Kalp Hastalığı Riskinde Sosyoekonomik Faktörlerin Etkisi: Yeni Bir Araştırma
Anita John, MD, PhD | Görsel Kaynağı: Children’s National
Son araştırmalar, düşük gelirli ve sigortasız hastaların, yetişkinlerdeki doğuştan kalp hastalığı (ACHD) durumlarında daha yüksek ölüm ve sakatlık oranlarına sahip olduğunu gösteriyor. Bu bulgular, özellikle gelişmekte olan ülkelerde sağlık hizmetlerine erişimin önemi konusunu bir kez daha gündeme getiriyor.
Bu çalışma, Global Burden of Disease (GBD) çalışmasından elde edilen verileri kullanarak, yetişkinlerdeki doğuştan kalp hastalığı hastalarının sağlığı ve yaşam süresi ile ABD Nüfus Sayım Bürosu’ndan alınan gelir ve sigorta bilgilerini ilişkilendirmeye odaklanmıştır. Araştırmacılar öncelikle bu hastalar için gelir seviyeleri, sakatlık ve ölüm oranları üzerine yoğunlaşmışlardır.

“Sosyal ve ekonomik faktörlerin hayatta kalma ve sonuçlar üzerindeki etkilerini anlamak çok önemlidir. Uzun vadeli sonuçlar ve yaşam kalitesi, doğuştan kalp hastalığı olan bireylerin özel, yaşam boyu bakım hizmetlerine erişimine büyük ölçüde bağlıdır” diyen Children’s National’daki Washington Yetişkin Doğumsal Kalp Programı Tıbbi Direktörü Anita John, MD, PhD, araştırmanın önemini vurguladı. “Bu faktörlerin hastalar üzerindeki uzun vadeli etkilerini görmek, komplikasyon riski en yüksek olan kişileri daha iyi belirlememize olanak tanır.” Bu yaklaşım, özellikle “Modern Zamanlar” gibi sosyal gerçekçilik akımının sinemasında sıklıkla işlenen toplumsal eşitsizlik temalarını anımsatıyor.
Çalışmada, John ve meslektaşları ACHD’yi 2018 Amerikan Kalp Derneği/Amerikan Koleji Kardiyoloji kılavuzlarına göre tanımlanan doğuştan kalp hastalığı varlığı, ≥20 yaş ve ABD’de ikamet gibi üç ana faktöre dayanarak belirlemişlerdir. Ölüm oranı, Cause of Death Ensemble modeli kullanılarak tahmin edilmiştir. Bu model, Global Burden of Disease (GBD) için özel olarak geliştirilmiş bir araçtır ve farklı istatistiksel modellerin öngörü gücünü analiz ederek bunları birleştirir. Böylece, ölüm nedenine özgü tahminler elde edilir. Bu yaklaşım, özellikle “Ölüm Döngüsü” gibi belgesellerde kullanılan karmaşık veri analizi yöntemlerini akla getiriyor.
Kalp Hastalıkları ve Sosyoekonomik Faktörler Arasındaki İlişki: Yeni Bir Araştırma
Yeni bir araştırmada, doğuştan kalp rahatsızlıklarına sahip bireylerin yaşam beklentisi ve ölüm oranları ile sosyoekonomik faktörler arasındaki ilişki incelenmiş. Araştırmacılar, “Cause of Death Ensemble” modellerinde, doğuştan gelen doğum kusurları ve doğuştan kalp hastalığı gibi faktörleri dikkate almışlar. Yaşam kaybı (YLL), bir hastanın belirli bir yaş için beklenen en uzun yaşam süresi ile ölüm yaşı arasındaki fark olarak hesaplanmış.

Araştırmaya göre, 2021 yılında GBD verilerine göre, 292.624 yetişkinin (≥20 yaşında) doğuştan kalp hastalığı olduğu tespit edilmiş; bu sayı, 1990’daki 212.366 yetişkine kıyasla daha yüksek. Ancak, 2021 yılında ölüm sayısı azalmış: 1073.62 ölüm ( %95 güven aralığı: 963.55-1330.65) olurken, bu sayı 1990’da 1424.79 ( %95 güven aralığı: 1243.97-1498.5) idi.
ABD’de 2021 yılında, eyaletler arasındaki ortalama hane gelirleri 51.122 Dolar’dan (yaklaşık 265.000 TL) 91.072 Dolar’a (yaklaşık 483.000 TL) kadar değişmiş. Doğrudan kalp hastalığı ölüm oranının en yüksek olduğu Batı Virginia eyaletinde, ortalama hane geliri en düşük seviyede bulunmuş (51.122 Dolar / yaklaşık 265.000 TL; %90 güven aralığı: 50.059-52.185 Dolar). En düşük ölüm oranına sahip Washington, DC ise en yüksek ortalama gelire sahip olmuş (91.072 Dolar / yaklaşık 483.000 TL; %90 güven aralığı: 88.170-93.974 Dolar).

Araştırmacılar, doğrudan kalp hastalığı ölüm oranları ile ortalama gelir arasında anlamlı bir ters ilişki bulmuşlar. Ayrıca, ölüm oranları ile belirli bir eyaletteki sigortasız sakinlerin oranı arasında daha zayıf ancak yine de önemli bir ilişki tespit edilmiş. Bu ilişkiler, 2021 yılında inme ve iskemik kalp hastalığı gibi diğer durumlarla karşılaştırıldığında daha güçlü bulunmuş. Ancak, doğrudan kalp hastalığı yaygınlığı da sosyoekonomik göstergelerle daha zayıf bir ilişkiye sahip; ortalama hane geliri ile yaygınlık arasında nispeten zayıf bir doğru ilişki gözlemlenmiş.
John ve çalışma arkadaşları, “ACHD alt tiplerinin analizine olanak tanıyan gelecekteki modeller, ABD’deki hastalık yaygınlığına ilişkin daha iyi bir anlayış sağlayacaktır” ifadelerini kullandılar. Ayrıca, “Sonuçlar ve ACHD uzmanlık merkezlerine yakınlığa ilişkin ek analizler, politika ve işgücü ihtiyaçları hakkında bilgi sağlamaya devam edebilir ve sağlık hizmetlerine erişimi iyileştirebilir” şeklinde de belirttiler. Bu yaklaşım, özellikle kalp rahatsızlıklarının erken teşhisi ve tedavisi konusunda çığır açabilecek potansiyele sahip. Bu bağlamda, 1950’lerde Alfred Hitchcock’un “Rear Window” filmi gibi, izleyiciyi olayların içine çekerek empati kurmasını sağlayan sinematik teknikler, sağlık hizmetlerinin sunulmasında da benzer bir etki yaratabilir ve hastaların tedavi süreçlerine daha aktif katılımını teşvik edebilir. Bu tür analizlerin sonuçları, sadece politika yapıcılara değil, aynı zamanda sağlık çalışanlarına ve hastalara da yol gösterici olabilir. Örneğin, ACHD’nin yaygın olduğu bölgelerde uzmanlaşmış merkezlerin sayısının artırılması veya bu merkezlere erişimin kolaylaştırılması gibi somut adımlar atılabilir. Bu tür çalışmaların önemi, sadece bilimsel bir ilerleme değil, aynı zamanda insan sağlığına yapılan doğrudan bir yatırımdır.
Kaynak: Hcplive