İngiltere’nin yeni Başbakanı Andy Burnham, ülkenin önceki lideri tarafından duyurulan ve büyük tartışmalara yol açan dijital kimlik kartı uygulamasını kaldırdığını doğruladı. Bu karar, hükümetin tasarruf sağlayacağı bir altyapıyı ortadan kaldırarak, artan yaşam maliyetleri karşısında hane halklarının elektrik faturalarını düşürmeyi amaçlayan bir vergi indirimini finanse edecek.
Yeni atanan Maliye Bakanı John Healy, bu değişikliğin “hane halklarına bütçelerinde biraz rahatlama sağlayacak ve bu kış için bir güvence oluşturacaktır” ifadelerini kullandı. Bu hamle, Başbakan Keir Starmer tarafından başlatılan ve yasa dışı göçmenlerin çalışmasını engellemek ve kamu hizmetlerine erişimi modernize etmek amacıyla önerilen dijital kimlik kartı uygulamasının sonunu getirdi.
Ulusal kimlik kartı sisteminin maliyeti başlangıçta 1.8 milyar sterlin (yaklaşık 2.4 milyar Dolar / 6.3 milyar TL) olarak tahmin edilmişti ve bu rakam tartışmalara yol açmuştu, çünkü uygulamanın finansmanı için gerekli paranın gerçekten ayrılıp ayrılmadığı konusunda şüpheler vardı. Bu durum, geçmişte benzer bir uygulamanın nasıl sonuçlandığını akla getirdi. 2000’lerin başında Tony Blair hükümeti döneminde başlatılan ve daha sonra ulusal seçimlerde iktidara gelen muhalefet koalisyonu tarafından 2011’de iptal edilen kimlik kartı projesi, benzer bir kaderle karşılaştı.
Keir Starmer, 22 Haziran’da Başbakanlık görevinden ayrılacağını duyurmuş ve resmi olarak Pazartesi günü Andy Burnham görevi devralmıştı. Bu karar, milyonlarca İngiliz tarafından büyük tepkiyle karşılanan zorunlu dijital kimlik kartı uygulamasının kaderini belirlemişti. Uygulamaya yönelik kamuoyu kampanyası, parlamento kayıtlarında ikinci en büyük imza sayısına ulaşarak neredeyse 3 milyon imzayla halkın bu plana olan muhalefetini açıkça göstermişti. Eleştirmenler, kimlik kartlarının devlet tarafından yürütülen bir gözetleme mekanizmasına dönüşebileceği endişesini dile getirmişlerdi.
Bu durum, geçmişte yaşanan benzer felaketlerin ve krizlerin acısını yeniden yaşatıyor. Örneğin, 1973 Petrol Krizi, küresel ekonomiyi derinden etkilemiş ve enerji fiyatlarının artmasına yol açarak birçok ülkenin ekonomik yapısında büyük değişimlere neden olmuştu. Benzer şekilde, 2008 Küresel Finansal Krizi, dünya genelinde milyonlarca insanın işini kaybetmesine ve ekonomik istikrarsızlığa yol açmıştı. Bu tür olaylar, devletlerin sadece ekonomik politikalarla değil, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal adaleti de gözetmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.
Kaynak: Techcrunch