Antik Mısır’da Keşfedilen Gizemli Tünel, Tarihi Yeniden Yazabilir
Mısır’ın güneyinde bulunan ve antik kralların mezarlarının bulunduğu El-Ahmar bölgesinde keşfedilen 4.500 yıllık bir tünel, arkeologları heyecanlandırmış durumda. Bu tünelin, daha önce bilinmeyen önemli yapılarla bağlantılı olabileceği düşünülüyor.
Mısır Turizm ve Antik Eserler Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tünelin, firavunların mezarlarının bulunduğu alana açılan bir geçit olduğu belirtildi. Tünelde bulunan seramik parçaları ve diğer eserler, bölgenin tarihine ışık tutacak önemli bilgiler sunuyor.
Keşif sırasında, tünelin duvarlarında antik Mısır yazıtları ve resimleri bulunduğu tespit edildi. Bu yazıtların, firavunlar dönemindeki dini ritüelleri ve yaşam tarzlarını daha yakından anlamamızı sağlayacağı umut ediliyor.
Bu keşif, aynı zamanda antik Mısır’ın siyasi ve sosyal yapısı hakkında da yeni bilgiler sunabilir. Örneğin, tünelin inşasında kullanılan teknikler ve işgücü organizasyonu, o dönemdeki toplumsal ilişkiler hakkında önemli ipuçları verebilir. Bu bağlamda, Roma İmparatorluğu’nun erken dönemlerinde inşa edilen karmaşık su kemerleri ve yollar gibi, antik Mısır’daki bu tünel de mühendislik becerilerinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Mısır yetkilileri, tünelin daha detaylı incelenmesi için çalışmaların devam ettiğini ve bölgenin turistik potansiyelinin artırılacağını duyurdu. Bu keşif, antik Mısır’a olan ilgiyi daha da artıracak ve yeni araştırmalara yol açacaktır.
İlişkilerde Yalnız Cinsellik ve Ortak Yakınlık Arasındaki Denge
Yeni bir araştırma, yetişkinlerin ilişkilerdeki yalnız mastürbasyon ve ortak yakınlık arasındaki dengeyi nasıl sağladıklarını inceliyor ve üç farklı davranış profilini ortaya koyuyor. Bulgular, kişinin motivasyonlarının, yalnız cinsel ilişkiye yönelik tutumlarının ve deneyimlediği zevkin, bu iki yakınlık biçiminin birlikte nasıl var olduğunu belirlediğini gösteriyor. Araştırma, International Journal of Sexual Health dergisinde yayınlandı.
Tarihsel olarak, yalnız cinsel davranışlar ilişki bilimi alanında genellikle daha az öncelikli bir konu olarak değerlendirilmiştir. Birçok kişi, ilişkide yüksek düzeyde mastürbasyonun altında yatan romantik sorunlara işaret ettiğini varsayar. Araştırmacılar bu düşünceyi “telafi edici cinsellik modeli” olarak tanımlamaktadır. Bu model, yalnız cinsel eylemlerin öncelikle nadir veya tatmin edici ortak yakınlığın yerini aldığı varsayımına dayanmaktadır.
Bu davranışları açıklamak için başka bir çerçeve de bulunmaktadır. “Tamamlayıcı model”, yalnız cinsel eylemlerin bireyin genel cinsel sağlığını desteklemek ve ilişki yakınlığıyla birlikte var olmak için tasarlandığını öne sürmektedir. Bu çerçevede, mastürbasyon, başarısız bir ilişkinin sonucu olarak değil, bağımsız bir zevk kaynağı olarak işlev görmektedir.
Bu dinamikleri yapısal düzeyde anlamak için, araştırmacılar genellikle cinsel uyarılma döngüsünü değerlendirmektedir. Bu biyolojik model, insan cinsel yanıtını iki ana psikolojik bileşene ayırmaktadır: İlk olarak, uyarıyı arama içgüdüsü ve motivasyonu; ikinci olarak ise orgazm sırasında deneyimlenen ödüllendirici his.

Bu psikolojik boyutlar, bireylerin belirli yakınlık rutinlerini neden sürdürdüğünü anlamamıza yardımcı olmaktadır. Bu boyutları değerlendirmek, basit davranış sayılarına bakmanın ötesine geçerek, gerçek kişisel memnuniyeti ölçmeyi gerektirmektedir. Araştırmanın başyazarı, Jaen Üniversitesi’nden Oscar Cervilla, Granada Üniversitesi’ndeki meslektaşlarıyla birlikte bu değişkenleri ölçmek için işbirliği yapmıştır.
Araştırmacılar, Aralık 2022’den Mart 2023’e kadar süren bir çevrimiçi anket düzenlemişlerdir. Bu ankete, 18 ila 75 yaşları arasında değişen 475 erkek ve 553 kadın olmak üzere toplam 1028 İspanyol yetişkin katılmıştır. Tüm katılımcılar kendilerini heteroseksüel olarak tanımlamış ve farklı cinsiyetle ilişki kurmuşlardır. Ayrıca, tüm katılımcılar romantik bir ilişkide bulunmaktadır.
Ankette, katılımcılardan hem ortak yakınlığın hem de yalnız cinsel ilişkinin ne sıklıkta gerçekleştiği hakkında ayrıntılı bilgi vermeleri istenmiştir. Ayrıca, yalnız cinsel ilişkiye yönelik içsel motivasyonu ölçen anketler doldurmuşlardır. Diğer sorularla birlikte, orgazm sırasında yaşanan duygusal tepkiler ve mastürbasyona yönelik olumsuz tutumlar da değerlendirilmiştir.
Anket sonuçlarına dayanarak, araştırmacılar istatistiksel modelleme kullanarak katılımcıları üç farklı profile ayırmıştır: İlk grup, hem ortak yakınlığın hem de yalnız cinsel ilişkinin yüksek sıklıkta olduğunu bildirenlerdir. İkinci grup, nadir olarak ortak yakınlık yaşayan ancak yüksek düzeyde yalnız cinsel ilişki yaşayanlardır. Üçüncü grup ise, aktif bir şekilde ortak yakınlık yaşarken düşük düzeyde yalnız cinsel aktivite gösterenlerdir.
İlk gruba giren katılımcılar, “tamamlayıcı cinsellik modeli” ile uyumlu davranışlar sergilemektedirler. Bu kişiler, mastürbasyona yönelik olumsuz tutumlara sahip olmadıklarını belirtmişlerdir. Hem erkekler hem de kadınlar bu grupta, yalnız cinsel aktivitelerinin temel motivasyonunun fiziksel zevk olduğunu ifade etmişlerdir.
Yüksek sıklıkta ortak yakınlık yaşadıkları için, yalnız cinsel aktiviteleri bir partner eksikliği nedeniyle değil, tamamen kendi istekleriyle gerçekleşmektedir. Ayrıca, bu kişiler orgazm sırasında en yüksek düzeyde duygusal memnuniyet ve fiziksel haz deneyimlemişlerdir. Bu yoğun pozitif geri bildirim, onları sık sık yalnız cinsel aktiviteyi sürdürmeye teşvik etmektedir.
Araştırmacılar, bu ilk gruptaki katılımcıların bazı demografik özelliklerini de not etmişlerdir. Birçok kişi, romantik partnerleriyle aynı evde yaşamamaktadır. Tamamen ayrı yaşam alanlarına sahip olmak, potansiyel partnerin yargısından kaçınarak yalnız cinsel aktiviteleri keşfetmek için gerekli gizliliği sağlayabilir. Ayrıca, bu profildeki kadınlar genellikle diğer katılımcılara göre daha erken yaşta mastürbasyon deneyimine başlamışlardır.
İkinci grup, davranışları “telafi edici model” ile yakından ilişkili özellikler göstermiştir. Bu kişiler için, yüksek düzeyde yalnız cinsel ilişki doğrudan bir ilişki sorununa bağlıydı. Hem erkekler hem de kadınlar bu grupta, genellikle ortak yakınlığın eksikliği veya partnerleriyle ilgili memnuniyetsizlik hissi nedeniyle mastürbasyon yapmaktadır.

Veriler, bu “telafi edici profil” içindeki cinsiyet farklılıklarını da ortaya koymuştur. Bu gruptaki erkekler, genellikle duygusal kaçış aracı olarak pornografi kullanmaktadır. Bu durum, erkeklerin ilişkisel sıkıntıdan uzaklaşmak için yalnız cinsel eylemlere yöneldiğini göstermektedir. Ayrıca, bu gruptaki erkekler, örneklemdeki diğerlerine göre daha geç yaşlarda ilk cinsel ilişki deneyimini yaşamışlardır.
Bu ikinci profildeki kadınlar genellikle daha yaşlı ve daha uzun süreli ilişkilerde bulunmaktadır. İlişki süresi genellikle ortak yakınlıkta doğal bir azalmaya yol açabileceğinden, daha yaşlı kadınlar ihtiyaçlarını bağımsız olarak karşılamak için yalnız cinsel aktivitelere odaklanabilirler.
Üçüncü profil ise, hem yüksek düzeyde ortak yakınlığa sahip olup hem de çok düşük düzeyde yalnız cinsel aktivite gösteren kişilerle karakterize edilmiştir. Bu kişiler, yalnız cinsel ilişkiye yönelik en düşük içsel motivasyona sahiptir. Yalnız cinsel ilişki için bir ihtiyaç duymadıklarından, cinsel istekleri tamamen partnerleriyle yaşadıkları yakınlıkla karşılanmaktadır.
Bu üçüncü gruptaki kişiler de, tüm örneklemde mastürbasyona yönelik en olumsuz tutumlara sahip olduklarını belirtmişlerdir. Bu gruptaki erkekler genellikle daha yaşlıdır ve sadece ortak yakınlığa odaklanabilirler çünkü bu, daha tatmin edici bir ilişki bağlamı sunar. Kadınlar ise, anket yapılan diğer kadınlara göre çok daha sonraki bir yaşta mastürbasyon deneyimine başlamışlardır.
Eğitim düzeyi ile ilgili bulgular örneklemde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar göstermemiştir. Eğitim seviyesi, katılımcıların hem yalnız cinsel aktiviteye hem de ortak yakınlığa ne sıklıkta dahil olduklarını belirlemede önemli bir rol oynamamıştır. Günlük rutinleri şekillendirmede yaş ve kişisel tutumlar daha büyük bir etkiye sahip olmuştur.
Bu çalışma, yalnızca kesitsel verilere dayanmaktadır, yani araştırmacılar bu eğilimleri tek bir zaman diliminde yakalamışlardır. Bu nedenle, sonuçlar ilişki sorunlarının yalnız cinsel alışkanlıklarda değişikliklere doğrudan neden olduğunu kanıtlayamaz. Ayrıca, çevrimiçi olarak yapılan anketler nedeniyle örneklemde bazı önyargılar bulunabilir; çünkü cinsel sağlık hakkında çevrimiçi ankete katılmaya istekli kişiler genel popülasyona göre daha liberal görüşlere sahip olabilir.
Bu araştırmayı farklı cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerini de kapsayacak şekilde genişletmek, insan cinselliği hakkında daha kapsamlı bir anlayış sağlayabilir. Gelecekteki çalışmalar, çiftleri yıllar boyunca takip ederek bu davranışsal profillerin nasıl geliştiğini gözlemleyebilir. Bir çocuğun doğumu veya ilişkide stres birikimi gibi yaşam olayları, bir bireyi bir profilden diğerine geçiş yapmasına neden olabilir. Bu bağlamsal değişimleri anlamak, terapistlerin yakınlık sorunlarıyla mücadele eden kişilere daha iyi rehberlik etmelerine yardımcı olabilir.
Çalışma, “Partnered Sex and Solitary Masturbation: A Cluster Analysis,” Oscar Cervilla, Carmen Gómez-Berrocal ve Juan Carlos Sierra tarafından yazılmıştır.
Kaynak: Psypost