Son Dakika
Francis Bacon’ın “Bahçeler” adlı eseri, şimdi de dijital ortamda okuyucularla buluşuyor.
Genel

Francis Bacon’ın “Bahçeler” adlı eseri, şimdi de dijital ortamda okuyucularla buluşuyor.

20 Temmuz 2026 · 16 dk okuma · 3 görüntülenme · bekir

Bu görsel, metni oluşturan kişi tarafından başlık sayfasından oluşturulmuştur ve kamu malıdır.

FRANCIS BACON’DAN BİR DENEME.

LONDRA, BACON VE RICKETTS, CRAVEN ST., STRAND.

MCMII.

Bahçelerin Büyülü Dünyası: Mevsimlere Göre Bitki Seçimi

İnsanlığın en saf zevklerinden biri olan bahçecilik, ruhu canlandıran ve yaşam alanlarını güzelleştiren eşsiz bir sanattır. Ancak, yapıların ve sarayların sadece fiziksel yapılar olduğunu, gerçek anlamda yaşama alanı yaratmanın ise bahçelerle mümkün olduğunu unutmamalıyız. Tarih boyunca, medeniyetlerin gelişimiyle birlikte, gösterişli binalar inşa edilmekle kalmamış, aynı zamanda özenle tasarlanmış bahçeler de ortaya çıkmıştır. Bu durum, bahçıvanlığın sadece bir hobi değil, aynı zamanda estetik ve kültürel bir ifade biçimi olduğunu göstermektedir.

İdeal bir bahçe, yıl boyunca farklı mevsimlerde güzellik sunan bitkilerle donatılmalıdır. Aralık ve Ocak aylarında veya Kasım ayının sonlarında, kışa dayanıklı bitkiler tercih edilmelidir: defne yaprağı, çobanpüskülü, mersin, selvi ağacı, köknar ağacı, zeytin ağacı (eğer iç mekanda yetiştiriliyorsa), biberiye, lavanta, menekşe (beyaz, mor ve mavi renklerde), germander, sümbül, portakal ağacı, limon ağacı ve murt. Ocak ayının sonu ve Şubat ayı için, çiçek açan mezereon ağacı, sarı ve gri crocus vernus, kardelenler, anemonlar, erken açan lale, oryantal menekşe, chamaïris, fritellaria gibi bitkiler eklenmelidir.

Mart ayında, özellikle tek renkli mavi menekşeler, sarı nergisler, papatyalar, badem ağacı çiçekleri, şeftali ağacı çiçekleri, alıç ağacı çiçekleri ve tatlı çalılar gibi bitkiler dikilmelidir. Nisan ayında ise, beyaz menekşeler, duvar çiçeği, karanfil, tavşan kulağı, yonca, papatya, her tür lale, biberiye çiçekleri, çift katlı sümbül, sarı nergisler, Fransız asması, kiraz ağacı çiçekleri, damask ve erik ağacı çiçekleri, beyaz dikenli çalılıklar ve leylak ağaçları eklenmelidir. Mayıs ve Haziran aylarında, her tür pembe çiçek, özellikle solgun pembe renklerde olanlar, her tür gül (misk güller hariç), asmalar, çilekler, menekşe, altın başak, afrikalı papatya, kiraz ağaçları meyve verirken, böğürtlenler, üzüm asmaları, lavantalar ve tatlı satiran çiçek açar. Ayrıca, beyaz çiçekli herba muscaria ve lilyum convalium gibi bitkiler de bu döneme aittir.

Temmuz ayında, her tür karanfil, misk güller, kava akçaağaçları, erken olgunlaşan armutlar ve erikler, gennitings (küçük elma çeşitleri) ve codlins (bir başka elma çeşidi) gibi bitkiler eklenmelidir. Ağustos ayında ise, her tür erik, armutlar, kayısılar, böğürtlenler, filbertler (fındık), misk kavunları, mor menekşeler ve çeşitli renklerdeki monk’s-hoods (bir başka çiçek çeşidi) gibi bitkiler dikilmelidir. Eylül ayında, üzümler, elmalar, her renkte papatyalar, şeftaliler, melo-cotones (kayısı-elma melezi), nectarines (kayısı-şeftali melezi), alıçlar, wardens (bir tür küçük armut) ve kızılcıklar gibi bitkiler ekilmelidir. Ekim ayında ve Kasım ayın başlarında ise, servis ağaçları, meddar ağaçları, bullaces (bir başka meyve çeşidi), gül kesmeleri (geç açan güller), holly oaks (kuşburnu ağacı) ve benzeri bitkiler dikilebilir.

Bu bilgiler Londra iklimine özeldir. Ancak, genel prensip aynıdır: bulunduğunuz bölgenin koşullarına uygun olarak, yıl boyunca çeşitli mevsimlerde güzellik sunan bir bahçe yaratabilirsiniz. Bu, sadece estetik bir zevk değil, aynı zamanda doğayla bağ kurmanın ve yaşam kalitesini artırmanın da bir yoludur.

Çiçeklerin Kokusu ve Bahçecilik Sanatı

Çiçeklerin kokusu, havada çok daha tatlıdır; çünkü hava, kokuyu taşır götürür. Bu durum, tıpkı müzik gibi bir deneyim sunar. Bu nedenle, havanın en güzel kokularını yayan çiçekleri ve bitkileri tanımak, eşsiz bir keyiftir. Gül çeşitleri, özellikle de damask ve kırmızı güller, hızlıca kokularını yayarlar; ancak bazen, tam bir gül bahçesinin yanından geçseniz bile, bu kokuyu almayabilirsiniz, hatta sabahın çiğliğinde bile.

Defne yaprakları da büyürken pek koku yaymaz. Biberiye ve tatlı kekik de aynı şekilde az koku verir. Havanın en tatlı kokusunu yayan çiçek ise menekşedir; özellikle beyaz, katmanlı menekşe, yılın iki kez, genellikle Nisan ortasında ve St. Bartholomew zamanında açar. Menekşenin ardından, misk gülü gelir. Daha sonra, çürüyen çilek yaprakları, olağanüstü bir kokuya sahiptir. Üzüm çiçekleri de hafif bir toz gibi kokar; bu toz, üzümlerin ilk ortaya çıktığı dönemde salkımlarda bulunur. Ardından, tatlı çalısı, duvar çiçeği gelir. Duvar çiçeği, özellikle oturma odası veya alt kat penceresinin altına dikilmesi için uygundur. Daha sonra, karanfiller ve gül karanfilleri gelir; özellikle yoğun karanfil ve karanfilgiller, zevk vericidir. Ayrıca, kiremit ağacı çiçekleri, morsalkımlar da güzel kokular yayar.

Fasulye çiçeklerinden bahsetmiyorum, çünkü bunlar genellikle tarlalarla sınırlı bitkilerdir. Ancak, diğerlerinin aksine, üzerine basıldığında ve ezildiğinde havayı en lezzetli şekilde kokulandıran üç bitki vardır: bunlar, funda otu, yabani kekik ve su nanesi’dir. Bu nedenle, bu bitkilerden oluşan geniş yollar oluşturmalısınız; böylece yürürken veya üzerinde yürürken keyif alabilirsiniz. Bu yaklaşım, 18. yüzyılda İngiltere’de bahçecilik sanatının geliştiği bir döneme paraleldir; o dönemde, aristokratlar ve zenginler, karmaşık tasarımlı bahçeler oluşturarak doğanın güzelliklerini yaşam alanlarına entegre ediyorlardı.

İngiliz Bahçeciliğinin Sanatı: Tasarım İlkeleri ve Tarihi Bağlam

Bahçeler, özellikle de ihtişamlı tasarımlarıyla öne çıkanlar, yaklaşık otuz dönümlük bir alana sahip olmalı ve üç bölüme ayrılmalıdır: girişteki yeşil alan, ilerideki çöl alanı (veya kurak bitkilerle dekore edilmiş alan) ve merkezdeki ana bahçe. Ayrıca, her iki tarafta da yollar bulunmalıdır. İdeal olarak, dört dönüm yeşil alana, altı dönüm çöl alanına, her iki tarafta da dörtşer dönüme ve on iki dönümlük bir ana bahçeye ayrılmalıdır. Yeşil alanın iki avantajı vardır: biri, bakımlı, kısa kesilmiş yeşil çimlerin göz zevkine hitap etmesi; diğeri ise, ortada güzel bir yol oluşturmasıdır. Bu yol, görkemli bir çit boyunca ilerlemenizi sağlar. Ancak, bu yol uzun olabilir ve yaz aylarında veya günün sıcak saatlerinde güneş altında kalabilir. Bu nedenle, yeşil alanın her iki tarafına da, yaklaşık 12 fit yüksekliğinde ahşap panellerle çevrili, gölgeli yollar inşa edilmelidir. Bu sayede bahçeye gölge içinde girilebilir.

Evlerin pencere kenarlarına yerleştirilen, farklı renkli topraklarla oluşturulmuş desenler ise sadece birer süstür; daha güzel manzaralar genellikle tepsilerde görülebilir. Bahçe ideal olarak kare şeklinde olmalı ve dört tarafı da görkemli, kavisli bir çitle çevrilmelidir. Çit üzerindeki kavislere, yaklaşık 10 fit yüksekliğinde ve 6 fit genişliğindeki ahşap sütunlar yerleştirilmelidir; bu sütunlar arasındaki boşluklar da aynı genişlikte olmalıdır. Kavislere ek olarak, yaklaşık 4 fit yüksekliğinde bir çit daha yerleştirilmeli ve her kavis üzerine küçük kuleler inşa edilmelidir. Bu kulelerde kuş kafesleri bulunabilir ve her kavis arasına renkli cam paneller yerleştirilerek güneş ışığının yansıması sağlanmalıdır. Ancak, bu çitin yükseltilmiş bir platform üzerinde olması önemlidir; bu platform yaklaşık 1,8 metre yüksekliğinde olmalı ve çiçeklerle kaplanmalıdır. Ayrıca, bahçenin toplam alanın tamamını kaplamaması, her iki tarafta da farklı bitki türlerinin bulunduğu yan yollara yer ayrılması gerektiği unutulmamalıdır. Bu yan yollar, yeşil alanlardaki gölgeli yollardan ulaşılabilir olmalıdır; ancak bu büyük çevreleme alanının herhangi bir ucunda çitli yollar bulunmamalıdır. Girişteki yolda çit olmaması, yeşil alandan bakıldığında güzel çiti görmeyi sağlar; diğer uçta ise, çitin arkasındaki çöl alanına doğru ilerlemeyi sağlayan kavislere sahip bir görünüm sunulmalıdır.

Bu tasarım ilkelerinin tarihi kökenleri, Rönesans dönemindeki İtalyan bahçecilik anlayışına kadar uzanmaktadır. Örneğin, Lorenzo de’ Medici’nin Floransa’daki villasında bulunan bahçeler, karmaşık geometrik desenler, su öğeleri ve dikkatlice seçilmiş bitki türleriyle benzer bir estetik sunmaktaydı. Bu dönemde, bahçe sadece bir dinlenme alanı değil, aynı zamanda ailenin zenginliğini ve kültürel anlayışını yansıtan bir sanat eseri olarak görülüyordu. Benzer şekilde, 18. yüzyılda İngiltere’deki country evlerinde de benzer tasarım ilkeleri uygulanmış ve bahçeler, ailenin sosyal statüsünün önemli bir göstergesi haline gelmiştir.

Bahçe Tasarımı Önerileri

Bahçenin içindeki alanların düzenlenmesi konusunda çeşitli yaklaşımları değerlendirebiliriz; ancak şunu tavsiye ederim ki, hangi tarzı benimsenirse benimsenilsin, tasarım aşırı karmaşık veya detaylı olmasın. Kişisel tercihim, juniper (bir tür çam) gibi malzemelerden yapılmış süslemelerin çocuklara yönelik alanlarda kullanılmasıdır. Düşük duvarlar ve piramit şeklindeki düzenlemeleri beğeniyorum; bazı yerlerde de ahşap çerçeveler üzerine yerleştirilmiş zarif sütunlar olabilir. Ayrıca, yolların geniş ve ferah olmasını isterim. Yan bahçelerde daha dar yollar kullanılabilir, ancak ana bahçede böyle bir durum olmamalıdır. Ana bahçenin ortasında, üç farklı yönden erişilebilen ve dört kişinin yan yana yürüyebileceği yeterli alana sahip, mükemmel daireler şeklinde düzenlenmiş bir yükselti (tepe) bulunmalıdır. Bu yükseltinin yüksekliği 30 fit (yaklaşık 9 metre) olmalı ve üzerinde zarif bacalı, ancak çok fazla cam yüzeyi olmayan güzel bir banket alanı (yemek yeme alanı) yer almalıdır.

Bu tasarım yaklaşımı, bahçe düzenlemesi konusunda farklı fikirleri bir araya getirme çabasının bir örneğidir. Örneğin, 19. yüzyılda İngiltere’de popüler olan “doğal” bahçeler, genellikle daha az yapay ve daha organik bir görünüm hedeflenirken, bu tasarımda daha yapılandırılmış ve geometrik öğelere yer verilmiştir. Bu farklılıklar, bahçe tasarımının kişisel tercihlere ve estetik anlayışa ne kadar bağlı olduğunu göstermektedir.

Bahçelerdeki Sular: Güzellik ve Sağlık Dengesi

Bahçelerde bulunan sular, hem estetik açıdan hoş bir görünüm sunar, hem de ferahlatıcı bir ambiyans yaratır. Ancak havuzlar, bahçenin genel sağlığını olumsuz etkileyebilir, sinek ve kurbağa popülasyonunu artırabilir. İdeal olarak, fıskiyeler iki farklı şekilde tasarlanmalıdır: Birincisi, su püskürten veya akan tür; ikincisi ise yaklaşık 30 ila 40 metre karelik genişliğe sahip, ancak balık, yosun veya çamur içermeyen bir su toplama alanı. İlk tip fıskiyelerde kullanılan altın kaplama veya mermer süslemeler uygun olabilir. Ancak en önemli nokta, suyun asla havuzlarda veya depolarda durmamasıdır; böylece renk bozulması, yeşillenme veya çürüme gibi sorunlar önlenir. Ayrıca, her gün elle temizlenmelidir. Fıskiyenin etrafına basamaklar ve güzel bir zemin döşemesi yerleştirilmesi de faydalıdır.

İkinci tip fountaın, yani “yüzme havuzu” olarak adlandırabileceğimiz alan ise, çeşitli güzellikler ve detaylarla donatılabilir. Ancak bu detaylara burada girmeyeceğimizi belirtmek isterim. Örneğin, tabanın ince bir şekilde döşenmesi, heykellerle süslenmesi, kenarların da benzer şekilde dekore edilmesi, renkli camlar ve parlak yüzeylerle zenginleştirilmesi mümkündür. Ayrıca, alçak heykellerle çevrili güzel raylar kullanılabilir. Ancak en önemli nokta, ilk tip fountaın’da bahsedilen prensiple aynıdır: Suyun sürekli olarak hareket halinde olması sağlanmalıdır. Yüksek bir noktadan gelen su, güzel borular aracılığıyla havuza gönderilmeli ve ardından yer altındaki eşit çaplı kanallar aracılığıyla sürekli olarak dışarı akıtılmalıdır. Böylece suyun havuzda uzun süre kalması engellenir.

Suyun dökülmesini engelleyen karmaşık tasarımlar, suyun çeşitli şekillerde yükselmesini sağlayan sistemler (örneğin, tüy şeklinde, bardak şeklinde, şemsiye şeklinde) görsel olarak hoş olabilir. Ancak bunlar, bahçenin genel sağlığı ve ferahlatıcı atmosferi açısından çok önemli değildir. Bu konsept, 1950’lerde ABD’de geliştirilen ilk bilgisayarların (ENIAC gibi) karmaşık soğutma sistemlerine benziyor; bu sistemler, cihazların düzgün çalışmasını sağlamak için kritik öneme sahip olsa da, kullanıcı deneyimi açısından doğrudan bir etkisi olmayabiliyordu.

Bahçe Tasarımı: Doğal ve Estetik Bir Yaklaşım

Bahçenin üçüncü bölümü olan çayırlık alan, mümkün olduğunca doğal ve vahşi bir görünüm kazanacak şekilde tasarlanmalı. Bu alanda ağaç dikilmeyecek, ancak tatlı böğürtlen ve menekşe çalılıkları ile sarmaşıklar kullanılacak. Ayrıca, gölgeyi seven menekşeler, çilekler ve asma yaprakları da ekilecek. Bu bitkiler hem hoş kokulu hem de doğal bir görünüm sağlar.

Çayırlık alanda, yaban hayatında görülebilen küçük tepecikler oluşturulacak. Bazı tepeciklerde yabani kekik, bazılarında karanfiller, bazılarında fundalık, göz alıcı çiçekler, funda yaprağı, menekşeler, çilekler, asma yaprakları, papatyalar, kırmızı güller, lilyum konvalium (çan çiçeği), kırmızı asma yaprakları, ayı ayağı ve benzeri düşük boylu çiçekler bulunacak. Bu tepeciklerin bazıları küçük çalılıklarla süslenirken, bazılarında ise herhangi bir süsleme olmayacak.

Çalılıklar arasında güller, ardıç, defne, böğürtlen gibi bitkiler de yer alacak, ancak kokularının yoğunluğu nedeniyle kırmızı akçaağaç ve asma yaprağı daha seyrek kullanılacak. Bu çalılıkların düzenli olarak budanması, kontrol altında tutulmasını sağlayacaktır.

Bu tasarım yaklaşımı, 18. yüzyılın başlarında İngiltere’de popüler hale gelen doğal bahçe hareketini anımsatıyor. Dönemin önde gelen peyzaj mimarlarından biri olan William Kent, bahçelerde daha doğal ve spontane bir görünüm yaratmayı amaçlıyordu. Kent’in tasarımlarında sıkça kullanılan unsurlar arasında serbest bir şekilde yerleştirilmiş ağaçlar, doğal su kaynakları ve çeşitli çiçek türleri bulunuyordu. Bu yaklaşım, günümüzde hala birçok tasarımcı tarafından benimsenmektedir.

Bahçe Tasarımı: Detaylar ve Unsurlar

Yan bahçelerde, çeşitli yollarla zemini kaplayın; bazıları özel olmalı, tam gölge sağlamalı, böylece güneşin olduğu her yerde bir alanınız olsun. Bazılarını da barınak olarak tasarlayın, böylece sert rüzgarlar estiğinde bir galeri gibi yürüyebilesiniz. Bu yolların iki ucunu da çalılıklarla çevirin ki rüzgar girmesin; bu daha dar yolları ise ince çakıl ile kaplayın ve ot yetişmesine izin vermeyin çünkü insanlar ıslak zeminden geçecektir. Ayrıca, birçok alanda farklı türlerde meyve ağaçları dikin; hem duvarlara hem de sıralar halinde. Genel olarak, meyve ağaçlarınızı dikeceğiniz alanların düzgün, geniş ve eğimsiz olmasına dikkat edin; bunları ince çiçeklerle süsleyin ancak çok fazla kullanmayın, çünkü bu çiçekler ağaçların gelişimini engelleyebilir. Her iki yan bahçenin sonunda da, çevre duvarının bir kısmını alçak bırakarak, etrafı görmek için yükseltilmiş bir alan oluşturun.

Ana bahçede de bazı güzel yolların olması önemlidir; bunlar meyve ağaçları ile çevrelenmeli ve aralarında oturma yerleri bulunan gölgelikler bulunmalıdır. Ancak bu unsurları çok sık dikmemeye özen gösterin, böylece ana bahçe açık ve havadar kalır. Gölge için, yan bahçelerdeki yollara yönelin; burada yılın sıcak dönemlerinde veya günlerde yürüyebilirsiniz. Ana bahçenin ise daha ılımlı zamanlar için uygun olduğunu unutmayın; yaz aylarında sabahları ve akşamları veya bulutlu günlerde bu alanı tercih edin.

Kuş kafeslerine gelince, eğer çok büyük değilse ve doğal bir ortam sunmuyorsa pek hoşlanmam. Eğer kuş kafesi yeterince büyükse, içini çimenle kaplayın ve çeşitli bitkiler ile çalılıklar yerleştirin; böylece kuşlar daha fazla hareket alanı bulur, doğal yuvalar yapabilir ve kafes tabanında kötü koku oluşmaz.

Bu bahçe tasarımının incelikleri, 17. yüzyılda Avrupa’da yükselen düzenli bahçecilik anlayışını yansıtmaktadır. Örneğin, Versailles Sarayı’nın bahçıvanı André Le Nôtre’nin tasarımları da benzer prensiplere dayanmaktadır; geometrik şekiller, simetrik kompozisyonlar ve doğal unsurların kontrollü bir şekilde kullanılması ön plandadır. Ancak, bu tasarımın daha samimi ve kişisel bir dokunuşu olduğunu söyleyebiliriz.

Bahçeler ve Tasarım: Bir Prensin Bahçesi

Bir prensin bahçesini tasarlamak için hem teorik bilgiye hem de çizim becerilerine başvurdum; bu, bir modelden ziyade, genel hatları belirleyen bir yaklaşımdı. Bu tasarımda hiçbir masraftan kaçınmadım. Ancak, çoğu zaman işçilerle istişare ederek ve benzer maliyetlerle tasarımlarını tamamlayan büyük prensler için bu yeterli olmayabilir. Bazen, ihtişam katmak amacıyla heykeller ve diğer unsurlar ekleyebilirler, ancak bunlar gerçek bir bahçe zevkinden uzak olabilir.

THE END.

Kaynak: Apa Blog – American Philosophical Association

Paylaş