Son Dakika
BMI ve Açlık Kan Şekeri Yüksekliği, ABD’de Kalp Krizi Ölüm Riskini Artırıyor.
Sağlık Bilimi

BMI ve Açlık Kan Şekeri Yüksekliği, ABD’de Kalp Krizi Ölüm Riskini Artırıyor.

20 Temmuz 2026 · 7 dk okuma · 3 görüntülenme · Tanı Ustası

Kalp Hastalıklarında Yeni Veriler: Risk Faktörleri Hala Önemli

Catherine Benziger, MD | Görsel Kaynağı: Essentia Health

Ashish Rana, MD | Image Credit: Sermo

Vücut kitle indeksi (BMI) ve açlık plazma glikozu gibi değiştirilebilir risk faktörleri, ABD’de iskemik kalp hastalığı (İKH) kaynaklı ölümlerin hala önemli bir nedeni olarak duruyor. Bu sonuçlar, yakın zamanda yapılan ve Global Burden of Disease (GBD) 2023 Çalışması için hazırlanan bir analizden elde edildi. GBD, dünya çapındaki ölüm nedenlerinin kapsamlı ve sistematik analizlerini sunmayı amaçlayan bir projedir. GBD’nin 2023 sürümü, özellikle klinik uzmanların yaş ile ölüm arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamalarına yardımcı olmayı hedefliyor ve 1990’dan 2023’e kadar her yıl için 292 farklı ölüm nedenini kapsıyor.

Bu analiz, 1980 ile 2010 yılları arasında ABD’de İKH kaynaklı ölümlerde görülen önemli düşüşü takip ediyor. Bu düşüşün temelinde, iyileştirilmiş önleme ve tedavi yöntemleri yer alıyordu. Ancak, bu olumlu trendin tersine döndüğünü ve risk faktörlerindeki iyileşmelerin durma noktasına geldiğini gösteriyor. Bu durum, ABD genelinde homojen bir şekilde yaşanmıyor; örneğin sigara kullanımı, 2000’den beri önemli ölçüde azalmış olsa da, bazı popülasyonlarda hala yaygın olarak görülüyor. Bu durum, “Casablanca” filmindeki kahramanın sürekli mücadele ettiği bağımlılık sorununu akla getirse de, modern tıp bu tür sorunlarla başa çıkmak için daha etkili araçlara sahip.

“İKH ve ilişkili risk faktörlerindeki eğilimleri incelemek amacıyla, Global Burden of Disease 2023 Çalışması (GBD) kapsamında ölüm kayıtlarını ve popülasyon risk maruziyetine ilişkin tüm mevcut verileri analiz ettik. Ayrıca, bu risk faktörlerinin İKH ile olan nedensel ilişkilerini de araştırdık,” diyen Essentia Health Heart and Vascular Center’ın araştırma direktörü Catherine Benziger, MD, “Amacımız, kamu sağlığı müdahalelerini ve sağlık politikası karar alma süreçlerini yönlendirebilecek kanıtlar sunmaktır.”

Benziger ve çalışma arkadaşları, 1990 yılını başlangıç noktası olarak belirleyerek, ABD Ulusal Vital Statistics Sistemi’ni kullanarak Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) kodlarına göre İKH kaynaklı ölümleri tespit ettiler. İKH yüküne katkıda bulunan risk faktörleri aşağıdaki ana kategorilere ayrıldı:

Catherine Benziger, MD | Image Credit: Essentia Health
.

Kalp Hastalıkları Ölüm Oranlarında Azalma: Risk Faktörleri ve Eğilimler

Metabolik faktörler arasında yüksek sistolik kan basıncı, yüksek LDL-C (kötü kolesterol), yüksek vücut kitle indeksi (VKİ), yüksek açlık glikozu (FPG) ve böbrek fonksiyon bozuklukları; davranışsal faktörler arasında tütün kullanımı, alkol tüketimi, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite seviyesi; çevresel faktörler arasında ise partikül madde kirliliği, kurşun maruziyeti ve sıcaklık önemli rol oynamaktadır.

Benziger ve çalışma arkadaşları, Das Gupta yöntemini kullanarak kalp hastalığı ölüm oranlarındaki değişimlerin temel nedenlerini analiz etmişlerdir. Ayrıca, yaşa göre standartizasyon işlemi, GBD (Global Burden of Disease) tarafından belirlenen referans popülasyon kullanılarak yapılmış olup, belirsizlik aralıkları 250 farklı olasılık dağılımından elde edilen değerlerin %2.5’lik ve %97.5’lik yüzdeliklerine karşılık gelmektedir. Risk faktörleri ve sonuçlar, GBD tarafından geliştirilen hiyerarşik yapılar doğrultusunda gruplandırılarak, giderek daha detaylı dört farklı seviyede incelenmiştir.

Araştırma sonucunda, 2023 yılında ülke genelinde 473.000 kalp hastalığına bağlı ölüm meydana geldiği ve yaşa göre standartize edilmiş ölüm oranının 100.000 kişi başına 75.4 (belirsizlik aralığı: 66.7-81.2) olduğu tespit edilmiştir. 1990 yılından 2023 yılına kadar, ülke genelindeki yaşa göre standartize edilmiş ölüm oranında %58.7’lik (belirsizlik aralığı: %56.8-%61.3) bir azalma gözlemlenmiştir. Ancak, bu düşüşün hızı 2010 yılından sonra yavaşlamış ve 2023 yılında toplamda %20.5’lik (belirsizlik aralığı: %17.4-%23.9) bir azalmaya ulaşılmıştır. Bu durum, özellikle modern yaşam tarzının getirdiği yeni risk faktörlerinin etkisini akla getirmektedir; tıpkı 19. yüzyılın sonlarında sanayileşmenin yarattığı hava kirliliğinin solunum yolu hastalıklarını artırması gibi.

2023 yılında, yüksek sistolik kan basıncı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve yüksek LDL-C (kötü kolesterol), kalp hastalığına bağlı ölümlerin başlıca nedenleri olarak kaydedilmiştir. Bu faktörler sırasıyla %47.2’lik (belirsizlik aralığı: %36.4-%57%), %38.6’lık (belırsızlık aralığı: %17.2-%56.8%) ve %28.5’lik (belırsızlık aralığı: %19.3-%39.6) bir orana sahip ölümlere katkıda bulunmuştur. Ayrıca, Benziger ve çalışma arkadaşları, yüksek açlık glikozunun (%38.8’lik artış, belirsizlik aralığı: %11.5-%81.1) ve yüksek vücut kitle indeksinin (%54.5’lik artış, belırsızlık aralığı: %41.8-%66.3) 1990 yılından itibaren arttığını tespit etmişlerdir. Tütün kullanımı ve partikül madde kirliliği ise 1990 yılından bu yana kalp hastalığına bağlı ölümlerde en büyük düşüşleri sağlamıştır; sırasıyla %33.3’lük (belırsızlık aralığı: %23.6-%41.7) ve %74.9’luk (belırsızlık aralığı: %46.7-%88.8) bir azalma sağlanmıştır. Bu durum, halk sağlığı politikalarının etkinliğini göstermektedir; tıpkı 20. yüzyılın başlarında tütün endüstrisinin baskısı altında kalmış olmasına rağmen, sigara kullanımının azaltılması için verilen mücadelenin sonuçlarını yansıtmaktadır.

Benziger ve çalışma arkadaşları, “ABD’de İskemik Kalp Hastalığı (İKH) kaynaklı ölümlerdeki azalma yavaşlamıştır, özellikle genç popülasyonlarda bu durum daha belirgindir” ifadelerini kullanmışlardır. Çalışmanın sonuçlarına göre, “ABD’deki geçmişte gözlemlenen İKH kaynaklı ölüm oranlarındaki düşüşlerin, önleyici tedbirler alınmadığı takdirde yeniden hızlanması beklenmemektedir.” Bu bulgu, aslında Hollywood’un altın çağında çekilen ve toplumsal değişimleri yansıtan filmlerin, günümüzdeki sağlık sorunlarına ışık tutma potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Örneğin, “Rebel Without a Cause” gibi yapımlar, gençlerin yaşadığı stres ve sağlıksız yaşam tarzlarının getirdiği risklere dikkat çekiyordu.

“Geçmişte kaydedilen başarılar sürdürülebilmeli ve yeni nesillerin sağlığını korumak için daha fazla çaba gösterilmelidir,” diyen araştırmacılar, bireysel sorumluluğun yanı sıra toplumun genel sağlığına yönelik politikaların da önemini vurgulamışlardır. Bu bağlamda, “The Graduate” gibi filmler, gençlerin beklentileri ve toplumsal baskılar arasındaki gerilimi ele alarak, modern yaşamın getirdiği stresin sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çekiyordu.

Araştırmanın sonuçları, sadece ABD’ye değil, dünya genelindeki toplumların karşılaştığı benzer sorunlara da ışık tutmaktadır. Sağlıklı bir gelecek için bireysel ve toplumsal çabaların birlikteliği gerekmektedir. Catherine Benziger, MD | Image Credit: Essentia Health

Kaynak: Hcplive

Paylaş