Son Dakika
Politikacıların bilimle yönetimi: Beklenmedik sonuçlar ortaya çıkıyor.
Genel

Politikacıların bilimle yönetimi: Beklenmedik sonuçlar ortaya çıkıyor.

21 Temmuz 2026 · 17 dk okuma · 2 görüntülenme · bekir

Politikacıları Bilimin Yönetimine Koymanın Sonuçları

Sovyetler Birliği’nde bu denendi ve sonuçlar iyi olmadı.

Ziraat mühendisi Trofim Lysenko (diz çökmüş), Mendelyen genetiğini reddetti ve 1930’larda Sovyetler Birliği’ndeki kolektif çiftliklerde bilimsel olarak temelsiz uygulamaları dayattı. Burada ölçtüğü buğday gibi ürünlerin verimsizliği, milyonlarca insanın açlıktan ölmesine yol açtı.

Bu haber, yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir metindir. Geri bildiriminiz bizim için önemli. Ankete katılın. (Yapay zeka politikalarımız hakkında bilgi almak için burayı tıklayın).

1930’larda Sovyet bilim insanları, partinin çizgisinden ayrılmanın nelere yol açabileceğini çok iyi biliyorlardı: eleştiri, işten çıkarma ve bilim camiasından dışlanma, hatta tutuklama ve ölüm. Diktatör Joseph Stalin ve takipçilerinin savunduğu şüpheli bilimlere karşı yapılan siyasi baskılar, milyonlarca insanın açlıktan ölmesine yol açmasının yanı sıra tarım alanında da onlarca yıllık ilerlemenin durmasına neden oldu.

Şimdi bilim insanları, tarihin Amerika Birleşik Devletleri’nde de tekrarlanabileceği konusunda uyarıyor.

Amerika Birleşik Devletleri Bütçe Ofisi’nden gelen yeni bir öneri, siyasi görevlileri, genellikle bilim insanlarının denetlediği araştırma fonu kararlarına dahil ediyor. Son yıllarda federal hükümet, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki temel bilim araştırmalarının yaklaşık %40’ını finanse etti.

400 sayfadan oluşan bu önerilen düzenleme değişikliği, siyasi görevlilerin federal araştırma fonlarının nasıl dağıtılacağına ve kimlerin bu fonlara erişebileceğine karar vermesine olanak tanıyacak. Bu değişiklik aynı zamanda, bilim insanlarının diğer ülkelerdeki meslektaşlarıyla işbirliğini azaltacak ve bulgularını kamuoyuyla paylaşma yeteneklerini kısıtlayacaktır. Dahası, Başkan Donald Trump’ın yönetimi tarafından “ulusal çıkarla uyumlu olmayan” olarak değerlendirilen konulara ilişkin araştırmaları engelleyebilir. Bu konular arasında sağlık eşitsizlikleri üzerine yapılan çalışmalar, mRNA bazlı aşılar ve biyolojik cinsiyetin katı bir ikili olarak kabul edilmediği araştırmalar yer alabilir.

Bu durum, 20. yüzyılın başlarında yaşanan benzer olayları akla getiriyor. Örneğin, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, siyasi baskılar nedeniyle bilimsel çalışmalar kısıtlanmış ve bu da imparatorluğun modernleşme sürecini yavaşlatmıştır. Benzer şekilde, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonraki yıllarda da siyasi ideolojiler, biyoloji ve tıp gibi alanlardaki araştırmaları etkilemiş ve bu da bilimsel ilerlemeyi olumsuz yönde etkilemiştir.

Yeni düzenlemeler aynı zamanda OMB’ye (Ofis of Management and Budget – Bütçe ve Yönetim Ofisi), daha önce onaylanmış araştırma fonlarını geri alma yetkisi de veriyor. Bilim savunucusu Stand Up for Science Foundation adlı kuruluş, bir raporunda bu önerinin “federal hibe dağıtımına ve Amerikan vergi mükelleflerinin kaynaklarının sorumlu yönetimine yönelik geniş kapsamlı bir tehdit oluşturduğunu” belirtti. Ayrıca, ruh sağlığı hizmetleri, konut, eğitim, gaziler ve yerli kabileler için verilen destek gibi bilimsel olmayan hibeleri de etkileyerek milyonlarca insanın sağlığını ve refahını olumsuz yönde etkileyecek.

Şu ana kadar OMB, bu öneri hakkında 98.000’den fazla yorum aldı. Kamuoyu görüşü alma süreci 13 Temmuz’da sona erecek. Ardından, OMB’nin bu kuralı olduğu gibi uygulamaya koyup koymayacağına, revize edip etmeyeceğine veya tamamen iptal edip etmeyeceğine karar vermesi gerekecek.

Bilim tarihinin karanlık bir yönü

Bu kapsamlı önlemler, bilim tarihinin karanlık dönemleriyle paralellikler taşıyor. Bazı araştırmacılar, ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) gibi federal araştırma kurumlarındaki son zamanlarda yaşanan toplu işten çıkarmaların, politika değişikliklerinin ve hibe iptallerinin, Stalin dönemindeki Sovyetler Birliği’nde yaşananlara benzerlik gösterdiğini belirtiyor. “Şimdi de ABD bilimi üzerinde benzer bir tehdit var,” diye yazdı New England Journal of Medicine’in yayın kurulu.

Yayın kurulunun bahsettiği örnek, Trofim Lysenko adlı bir tarım uzmanı ve politikacıydı. Lysenko, 1930’larda Sovyetler Birliği’nde Stalin döneminde iktidara yükseldi.

Kentucky Üniversitesi’nde evrimsel biyoloji ve bilim tarihi alanlarında uzman olan Lee Dugatkin’e göre, “1930’lara kadar Sovyetler Birliği genetik alanında gerçek bir güçtü.”

Daha sonra Lysenko ortaya çıktı. Dugatın’a göre, “Bu adam tam anlamıyla bir dolandırıcıydı. Tarım konusunda posta yoluyla alınan bir diploma almıştı, ancak basını iyi kullanıyordu ve mahsul verimini, özellikle buğdayı dramatik olarak artırabileceği fikrini yaymaya başladı.”

Bilim ve Siyasetin Kesişimi: Lysenko Vakası ve Günümüzdeki Paralellikler

Agronom ve siyasi figür Trofim Lysenko (solda, 1935’te Kremlin’de yaptığı bir konuşma sırasında) ile Sovyet diktatörü Joseph Stalin (sağda), Mendelyen genetiği reddetmeyen genetikçileri tasfiye etti. Amerika Birleşik Devletleri’nde önerilen yeni bir finansman çerçevesinin de, bilim insanları ve aktivistlerin belirttiği gibi, belirli araştırma alanlarını olumsuz etkileyebileceği söyleniyor. (Kaynak: Wikimedia Commons)

Lysenko’nun iddia ettiği “yenilik”, tohumları dondurucu suya batırmayı içeren bir süreç olan “vernalizasyon”du. Lysenko, bu şekilde elde edilen bitkilerin ve tüm yavrularının, Sovyetler Birliği’nin meşhur soğuk kışlarına karşı dirençli olacağını düşünüyordu.

Lysenko’nun bu mantığı, evrim biyolojisinde çürütülmüş bir fikir olan Lamarckizm’e dayanıyordu. Fransız biyolog Jean-Baptiste Lamarck ve takipçileri, bir organizmanın yaşamı boyunca edindiği özelliklerin sonraki nesillere aktarılabileceğini düşünüyordu. Klasik örnek, yaprakları yemek için boynunu uzatan bir zürafanın, uzun boyunlu yavrular doğurmasıdır.

Bu fikir, genlerin değil, çevresel etkilerin özellikleri kontrol ettiğini ve nesillere aktarıldığını savunan Mendelyen genetikteki görüşlerle çelişiyordu. Mendelyen genetikçiler, daha soğuk toleranslı bitkileri yetiştirmenin beş yıl süreceğini düşünüyordu. Lysenko ise bunun iki ila üç yılda mümkün olduğunu iddia etti.

Stalin’in beklemesi için zamanı yoktu. Kolektif çiftlikleri hayata geçirmeye çalışıyordu ve 150 milyondan fazla insanı beslemek için ürün verimini artırması gerekiyordu. Ülkenin büyük bir kısmı zaten 1932 ve 1933’te kıtlıkla karşı karşıyaydı ve yaklaşık 6 milyon insan hayatını kaybetti. Bazıları, hayatta kalmak için kaniyalizme başvurdu.

Stalin, Lysenko’nun hızlı çözüm yaklaşımını benimsedi. Princeton Üniversitesi’nde bilim tarihi profesörü Michael Gordin’e göre, bu karar “o zamandaki çoğu insanın ve o zamandan beri herkesin yanlış bir tercih olarak gördüğü bir şeydi.” Bu durum, tarihte benzer siyasi baskıların bilimsel ilerlemeyi nasıl olumsuz etkilediğine dair önemli bir örnektir. Örneğin, Orta Çağ Avrupa’sında kilisenin bilimsel düşünceyi kısıtlaması, astronomi ve tıp gibi alanlarda gelişmeleri yavaşlatmıştır. Benzer şekilde, Çin’deki Kültür Devrimi sırasında da birçok bilim insanı ve entelektüel hedef alınmış, bu da ülkenin bilimsel kapasitesini zayıflatmıştır.

Lysenko’nun Mirası: Sovyet Bilimindeki Karanlık Dönem

Lysenko, saygın bir genetik enstitüsünün başına getirildi ve bilimsel olarak temelsiz tarım uygulamalarını kolektif çiftliklerde zorla kabul ettirdi. Bu yöntemler felaketle sonuçlandı.

Tohumların dondurucu suya batırılması, çimlenmeyi engelledi ve büyük ürün kayıplarına yol açtı. Milyonlarca insan açlıkla mücadele etti. Aynı zamanda, Mendel genetiği “kapitalizmin fahişesi” olarak damgalandı ve genetisyenler görüşlerini reddetmek veya işlerini kaybetmek zorunda bırakıldı. Birçok kişi hapse atıldı ve neredeyse bir düzine kişi idam edildi veya hapiste öldü.

Sovyetler Birliği, bilim alanında liderliğini kaybetti ve 1950’lerden itibaren yapılan önemli bilimsel keşiflerin dışında kaldı. Gordin’e göre, bunlardan biri “çok yüksek” verimli hibrit mısırın geliştirilmesiydi. Ülke ayrıca DNA’nın keşfedilmesini ve moleküler biyolojinin ortaya çıkmasını kaçırdı, bu da Sovyet genetiğini dünyanın geri kalanından onlarca yıl geride bıraktı.

Sovyet genetiği, Lysenko’nun etkisinden ancak Sovyetler Birliği’nin 1980’lerin sonlarında ve 1990’ların başlarında dağılmasının ardından kurtulabildi. Gordin’in belirttiğine göre, “Rusya’nın, Ukrayna’nın veya herhangi bir eski Sovyet ülkesinin bugün moleküler biyoloji alanında lider olduğunu söyleyebileceğinizi sanmıyorum.”

Nobel Kimya Ödülü sahibi olan biokimyacı Katalin Karikó, Sovyetler Birliği ile güçlü bağları olan Doğu Bloku ülkesi olan Macaristan’da büyüdü. “Açıkça protesto edemeyeceğimiz bir sistemde yaşadık” diyor. Hükümetin resmi görüşleri ile gerçek arasında bir fark olduğunu öğrendi. “Eğer [buna] karşı çıkarsanız, ezilirsiniz, bu yüzden sürekli olarak taviz vermek zorundasınız.”

Üniversitesinde, Lysenko’nun görüşlerini öğreten ve moleküler biyolojiyi öğreten iki genetik profesörü vardı. Kendisi ve diğer öğrenciler, moleküler biyolojinin geleceğin anahtarı olduğuna inanıyordu, ancak yine de diğer profesörün sınavlarına girmek ve Lysenko’nun görüşlerini savunmak zorundaydılar. “Saçma şeyleri söylerdik, çünkü bu isteniyordu.”

Bu dönemdeki bilimsel baskı, sadece Sovyetler Birliği’ni değil, aynı zamanda diğer komünist ülkeleri de etkiledi. Örneğin, Çin’de Mao Zedong döneminde de benzer şekilde “sol eğrilimli” tarım politikaları uygulanmış ve bu da ülkenin gıda üretimi üzerinde olumsuz etkilere yol açmıştır. Bu durum, sadece bilimsel ilerlemeyi değil, aynı zamanda halkın yaşam standartlarını da doğrudan etkilemiştir.

mRNA Teknolojisi ve ABD Bilimindeki Değişimler

Messenger RNA (mRNA) terapileri, erken aşamalarda kanser, bulaşıcı hastalıklar ve otoimmün bozuklukların tedavisinde umut vadeden sonuçlar göstermiştir. Ancak Trump yönetimi, mRNA üzerine yapılan araştırmalara yönelik federal fonlamayı durdurdu. Bilimsel araştırma fonlarına bu tür siyasi müdahalelerin, Amerika Birleşik Devletleri’nin bilim alanındaki lider konumunu zayıflatabileceğini savunanlar bulunmaktadır. Görselde, bir lipid küre içinde yer alan mRNA içeren nanopartiküllerin (üçgen kesitli olarak gösterilmiştir). THOM LEACH/SCIENCE PHOTO LIBRARY/GETTY IMAGES

Karikó, kariyerine Macaristan’daki Szeged Üniversitesi’ne dönerek devam etmektedir. 2023 yılında, mRNA üzerine yaptığı temel araştırmalar sayesinde COVID-19 mRNA aşılarının geliştirilmesine katkıda bulunduğu için fizyoloji veya tıp alanında Nobel Ödülü’nü kazanmıştır.

Bu, ABD bilimindeki önceliklerdeki değişimin etkilediği bir alandır. Trump yönetimi, ilk döneminde bu teknolojiyi desteklemiş olmasına rağmen, ikinci dönemde mRNA terapileri için kanser ve genetik bozukluklar alanındaki araştırmalara ve birçok bulaşıcı hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmalarına yönelik fonları kesti. Bu durum, ABD’nin bilimsel ilerlemesini olumsuz etkileyebilecek bir trenddir.

Karikó’nun açıklamalarına göre, Amerika Birleşik Devletleri bu teknolojiyi geliştirmeyi bırakırsa, diğer ülkeler bunu yapacaktır. Şu anda mRNA terapileri için klinik denemelerin sayısında ABD’yi geride bırakan Çin, buna örnek teşkil etmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçların nereden geldiğinin bir önemi olmadığını belirtmek önemlidir.

ABD Biliminde Gölge Olan Gelişmeler

Bu arada, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nde (CDC), yapılan işten çıkarmalar kamu sağlığı personelinin büyük bir bölümünü etkilemiş ve bütçe kesintileri kızamık salgınları ve diğer hastalıklara karşı müdahaleleri zorlaştırmıştır. Ajansın direktörlüğü defalarca değişmiştir ve bazı kariyer sahibi bilim insanları, siyasi motivasyonlu talimatlara imza atmayı reddettikleri için işten çıkarılmış veya istifa etmek zorunda kalmışlardır. Bu durum, ABD’nin kamu sağlığı sistemindeki yapısal sorunların bir yansımasıdır. Tarihsel olarak, benzer dönemlerdeki siyasi kararların bilimsel araştırmaları ve halk sağlığını nasıl etkilediği incelenmiştir. Örneğin, bazı dönemlerdeki savaşlar veya ekonomik krizler, sağlık hizmetlerine yapılan yatırımları azaltmış ve salgın hastalıkların yayılmasına zemin hazırlamıştır.

Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.’nin Politikaları ve Bilim Dünyası

Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı Robert F. Kennedy Jr., eğitimli bir avukat olan bu isim, kişisel olarak Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine (CDC), grip aşısı kampanyasına yapılan harcamaların durdurulması yönünde talepte bulunmuştur. Dugatkin’e göre, “Eğitimleri olmayan, uzmanlığı bulunmayan kişilerin, bilim dünyasında karar alma süreçlerinde yer alması ve bu kararların hiçbir geçerliliği olmaması kabul edilemez bir durum.”

Lysenko örneği de, bir yönetimin uygulamak istediği bir gündemi olduğunda, “İnsanların ne duymak istediklerini söylemeleri halinde, verilerin ne söylediğinin hiç önemli olmadığı durumlarda bile, onların dikkatini çekmelerinin ne kadar kolay olduğunu” gösteriyor. Bu durum, tarihte benzer örnekler barındırmaktadır. Örneğin, Sovyet döneminde Troçki’nin Stalin tarafından tasfiye edilmesi ve daha sonraki yıllarda Stalin’in kendi ideolojik muhaliflerini yok etmesi de benzer bir siyasi manipülasyon örneğidir.

Eski Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) program yetkilisi Elizabeth Ginexi, bu sürecin eski kurumunda da yaşandığını belirtiyor. Haziran ayında MedPage Today’de yayınlanan görüş yazısında, “Lysenko, meşru bilimi, devlet tarafından dayatılan siyasi olarak kabul edilebilir bir alternatifle değiştirdi ve tercih edilmeyen yöntemleri uygulayan bilim insanlarının kariyerlerini yok etti” ifadelerini kullandı. Ginexi’ye göre, Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde (NIAID) liderlik yapısı, ya görevden uzaklaştırma, yeniden görevlendirme veya istifa yoluyla değiştirildi.

“Siyasetin etkisini tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, biliminizi şekillendirecek siyasi dinamikleri dikkatlice değerlendirmek önemlidir,” diye ekliyor.

Enstitü çalışanlarına, “biyo-savunma” ve “pandemi hazırlığı” ifadelerinin kurum materyallerinden çıkarılması talimatı verildi. Ayrıca, Ginexi’nin başka bir yazısında belirttiğine göre, NIH en az 110 adet fon duyurusunu Ocak 2025 ile Mayıs 2026 tarihleri arasında iptal etti. Bu duyuruların çoğu bulaşıcı hastalıklar, aşılar veya sağlık eşitsizlikleri üzerineydi. Kennedy’nin liderliğindeki Trump yönetimi ayrıca, antidepresanlar üzerine yapılan araştırmaları dışlayarak, psikedelikler üzerine çalışmaların desteklenmesini teşvik etmiştir. Ginexi, “Bu, siyasi talimatlarla yürütülen bir sistem” yorumunu yapmıştır.

Hatta bazıları, eski NIAID Başkanı Anthony Fauci gibi öndeğer ABD bilim insanlarının hapsedilmesi çağrıları yapılmıştır, bu durumun nedenleri ise, görevdeyken gerçekleştirdiği eylemlerdir. Bu tür siyasi baskılar, bilimin ilerlemesini engelleyebilir ve kamuoyunun güvenini sarsabilir.

Bilim ve Siyaset Arasındaki Hassas Denge

Gordin, ABD’deki bilim insanlarının araştırma fonları ve akademik özgürlük konusundaki belirsizliklerin eğitim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği konusunda endişe duyuyor. “Zeki lisans öğrencileri yüksek lisansa başlamıyor, zeki lisansüstü öğrenciler derecelerini tamamlayamıyor, doktora sonrası araştırmacı olarak kalmıyorlar ve araştırma ortamında yer almıyorlar,” diyor. Bilim, zaman içinde gelişen ve evrim geçiren bilgi, beceri ve teorilerin aktarılmasıdır. Gordin’e göre, “Beş yıllık bir süreyi ortadan kaldırdığınızda, onu yeniden başlatmayı umamazsınız.”

Demokrasinin rolü

Bazı tarihçiler, Lysenko analojisinin mükemmel olmadığını uyarıyor. Almanya’daki Friedrich-Schiller Üniversitesi Jena’da bilim tarihi uzmanı olan Georgy Levit, Sovyetler Birliği’nde “belirli bir toplum türü vardı; burada tek bir kişi [Stalin], belirli bilimsel teorilere inanıyor veya inanmıyordu ve bu durum bilimin yönünü etkiliyordu,” diyor. Ayrıca Sovyet toplumunun, toplumun her alanına nüfuz eden bir ideolojiye dayandığını ve muhalif bilim insanlarının ve diğerlerinin geri çekilmek için hiçbir gücü olmadığını belirtiyor. Buna karşılık, “Amerika Birleşik Devletleri demokratik bir devlettir ve kesinlikle bu eğilimlere karşı mücadele eden güçler vardır,” diyor.

Tarih, bilimi kısıtlamaya yönelik girişimlere genellikle olumlu bakmamıştır. Gordin’e göre, “İnsanları bilim yapmaktan alıkoymaya veya açıkça siyasi kriterler, örneğin partizanlık kriterleri uygulamaya yönelik önlemler, geriye dönüldüğünde bilimsel gelişme ve ilerleme için zararlı olarak görülmüştür.”

Ancak, politikanın bilimde rol oynamasına dair birçok örnek de bulunmaktadır. Gordin, “Bu kaçınılmazdır,” diyor. Partizanlık ve başkanların kişisel projeleri veya takıntıları, belirli türdeki bilimlere ne kadar para harcanacağına veya harcanmayacağına ilişkin kararları etkileyebilir. Gordin, Manhattan Projesi’ni ve radarın geliştirilmesini, “federal hükümetin bilimi çok özel bir amaçla finanse ettiği” iki örnek olarak gösteriyor.

Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yaşananları da akla getiriyor. II. Abdülhamid dönemi, siyasi baskıların ve sansürün bilimsel araştırmaları olumsuz etkilediği bir dönemdi. Özellikle “İttifak-ı Muhammedi” gibi grupların etkisiyle, modern bilime karşı güdümlü tepkiler verilmesi, bilimsel ilerlemenin önündeki önemli bir engeldi. Bu durum, Türkiye’nin Batılı ülkelerle olan teknolojik ve bilimsel açığının daha da derinleşmesine yol açtı.

Gordin’e göre, “siyasetten bağımsız” diye bir şey yoktur. Ancak siyasi katılım ve destek, fonlamayı bozmak, bilim insanlarını yabancılaştırmak veya politikacıları bilimsel kararlar alma konumuna getirmek zorunda değildir. Gordin, “Siyasete yönelmek mümkün olmasa da, bilimin hangi siyasi etkiler altında şekilleneceğini dikkatlice düşünmek önemlidir,” diyor.

Bu durum, günümüzde birçok ülkenin karşılaştığı bir gerçeği yansıtmaktadır. Örneğin, 1940’larda ABD’de Manhattan Projesi sırasında, bilim insanları ve hükümet arasındaki işbirliği, nükleer silahların geliştirilmesine yol açmıştır. Bu proje, siyasi hedeflerin bilimsel araştırmaları nasıl yönlendirebileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Benzer şekilde, günümüzde iklim değişikliğiyle mücadele gibi küresel sorunlar, siyasi kararlarla desteklenen bilimsel araştırmalara ihtiyaç duymaktadır.

Use up and down arrow keys to explore.Use right arrow key to move into the list.Use left arrow key to move back to the parent list.Use tab key to enter the current list item.Use escape to exit the menu.Use the Shift key with the Tab key to tab back to the search input.

Kaynak: Science News Topics

Paylaş