyen: Lucas Berti

Başlık fotoğrafı: Guamaré’deki bir deltadaki kum bankasında bulunan bir kızıl taşkuşu (Arenaria interpres). Fotoğraf: SibéliaZanon.

Bu haber ilk olarak burada, 10 Haziran 2026’da Portekizce olarak yayınlanmıştır.

Kaynak:

Damasceno, J. P. T. (2021). Conservação de aves limícolas no Brasil: padrões de distribuição e riqueza no presente e no futuro (Doctoral dissertation, Federal University of Rio Grande do Norte, Natal, Brazil). Retrieved from https://repositorio.ufrn.br/handle/123456789/37375

Brezilya’nın Kıyı Kesimlerinde İklim Değişikliği ve Ekosistem Etkileri Hakkında Yeni Araştırmalar

Son yıllarda, Brezilya’nın kuzeydoğu kıyılarındaki mangrove ormanları ve diğer kıyı ekosistemleri üzerindeki iklim değişikliğinin etkilerine dair yapılan araştırmalar önemli bulgular ortaya koymaktadır. Bu çalışmalar, deniz seviyesinin yükselmesi, erozyon ve habitat kaybı gibi konulara odaklanarak, bu hassas bölgelerdeki yaşamın geleceği hakkında değerli bilgiler sunmaktadır.

N. S. Zamboni ve meslektaşlarının Estuarine, Coastal and Shelf Science dergisinde yayınlanan bir çalışmada, arazi kullanımındaki değişikliklerin mangrove ormanlarının karbon depolama kapasitesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmacılar, bu önemli ekosistemin gelecekteki karbon depolama potansiyelini anlamak için farklı senaryoları değerlendirmişlerdir. Bu bulgular, kıyı bölgelerindeki sürdürülebilir arazi yönetimi stratejilerinin geliştirilmesi için kritik öneme sahiptir.

G. D. Carvalho ve diğerleri tarafından Revista Brasileira de Geomorfologia‘da yayınlanan bir başka çalışmada, kıyı habitatlarının erozyon riskini azaltmadaki rolü araştırılmıştır. Bu çalışma, özellikle Ekvatoral Atlantik’in kumlu plajlarındaki örneklerle, kıyı şeritlerindeki doğal bariyerlerin önemini vurgulamaktadır. Benzer şekilde, Mısır’ın Nil Delta bölgesinde yapılan araştırmalar da, deniz seviyesinin yükselmesiyle karşı karşıya kalan kıyı topluluklarının korunması için doğal savunma mekanizmalarının rolünü göstermiştir.

S. de Andrade ve meslektaşları tarafından Revista Brasileira de Direito Urbanístico‘de yayınlanan bir makalede, iklim değişikliğiyle başa çıkmak için kentsel planlama araçlarının kullanımı ele alınmıştır. Bu çalışma, Natal-RN bölgesindeki kıyı şeridinde yürütülen akademik ve toplumsal işbirliği projelerinin sonuçlarını değerlendirmektedir. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için entegre bir yaklaşımın gerekliliği vurgulanmaktadır.

Son olarak, C. D. Santos ve diğerleri tarafından Environmental Research Letters‘de yayınlanan bir araştırmada, deniz seviyesinin yükselmesinin göçmen kuş türlerinin beslenme habitatları üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu çalışma, Brezilya Amazonu’nun uzak kıyı sulak alanlarındaki kuş popülasyonlarının karşılaştığı zorluklara dikkat çekmektedir. Benzer şekilde, Batı Afrika’daki Manyaseli Gölü çevresindeki sulak alanlarda da, su seviyesindeki değişikliklerin kuş türlerinin dağılımını ve beslenme alışkanlıklarını önemli ölçüde etkilediği gözlemlenmiştir.

Bu makaleye atıfta bulunmak için:

Sibélia Zanon (2026). Yükselen deniz seviyeleri, çöpler ve sıcaklıklar Brezilya’nın göçmen kıyı kuşlarını tehdit ediyor. Mongabay Çevre haberleri. DOI: https://doi.org/10.66709/news-323436

Katkılar

Konular

Kaynak: Mongabay

Paylaş