Avrupa kıtasında yaz sıcaklarının artık sadece mevsimsel birer “sıcak gün” olarak değil, ciddi birer hayatta kalma mücadelesi olarak yaşandığı bir döneme giriyoruz. Pencere panjurlarının güneşten korumak için kapalı tutulduğu ve termometrelerin 40 santigrat dereceyi zorladığı bu dönemde, klima sistemleri artık lüks birer konfor aracı olmaktan çıkıp temel bir ihtiyaç haline dönüşüyor. Geçtiğimiz Haziran ayında Fransa’da yaşananlar bu değişimin somut bir göstergesiydi; vatandaşlar, stoklar tükenmeden taşınabilir fan ve klimaları kapmak için mağazalara akın etti. Bu durum aslında küresel ısınma ile birlikte artan soğutma ihtiyacının bir yansımasıdır. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), tahminlerine göre, 2050 yılına kadar hane halki üçte iki oranında klima sahibi olabilir.
Bu teknolojik dönüşüm, Avrupa siyasetinde de keskin tartışmaları beraberinde getiriyor. Klima kullanımı, sadece birer mühendislik başarısı değil, aynı zamanda geniş kapsamlı kültürel ve politik birer araç haline geldi. Fransa’da aşırı sağcı figür Marine Le Pen, iktidara gelmesi durumunda tüm ülkeye klima sistemleri kurma sözü verirken; İngiltere’de Muhafazakarlar, yeni binalardaki klima kurulumunu kısıtlayan net-sıfır kurallarını kaldırmak için söz verdiler. Öte yandan sol görüşlü çevreler, klimaların temel olarak zengin kesimi faydalandıracağını ve Avrupa’yı ABD ile Asya’da görülen yüksek enerji tüketimli soğutma döngüsüne hapsedeceğini savunuyor. Mevcut durumda Avrupa’da evlerinde klima kullananların oranı yaklaşık yüzde 20 seviyesindeyken, İngiltere’de bu oran sadece yüzde 4 civarında kalıyor; buna karşılık elektrik maliyetlerinin çok daha düşük olduğu ABD’de bu oran yaklaşık yüzde 90’dır.
Klimanın fonksiyonu Avrupa’da sadece konfor sağlamak değil, toplumsal üretkenliği korumaktır. Aşırı sıcaklarda yetişkinlerin iş gücünü sürdürebilmesi ve yetersiz havalandırmaya sahip okullarda çocukların odaklanma becerilerini koruyabilmeleri için bu sistemler kritik önem taşıyor. Ayrıca, güneş battıktan sonra bile havayı boğucu kılan nemli sıcaklıklarda insanların uykuya dalabilmesini kolaylaştırıyor. Belki de en çarpıcı gerçek, bu teknolojinin hayat kurtarıcı rolüdür. Bir araştırma grubu, tahminlerine göre, 2019 yılında sadece 65 yaş üzerindeki bireyler arasında klimaların yaklaşık 200.000 erken ölümü engellediğini belirtiyor.
Termodinamiğin temellerinin atıldığı 19. yüzyılda Lord Kelvin ve Rudolf Clausius gibi isimlerin ısı transferi üzerine yaptığı çalışmalar, insanlığın çevresini kontrol etme gücünü nasıl kazandığını gösteriyordu. Bugün bu bilimsel mirasın bir parçası olan soğutma teknolojileri, iklim krizinin yarattığı yeni gerçeklik karşısında savunma hattı oluşturuyor. Avrupa, diğer kıtalara göre daha hızlı ısınırken, eskiden ılıman yazlara sahip olan ülkeler artık daha sık ve şiddetli sıcak dalgalarıyla karşı karşıya kalıyor. Oxford Üniversitesi’nden Nicole Miranda ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü araştırma, küresel ısınmanın sanayi öncesi seviyelerin 2 derece üzerine çıkması durumunda İngiltere, İsviçre, Norveç ve Finlandiya gibi ülkelerin ısı maruziyeti ve soğutma talebinde en büyük artışları yaşayabileceklerini ortaya koyuyor.
Kaynak: Arstechnica