- Araştırmalar, iklim değişikliğinin ve kıyı ekosistemlerindeki hasarın birçok etkisine işaret ediyor; bu araştırmalara göre, kıyı sulak alanlarına bağımlı göçmen kuşlar, 2050 yılına kadar yaşam alanlarının yarısını kaybedebilir.
- Bu durum, Brezilya’daki kıyı kuşları için önemli bir sorun teşkil ediyor: Bu kuşlar, iki yarımküre arasındaki uzun yolculuklarını tamamlamak için sağlıklı sulak alanlardan oluşan sürekli bir zincire ihtiyaç duyuyor ve aynı zamanda mangrov ormanları gibi beslenme alanlarının bozulmasıyla karşılaşıyor.
- En çok tehdit altındaki türlerden biri kırmızı bacaklı kıyı kuşu (Calidris canutus) olarak biliniyor: Yetersiz yiyecek miktarı, bu kuşun Brezilya’nın kuzeydoğu kıyısından ABD kıyılarına doğru yaptığı 8.000 kilometrelik (5.000 mil) yolculuğa hazırlanmasını olumsuz etkileyebilir.
- Araştırmacılar, yüksek kıyı kuşu çeşitliliğine sahip bölgelerde, örneğin Brezilya’nın Rio Grande do Norte eyaletindeki Potiguar Havzası’nda sayımlar ve koruma projeleri yürütüyorlar; bu bölge, bu göçmen kuşlar için “bölgesel olarak önemli bir alan” olarak kabul ediliyor.
POTIGUAR HAVZASI, Brezilya — Atlantik Okyanusu’nun, mangrove topraklarından yükselen tatlı suyla karıştığı kıyı şeritlerindeki sulak alanlarda, kırmızı bacaklı kıyı kuşu (Calidris canutus) tek bir amaca sahip: beslenmek. Sürüdeki bir kuş nöbet tutarken, diğerleri özel olarak tasarlanmış, yorulmak bilmeyen gagalarını kullanarak, çamurlu topraklarda yaşayan istiridyeleri, midyeleri, sümüklü böcekleri ve solucanları yakalar.
Yakında göç zamanı gelecek ve kuşlar, uzun yolculuğu dayanabilmek için ağırlıklarını ikiye katlamalı.
Her Mayıs ayında, önceki sekiz ayı Brezilya kıyısındaki sulak alanlarda ve Güney Amerika’nın en güneyindeki Arjantin’in Tierra del Fuego bölgesinde geçirdikten sonra, kırmızı bacaklı kıyı kuşları (Calidris canutus), Kuzey Yarımküre’ye doğru uzun bir geri dönüş yolculuğuna başlar. Hedefleri, kuzey yaz aylarında, yani Haziran ve Ağustos ayları arasında, bulunduğu yer olan soğuk, çorak arazi tundrasıdır. Orada üreme faaliyetlerini sürdürürler.
Bu göçmen kuşların yaşam döngüsü, aslında Antik Mısır’daki Nil Nehri’nin düzenli taşkınlarına benzer bir ritmik döngüye sahip. Tıpkı Nil’in her yıl getirdiği bereketle tarımı mümkün kıldığı gibi, bu kuşlar da belirli sulak alanlara bağımlıdır ve bu alanların korunması, türlerinin devamlılığı için hayati önem taşır.
Kırmızı Gürgen Kuşları: Uzun Yolculuğun İşaretleri
Seyahate başlamadan önce bile, Brezilya’nın Potiguar Havzası boyunca uzanan Macau, Guamaré ve Galinhos gibi kıyı belediyelerindeki gözlemciler, kuşların hazırlıklarının bir işaretini görebilirler: Kuşların göğüslerinde, çiftleşme dönemine özgü kırmızı renkli tüyler belirgindir.
Göçmen kuşlar arasında, kırmızı gürgen kuşu (Calidris canutus) en uzun mesafeleri kat eden türlerden biridir. Bu kuşlar yaklaşık altı gün ve altı gece boyunca uyumadan, yemeden veya içmeden göç ederler. Brezilya’dan ayrıldıktan sonra, yaklaşık 8.000 kilometre (5.000 mil) yol katederek bir sonraki duraklarına ulaşırlar: Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeydoğu kıyısındaki Delaware Körfezi. Buradan göç, Kuzey Kutbu’na doğru devam eder; bu uzun yolculuk, yaklaşık bir yıl içinde 30.000 kilometreyi (yaklaşık 19.000 mil) bulabilir. Ancak, kıyı kuşları arasında en dikkat çekici rekoru, çizgili kumkuşu (Limosa lapponica) elindedir: Bu küçük Brezilyalı kıyı kuşu türü, Guinness Rekorlar Kitabı‘nda, tam 11 gün boyunca kesintisiz uçuş yapma rekorunu kırmıştır. Bu durum, antik Mısır uygarlığında Nil Nehri’ni takip ederek göç eden kuşların önemini ve bu türlerin kültürel anlamını hatırlatmaktadır; tıpkı kırmızı gürgen kuşlarının Brezilya kıyılarından Kuzey Kutbu’na uzanan yolculuğu gibi.
Brezi̇lya’da Kuş Gözlemcileri ve Koruma Çalışmaları
Brezilya’daki Kuşların Korunması Derneği (SAVE Brasil)’nin verilerine göre, bu ülke 54 farklı kıyı kuşu türüne ev sahipliği yapmaktadır. Bu kuşlara verilen Portekizce isim olan “limícola“, Latince kökenli olup “çamur” anlamına gelen “limus” ve “yaşamak” anlamına gelen “colere” kelimelerinden türetilmiştir. Bu isim, sahillerde, deltaların yakınında, mangrov ormanlarında ve sığ lagünlerde yaşayan hayvanları tanımlamaktadır. Beslenme şekilleri, genellikle çamurlu ortamlarda bulunan küçük omurgasız canlılara dayanmaktadır. Listelenen kuş türlerinden bazıları yerli türler olup, örneğin Güney Lapwing’i (Vanellus chilensis) sayabiliriz. Diğerleri ise daha güneyden gelen göçmenlerdir; iki bantlı sakarca (Charadrius falklandicus) buna bir örnektir. Ayrıca 34 farklı tür Kuzey Yarımküre’den gelmekte ve göç yolculuklarını tamamlamak için sağlıklı sulak alanların oluşturduğu kesintisiz bir zincire ihtiyaç duymaktadır.
2024 yılında, Rio Grande do Norte eyaletinde bulunan Potiguar Havzası, Batı Yarımküre Sulak Alan Kuşları Koruma Ağı (WHSRN) tarafından “bölgesel önem taşıyan bir alan” olarak tanınmıştır. Bu durum, bölgenin vahşi yaşamın korunması açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
WHSRN’nin web sitesinde belirtildiği gibi, “8.500 hektardan (yaklaşık 5.300 dönüm) daha geniş alana sahip olan bu Brezilyalı kıyı bölgesi, göçmen kuşların korunması açısından kritik bir rol oynamaktadır” ve özellikle C. canutus türünün korunmasının önemi vurgulanmaktadır. Bu durum, Türkiye’deki sulak alanların önemini de akla getirmektedir; zira Türkiye de birçok farklı kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır ve bu kuşların göç yollarında önemli duraklar bulunmaktadır. Örneğin, Kuş Cenneti Milli Parkı, uluslararası öneme sahip bir sulak alan olup, her yıl milyonlarca kuşu barındırmaktadır.
Dünya genelinde kırmızı gerdanlı kuşlar “tehlike altında” olarak kabul edilse de, Brezilya’da ise “dayanıklı tür” listesinde yer almaktadır. Bu durumun temel nedeni, Delaware Körfezi’ndeki besin kaynaklarının azalmasıdır. Brezilya’da ise son yıllarda, plajlardaki insan faaliyetleri nedeniyle habitat kalitesinin düşmesi gibi riskler bulunmaktadır. Ayrıca, iklim değişikliğinin bu ve diğer türlerin devamlılığı üzerindeki etkileri de giderek artmaktadır: kıyı sulak alanlarına bağımlı deniz kuşları, 50 yıl içinde habitatlarının %50’sinden fazlasını kaybedebilir. Bu durum, MÖ 3000 yılından itibaren Mezopotamya’da gelişen tarım tekniklerinin, insan nüfusunun artmasına ve doğal yaşam alanlarının azalmasına yol açtığı gibi, günümüzde de iklim değişikliği nedeniyle kıyı bölgelerindeki deniz kuşları için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. João Damasceno’nun Federal Rio Grande do Norte Üniversitesi (UFRN) tarafından yapılan araştırmaları bu durumu gözler önüne sermektedir.
“Deniz kuşları, bir nevi ‘çevresel termometre’ gibidir. Biyolojik göstergelerdir ve habitatların sağlıklı olup olmadığını gösterir,” diyor Damasceno, SAVE Brasil tarafından yürütülen ve Neoenergia Enstitüsü’nün desteğiyle gerçekleştirilen Flyways projesinin başını çeken isim. Bu çalışma, Potiguar Havzası’ndaki bu kuşların korunmasına odaklanmaktadır.
“Küresel ısınmanın etkileri nedeniyle bazı bölgelerde olumsuz etkiler yaşanmıştır. Ve bu durum, özellikle beslenme alanlarında bu kuşları etkilemektedir,” diye ekliyor Damasceno.
Çamur: Bir laboratuvar
Kıyı Şeridindeki Kuş Popülasyonlarının İzlenmesi: SAVE Brasil’in Çalışmaları
SAVE Brasil ekibi, motorlu kano kullanarak, sahil boyunca yürüyerek veya sığ sularda ve çamurda ilerleyerek, belirli bir araştırma alanını inceliyor. Bu çalışmalar, Macau, Guamaré ve Galinhos arasındaki kıyı şeridinde, her biri bir kilometrelik (0.6 mil) uzunluğa sahip toplam 20 kilometre (12 mil)lik bir alanda, üç ayda bir düzenli olarak yapılıyor. Ekip üyeleri, çıplak gözle, dürbünlerle veya teleskoplarla tespit ettikleri kıyı kuşlarını kaydediyor; bu kayıtlar genellikle gelgitin en düşük olduğu zamanlarda yapılıyor, çünkü bu dönemde çamur düzlükleri açığa çıkıyor ve besinler daha kolay erişilebilir oluyor.
İzleme alanının sınırları, ekolojik kriterlerle kurumlar arası koordinasyonu birleştiriyor. SAVE Brasil ekibi, yerel tuz üreticileriyle ve belediye yönetimleriyle işbirliği yaparak, 8.500 hektarlık Potiguar Havzası’na yeni bölgeler dahil ediyor; bu sayede araştırma alanı, mümkün olan en geniş şekilde 15.000 hektara (37.000 dönüm) kadar büyütülebilir.
Bu bölgedeki diğer canlılar arasında deniz atları ve deniz kaplumbağaları da bulunuyor. Çalışmalar sırasında, küçük balıkların bazen teknenin içine sıçrayabileceği görülüyor. Yüksek biyoçeşitliliğin nedeni, bu alanın sadece Dünya Sulak Alanlar Ramsar Sözleşmesi (WHSRN) tarafından korunmasıyla sınırlı olmaması, aynı zamanda eyaletin kıyı bölgesinin ayrıca Önemli Mer ve Köpekbalığı Alanı (ISRA) olarak da sınıflandırılmasıdır; bu unvan, deniz canlılarının hayatta kalması için kritik öneme sahip olan alanlara veriliyor.
Mart 2026’da yapılan üç günlük bir araştırma sırasında, uzmanlar toplam 3.508 adet kıyı kuşu tespit etti; bunlardan 774 tanesi kırmızı gerdanlı kuş (red knot) idi; bu sonuç, önceki araştırmaların bulgularıyla yaklaşık olarak aynıydı. “Araştırmalar, türlerin habitatları nasıl kullandığını anlamak için önemli bir araçtır” diyor Damasceno. “Şimdi türlerin ne zaman geldiğini ve ne zaman ayrıldığını bildiğimize göre, amacımız bu türlerin nerede olduğunu anlamak; böylece kamu yöneticilerinin, bu kuşların beslendiği alanlara zarar vermeden, insan kaynaklı faaliyetleri nasıl yönetebileceklerine yardımcı olabiliriz.”
Kıyı Ekosistemine Etkileri ve Göçmen Türlerin Korunması
Uzmanlara göre, kıyı ekosistemi üzerinde önemli olumsuz etkilere neden olan başlıca insan faaliyetleri arasında kitesurfing ve plajlarda motorlu taşıtların kullanımı yer almaktadır.
Araştırmacılar görevlerini yaparken, tür sayımı sırasında beklenmedik bir olayla karşılaştılar. Damasceno, “Bu kuş türü burada nadiren görülür,” diyerek bar-tailed godwit’i (kuyruklu tanrıkuşu) fark etti. Bu kuş türünün, Alaska’dan Tazmanya’ya kesintisiz olarak yaklaşık 13.000 kilometre (8.100 mil) yolculuk yaptığı bilinmektedir.
Kıyı kuşları, iki yarımküreyi birbirine bağlayan “hava koridorları” boyunca göç ederler. Bu koridorlara bilimsel olarak “flyways” adı verilmektedir ve Potiguar Havzası projesi de bu terimden ilham almıştır. Amerika kıtasında üç ana göç yolu belirlenmiştir: Atlantik, Orta ve Pasifik. Brezilya’daki en önemli göç yolları ise şunlardır: Atlantik yolu, kuşların kıyı boyunca Güney Konik Bölge’ye (kıtanın güneydeki tırtıl şeklinde olan alt bölgesi) doğru ilerlemesini sağlar; ve Orta yolu, türlerin kontinentin içinden geçerek Amazon yağmur ormanları ve Pantanal sulak alanından geçtikten sonra güney Brezilya’ya ulaşmasını sağlar. Bu durum, MÖ 2000 yılından beri Anadolu’da yaşayan bazı kuş türlerinin göç yollarının değişmesiyle ortaya çıkan sorunlara benzerdir.
Sınırları aşan ve birbirine bağlı habitatlara bağımlı olan bu türlerin korunması, Mart 2026’da Brezilya’nın Campo Grande şehrinde düzenlenen Göçmen Türler Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın (COP15) hedeflerinden biriydi. Bu konferansta, göçmen kuşların karşılaştığı tehditler ve bu tehditleri azaltmak için alınabilecek önlemler tartışılmıştır.
Toplantıda, kıyı kuşlarının korunması konusunda bazı ilerlemeler kaydedildi. Hudsonian kılkuşu (Numenius hudsonicus) ve Hudsonian uzunbacak (Limosa haemastica), Sözleşme’nin 1. Ekine dahil edildi. Bu ek, tehdit altındaki göçmen türleri listesini içerir ve imzalayan ülkelerin bu türlerin korunması için küresel çapta önlemler almasını gerektirir.
Üye ülkeler ayrıca Amerika Göç Yolları Girişimi’ni uygulamaya koymayı taahhüt ettiler. Bu girişim, göç yollarındaki önemli alanların korunmasını, vahşi popülasyonların izlenmesinin artırılmasını, ülkeler arası kamu politikalarının entegre edilmesini ve yerel toplulukların biyolojik çeşitliliğe yönelik tehditlerin azaltılmasına dahil edilmesini amaçlamaktadır.
COP15 ayrıca Amerika Göç Yolları Atlası‘nı başlattı. Bu atlas, onlarca savunmasız türün rotalarını, kritik habitatlarını ve çevresel tehditlerini haritalamak için kullanılan bir platformdur. Bu araç, dünyanın en büyük vatandaş bilimi projesi olarak kabul edilen eBird dijital veritabanından elde edilen ortak kayıtları içermektedir.
Deniz ilerliyor — ve sorunlar ortaya çıkıyor
Ancak, iklim değişikliğinin etkilerini sadece kıyı kuşları Potiguar Havzası’nda hissetmiyor. Bu durum, MÖ 3000 civarında Mezopotamya’da yaşamış Sümerlilerin, değişen sulak alanlar ve tarım koşullarıyla başa çıkmak zorunda kaldıklarını gösteren arkeolojik bulgularla paralellikler taşımaktadır. Tıpkı Sümerliler gibi, günümüzdeki toplulukların da çevresel değişikliklere uyum sağlaması gerekmektedir.
Yerel Halkın Gözünden Değişen Ekosistem
“Mangrovların yok olması durumunda balık nereden gelecek? Burası bir üreme alanı, biliyor musunuz? Her türlü balık burada ürer,” diyor 8 yaşında balıkçılığa başlayan ve şu anda 83 yaşında olan Luiz Luna Filho. Kıyı sakinleri, bölgedeki değişiklikleri ve balık çeşitliliğindeki azalmayı zaten hissettiklerini belirtiyorlar. “Balıklarda da kuyrukları ve kafaları var, değil mi? Ve onlar da duyarlıdırlar. Bir yerden başka bir yere gidiyorlar,” diyor Mongabay’e yaptığı açıklamada.
Benzer gözlemleri de kabuklu deniz ürünleri toplayıcısı ve topluluk lideri olarak tanınan Francicleide Ferreira, “Bibinha” lakabıyla biliniyor. O da değişikliklere dikkat çekiyor: “Eskiden çok sayıda mangrov ormanı vardı; şimdi onları o kadar sık görmüyoruz.”
Kabuklu deniz ürünleri toplayıcısı Antônia Amarantos Sousa ise, işe gidip gelirken kullandıkları uzun yolculukları ve aynı türdeki kabukluları bulmakta yaşadıkları zorluklardan bahsediyor. “Deniz yükseliyor ve kabukluları gömüyor. Onlara ulaşmak için bir saatten fazla zaman harcıyoruz çünkü çok uzaklarda,” diyor.
Kıyı çalışanları, kuşlar hakkında da yeni şeyler gözlemlemişler. “Küçükken çok sayıda kuş görürdük – deniz kızarması, pelikan, kumsal sırtlan. Şimdi çok daha az görüyoruz,” diyor 7 yaşında kabuklu deniz ürünleri toplamaya başlayan Vanuza Nascimento.
Rio Grande do Norte’deki kadın kabuklu deniz ürünleri toplayıcıları ile araştırmacılar tarafından yürütülen “Atalar Haritalama Çalıştayları” projesi, Potiguar Havzası’nın çevresel hafızasını yeniden inşa etmeyi ve bu değişiklikleri anlamayı amaçlıyor. Bu tür çalışmalar, geçmişte Mısır uygarlığında Nil Nehri’nin düzenli taşkınlarının tarım arazilerine olan faydalarının anlaşılması gibi, doğal sistemlerin karmaşıklığını ve yerel halkın bilgi birikiminin önemini vurgulamaktadır.
Mangrov Kuşatlarının Yok Oluşu: Kadınların Bilgisiyle Gelecek İçin Bir Uyarı
Bu proje, nesilden nesile bu ekosistemlerde yaşamış ve çalışmış kadınların anıları ve gözlemleri doğrultusunda, zaman içinde bozulmuş mangrov alanlarını belirlemeyi amaçlıyor. Anlatılanlara göre, 1980’lerden beri geniş alanlardaki mangrov ormanları yok olmuş durumda; bu durum, son araştırmalarla doğrulanmış bir gerçek. Bu durumun bir sonucu olarak, besin zincirini destekleyen deniz kabukları ve diğer organizmaların popülasyonlarında azalma yaşanmış.
SAVE Brasil ekibi, saha ziyaretleri sırasında aynı zamanda “paleomangrov” adı verilen antik mangrov ekosistemlerine ait izler ve kıyı erozyonuyla örtülmüş ormanlara dair kanıtlar bulmuş. Bu bulgular, bölge sakinlerinin yaşadığı kayıpların farkında olduklarını bir kez daha teyit ediyor.
Bilimsel çalışmalar, iklim değişikliğinin Brezilya’nın kuzeydoğu kıyı şeridini birçok yönden etkilediğini gösteriyor. Nehirler de bu süreçte önemli bir rol oynuyor.
UFRN’de (Federal Rio Grande do Norte Üniversitesi) inşaat mühendisliği ve çevre mühendisliği profesörü olan Venerando Eustáquio Amaro, “Kuzeydoğu bölgelerindeki nehirlerin büyük kısmı barajlarla kontrol altında” diyor. “Bu durum, kıyı şeridimize ulaşan sediment miktarını azaltmış durumda.”
Barajlar, giderek artan su kıtlığı sorununa çözüm olarak inşa edilmiş; yağışlı dönemlerde suyu depolayıp kuraklık dönemlerinde kontrollü bir şekilde salarak su teminini sağlamaya yardımcı oluyor. Ancak bu yapılar, aynı zamanda kıyıya ulaşması gereken sedimenti de tutuyor. Bu sedimentler normalde kıyı şeridine ulaşarak “plajları besliyor”. Bu sürekli takviye olmadan, kıyı şeridi günlük olarak denizin getirdiği kum kayıplarını telafi etmekte zorlanıyor; araştırmacılar bu duruma “aç plajlar” adını veriyor.
Kıyı Erozyonu ve Kentler Üzerindeki Etkileri
Sonuç olarak, bu doğal tortu akışının olmaması durumunda, kıyı erozyonu hızlanmaktadır.
Amaro’nun açıklamalarına göre, teknik ölçümler bazı kıyı bölgelerinde dal gücündeki yıllık artışı göstermektedir. “Bazı bölgelerde, kıyıyı aşındırma yeteneği olan dal gücü yılda %0,5’ten fazla artmaktadır,” diyor. Ayrıca, deniz suyu sıcaklığındaki artış ve değişen rüzgarların da akıntıları ve fırtına yükselişlerini yoğunlaştırdığını, kayaların geri çekilmesini ve plaj kaybını hızlandırdığını belirtiyor. Bu bölgeler aynı zamanda şehirler için doğal birer savunma hattı ve kıyı kuşları için önemli beslenme alanlarıdır.
Dahası, araştırmalar gösteriyor ki deniz seviyesindeki yükselme, özellikle kentsel alanlarda hissedilmektedir. Kayalık tepeler üzerine kurulu veya denize yakın yerleşim yerlerinde, yüksek gelgit olayları ve aşırı hava koşulları daha sık yaşanmaktadır; bu durum Galinhos belediyesi de dahil olmak üzere birçok bölgeyi etkilemektedir. Bu durum, erozyon, yoğun yağışlar ve plansız kentsel yayılımın birleşimiyle bazı toplulukların yerleşimlerini terk etmesine neden olmuştur. Bu durum, MÖ 1200’lerde Batı Anadolu’da yaşanan kuraklık dönemlerinde, halkların daha yaşanabilir bölgelere göç etmelerine benzer şekilde, günümüzde de kıyı şeridindeki toplulukları zorlu bir duruma itmektedir.
Sahil Kuşları Üzerindeki Etkiler
İklim değişikliğinin sahil kuşları üzerindeki etkileri hem doğrudan hem de dolaylıdır. Yükselen deniz seviyeleri ve daha güçlü dalgalar, kuşların beslendiği gelgit sırasında oluşan kum şeritlerini daraltmaktadır. Bu durum, Amazon Nehri’nin ağzında bulunan Amapá eyaletinin kıyılarında da gözlemlenmiştir. Orada, çamurluklar, mangrov ormanları ve kum bankaları daha dar hale gelmiş veya tamamen kaybolmuştur. Aynı zamanda, küresel ısınma, kuşların yaşam döngülerini de etkilemektedir; örneğin, Kanada Arktik bölgesinde, artan sıcaklıklar yumurta çıkış oranlarını azaltmaktadır.
İklim değişikliği aynı zamanda besin zincirinin temelini de tehdit etmektedir: Daha sıcak su ve toprak, kuşların beslendiği mikroorganizmaların ve omurgasızların sayısını azaltmakta, bu da kuşların uzun göçleri öncesinde ihtiyaç duydukları ağırlığı kazanmalarını zorlaştırmaktadır. Bu durum, MÖ 3000’lere dayanan Sümer uygarlığında da gözlemlenmiş olabilir; arkeolojik kanıtlar, o dönemde yaşanan kuraklık ve su kıtlığının tarımsal üretimi olumsuz etkilediğini ve insanların beslenme alışkanlıklarını değiştirdiğini göstermektedir.
Yeşil Enerjinin Çevresel Maliyeti
İklim değişikliğinin yanı sıra, Potiguar Havzası büyük enerji projelerinden de kaynaklanan baskılarla karşı karşıyadır. Rio Grande do Norte kıyı şeridi sürekli rüzgarlara maruz kalmaktadır ve bu durum bölgeyi Brezilya’nın en büyük rüzgar enerjisi merkezi haline getirmiştir. Bölgede, rüzgar çiftliklerinin hızla yayılmasına ek olarak yeşil hidrojen projeleri de geliştirilmektedir. Ancak, bu girişimler sıklıkla hassas kıyı alanlarına ve balıkçı topluluklarının yaşadığı bölgelere denk gelmektedir, tıpkı Mongabay’ın daha önce bildirdiği gibi.
Amaro’ya göre, mevcut planlar arasında ihracat için amonyak bazlı hidrojen üretimi yer alıyor ve bu işlemlerin bir kısmı kıyıdan 15-20 kilometre (9-12 mil) açıkta gerçekleştirilecek. “Bu tür transşipman işlemlerinde, koşulların son derece dengeli olması gerekir. Hidrojen çok kararsızdır,” diyen Amaro, yükselen deniz sıcaklıklarının ve dalga enerjisinin bu tür operasyonların risklerini artırabileceğini belirtiyor.
Çevresel yönetim açısından ise endişe verici olan bir diğer nokta, lisanslama süreçleri ve projelerin zaten kırılgan ekosistemler üzerindeki potansiyel etkileri. Rio Grande do Norte’nin Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre Enstitüsü’nden (Idema) Carla Fernandes, bu durumun dikkatli olunması gereken bir konu olduğunu vurguluyor. “İklim değişikliği ve okyanusların ısınması göz önüne alındığında, büyük ölçekli ‘yeşil’ olarak nitelendirilen projelerin haklı gösterilmesi ile birlikte, biyolojik çeşitliliğe yönelik tehditlerin de ortaya çıktığını görmekteyiz,” diyor.
Damasceno da deniz rüzgar enerjisi projelerinin yaygınlaşmasıyla ilgili olarak, “Deniz üzerinde rüzgar türbinleri kurulacak ve iletim hatları, kuşların göç yollarını kesen bölgelerden geçecek” uyarısında bulunuyor.
Rüzgar türbinlerinin kurulu olduğu bazı bölgelerde, özellikle dinlenme ve beslenme alanları arasındaki rotalarda bulunan kuşların, kablolarla çarpışarak ölmelerine dair raporlar ortaya çıkmıştı. Kablolara yerleştirilen özel işaretler, görünürlüğü artırarak bu tür kazaları azaltmaya yardımcı oldu, ancak yeni projeler yeni endişeleri de beraberinde getiriyor. Uzmanlar, çarpışma riskinin yanı sıra, rüzgar türbinlerinin sesinin kuşlar üzerindeki etkileri hakkında daha fazla araştırmanın yapılması gerektiğini belirtiyorlar. Bu durum, Mısır’da Nil Nehri boyunca yapılan baraj inşaatlarının, nehirdeki balık popülasyonları ve göç eden kuşlar üzerinde benzer olumsuz etkilere yol açtığına dair yapılan çalışmalarla paralellik gösteriyor.
Sürekli İzleme
Deniz Kaplumbağaları ve Çevre Sorunu
“Bakın, iki kaplumbağayı neredeyse öldürdünüz!” diye şaka yapan Damasceno, SAVE Brasil ekibinin, onları sayım alanına götüren tekne sürücüsünün suya attığı bir plastik torbayı ve şişeyi toplamaya çalıştığını görüyor.
“Balık tutan ve bu malzemeleri kullanan insanların daha dikkatli olması ve [atıkları] suya atmaması gerekiyor,” diyor, biyoloji öğrencisi ve SAVE Brasil gönüllüsü Andrieli Queiros.
“Biz de bir mangrov temizliği yaptık ve çok fazla birikmiş malzeme bulduk,” diye ekliyor, başka bir gönüllü Naiade Ferreira. “Sanki çevreye hiç önem göstermiyorlar.”
Balıkçılığın temel geçim kaynağı olduğu bölgelerde, çöpler genellikle düzenli olarak toplanmıyor. Birçok hane halkı, kokmaya başlayan balıkları doğrudan suya, plastik torbaların içinde bırakıyor. Bu atıklardan bazıları da mangrovlarda sıkışıp kalabiliyor. Bu durum, Türkiye’nin farklı kıyı bölgelerinde de zaman zaman karşılaşılan bir sorundur; özellikle turizm sezonunda artan yoğunlukla birlikte deniz kirliliği daha belirgin hale gelebiliyor.
“Her 15 günde bir, mangrovu temizleyecek birini tutuyorum,” diyor, Macau’daki atıştırma dükkanı yakınındaki mangrovları temizlemek için kendi cebinden para ödeyen Francisco Hélio Soares. “Çoğunlukla plastik, eski ağlar hatta buzdolabı kapıları buluyoruz. Gelgit her şeyi geri getiriyor ve insanların balık tuttuğu ve yüzdüğü alanlara yayılıyor.”
Arkeoloji ve Çevre Koruma Çalışmaları Devam Ediyor
Ancak, bu durumun değişmesi için önemli araştırma ve çevre bilinci çalışmaları yürütülmektedir. Yerel sakinlerden ve öğretmenden Arlete Oliveira, “Bu bölge, kurumlar ve üniversiteler için bir araştırma ortamı haline geldi” diyor. Ayrıca, sivil toplum kuruluşları projeler geliştiriyor ve hibe programlarına katılıyor, bu da kaynakların sağlanmasına yardımcı oluyor.
Çevre eğitimi de yerel okullara ulaşıyor. Biyoloji öğrencisi ve dövmeci Geilson Araújo, yerel olarak “Macau’nun Rodrigo Hilbert’i” olarak bilinmektedir (Rodrigo Hilbert, Brezilya’da bir televizyon programının sunucusudur). Şehrin çeşitli sorunlarına çözüm bulma becerisi nedeniyle bu lakabı alan Araújo, çocuklara deniz kuşlarının geçici dövmelerini yapıyor. Bu dövmeler, çocukların bir sonraki banyosunda siliniyor ve o zamana kadar ailelerin evde yaptığı sohbetlerin konusunu oluşturuyor.
Araújo, “Çocuklarla etkinliklere gittiğimizde, bu eğlenceli kısmın hoşlarına gittiğini fark ettik. İşte o zaman, yıkanabilir ve hipoalerjenik mürekkep dövmeleri fikri ortaya çıktı. Bu çok ilgi gördü” diyor. Bu deneyimden yola çıkarak, faaliyetler mural resimleri, oyunlar, kukla tiyatrosu ve her ay düzenlenen okul toplantılarını içerecek şekilde genişledi; bu toplantılar hem koruma alanında hem de komşu kasabalarda düzenleniyor. ‘Çocuklara, kuşların sakız parçalarını yiyecek olduğunu söylediğimizde şok oluyorlar ve ebeveynlerini harekete geçmeye teşvik ediyorlar’ diye ekliyor.
SAVE Brasil, iklim değişikliğiyle mücadele stratejisi kapsamında bu yıl Potiguar Havzası’nda bir mangrov restorasyon projesini başlattı. Proje kapsamında yaklaşık 100 fidan dikildi ve yıl sonuna kadar en az 300 daha fidan dikilmesi planlanıyor; bu çalışmalar öğrencilerin, deniz kabuğu toplayıcılarının ve yerel kurumlarla yapılan ortaklıklar sayesinde gerçekleştiriliyor. Bu tür restorasyon projeleri, Brezilya’nın diğer bölgelerinde de uygulanmaktadır. Örneğin, Amazon yağmur ormanlarında da benzer şekilde ağaçlandırma çalışmaları yürütülmektedir; bu çalışmalar, hem karbon emisyonlarını azaltmaya yardımcı oluyor hem de yerel ekosistemlerin yeniden canlanmasına katkıda bulunuyor.
Rio Grande do Norte’de Kuşların Korunması: Umut Veren Gelişmeler ve Gelecek Vizyonu
Çevre aktivistlerinin uzun süredir talep ettiği önemli bir gelişme, Ocak 2026’da yayınlanan ve Rio Grande do Norte eyaletinin resmi gazetesinde yer alan ilk “Tehdit Altındaki Yerel Fauna Türlerinin Resmi Listesi” oldu. Bu listede 172 yerel tür bulunmaktadır ve bu değişiklik, eyaletteki çevre lisanslama süreçlerini ve politika oluşturmayı yönlendirecektir. Bu türlerden sekizi, göçmen kıyı kuşlarıdır.
Damasceno’nun umudu, kıyı şeritlerindeki kuşların hala yaşam alanı bulabileceği bir geleceğin inşa edilmesidir. “İki çocuğum var: 4 yaşında bir erkek ve 4 aylık bir bebek,” diyor. “Çalışıyorum ki, 10 veya 15 yıl sonra, sahile gittiğimizde çocuklarımız ‘Baba, senin çalıştığın o kuş hala orada’ diye söyleyebilsinler ve ben de ‘Evet, hala burada’ diyebileyim.”
Bu durum, Mısır’daki antik Nil Vadisi’nde yapılan arkeolojik kazılarda bulunan kuş motifli seramik parçalarını hatırlatıyor. Bu parçalar, o dönemdeki insanların doğayla olan bağlarını ve kuşlara duydukları saygıyı gösteriyor. Aynı şekilde, Damasceno’nun çalışmaları da gelecek nesillere kuşların korunması bilincini aşılamayı amaçlıyor.
Editör: Lucas Berti
Başlık fotoğrafı: Guamaré’deki bir deltadaki kum bankasında bulunan bir kaya turnası (Arenaria interpres). Fotoğraf: Sibélia Zanon.
Bu haber ilk olarak 10 Haziran 2026 tarihinde burada Portekizce olarak yayınlanmıştır.
Kaynak:
Damasceno, J. P. T. (2021). Conservação de aves limícolas no Brasil: padrões de distribuição e riqueza no presente e no futuro (Doctoral dissertation, Federal University of Rio Grande do Norte, Natal, Brazil). Erişim adresi: https://repositorio.ufrn.br/handle/123456789/37375
Brezilya’nın Kıyı Şeridindeki Mangrov Ormanlarının Önemi ve Geleceği
Son araştırmalar, Brezilya’nın kuzeydoğu kıyısındaki mangrov ormanlarının, iklim değişikliğinin etkilerini azaltma ve biyolojik çeşitliliği koruma açısından kritik bir rol oynadığını gösteriyor. Bu hassas ekosistemler, aynı zamanda önemli karbon depolama alanlarıdır ve “mavi karbon” olarak adlandırılır.
Zamboni ve meslektaşlarının (2025) çalışması, arazi kullanımındaki değişikliklerin mangrov ormanlarının karbon depolama kapasitesi üzerindeki etkilerini incelemiştir. Araştırmacılar, bu değişikliklerin ekosistemin hizmetlerini nasıl etkileyebileceğine dair önemli bilgiler sunmaktadır.
Carvalho ve diğerleri (2025) tarafından yapılan bir başka çalışma, kıyı habitatlarının erozyon riskini azaltmadaki rolünü araştırmıştır. Bu çalışma, özellikle Ekvatoral Atlantik’in kumlu plajlarındaki örneklerle, kıyı şeridinin korunması için doğal bariyerlerin önemini vurgulamaktadır.
De Andrade ve meslektaşları (2025), iklim değişikliğiyle mücadelede kentsel planlamanın rolünü incelemişlerdir. Natal kentindeki çalışmalar, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için yerel yönetimlerin nasıl stratejiler geliştirebileceğine dair önemli dersler sunmaktadır.
Santos ve diğerleri (2025) tarafından yapılan bir araştırma, deniz seviyesindeki yükselişin göçmen kuş türlerinin beslenme habitatları üzerindeki etkilerini araştırmıştır. Bu çalışma, özellikle Brezilya’nın Amazon bölgesindeki uzak kıyı sulak alanlarda yaşayan kuşların karşılaştığı zorluklara dikkat çekmektedir. Bu durum, MÖ 3000 yılından beri Anadolu Yarımadası’nda yaşam süren ve göçmen kuş türlerinin beslenme habitatlarını kaybetmesi nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bazı kuş türleriyle paralellikler göstermektedir.
Bu makaleye atıfta bulunmak için:
Sibélia Zanon (2026). Yükselen sular, çöpler ve sıcaklıklar Brezilya’nın göçmen kıyı kuşlarını tehdit ediyor. Mongabay Koruma haberleri. DOI: https://doi.org/10.66709/news-323436
Katkıda Bulunanlar
Kaynak: Mongabay