Robotik ve ileri üretim teknolojilerindeki öncü şirket Machina Labs, Joint Air-to-Surface Standoff Missile (JASSM) programı için Lockheed Martin’den önemli bir sözleşme imzaladı. Bu anlaşma, Machina’nın robotik “RoboForming” teknolojisiyle üretilen bir parçanın, ABD savunma sistemlerinde kullanılmak üzere sertifikalandırıldığı ilk örnek olma özelliğini taşıyor.
Machina’nın kurucu ortaklarından ve CEO’su Edward Mehr yaptığı açıklamada, “Savunma sanayii, geleneksel üretim yöntemlerinin izin verdiği hızın çok daha hızlı bir şekilde büyümek zorunda. Füze programları genellikle tasarım aşamasında sınırlı olmasa da, üretim kapasitesiyle sınırlıdır. Machina’nın fabrikası, bu kısıtlamayı aşmak için tasarlandı; karmaşık metal yapıları doğrudan dijital tasarımlardan üretiyor ve böylece teslim sürelerini önemli ölçüde kısaltıyor” dedi.
Bu durum, aslında 1920’lerde Charlie Chaplin’in “Modern Zamanlar” filminde sergilenen otomasyonun getirdiği verimlilik artışını savunma sanayine taşıyan bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Ancak, Machina’nın RoboForming teknolojisi, sadece mekanik otomasyonu değil, aynı zamanda dijital tasarımın doğrudan üretime entegrasyonunu da içeriyor; bu da onu daha esnek ve uyarlanabilir hale getiriyor.
Mehr, yakın zamanda The Robot Report podcast programında yaptığı bir konuşmada, şirketin büyüme ve evrimi hakkında bilgi verdi. Bu yayında, Machina’nın savunma müşterilerine hizmet verme konusunda benzersiz bir yapıya sahip olduğunu belirtti.

John Borrego, Machina Bellator‘un başkanı yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri için hayati öneme sahip bir silah sistemini destekleme fırsatına sahip olmaktan heyecan duyuyoruz” dedi. Ayrıca, “Bu seçim, savunma hazırlığını güçlendirmek ve yetenekleri hızla sunmak için gelişmiş ve çevik üretim süreçlerinin önemini vurgulamaktadır.” şeklinde konuştu.
Machina sistemi, hassas parçalar üretiyor
Şirket, 2023 yılında RBR50 Robotik İnovasyon Ödülü‘nü, endüstriyel robotları metalin hassas şekillere dönüştürülmesinde kullanma konusundaki yenilikçi yaklaşımıyla kazandı. Bu süreçte, robotlar titanyum gibi egzotik malzemelerden karmaşık parçalar üretiyor. Bu durum, aslında 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan seri üretim anlayışının modern bir yansıması olarak görülebilir; o dönemde de metal işleme süreçleri mekanize edilmiş ve daha hassas sonuçlar elde edilmeye başlanmıştı.
Machina’nın çalışma hücreleri, iki adet endüstriyel robotun, ham malzemenin dikey bir yüzeyinin karşılıklı olarak yerleştirildiği bir yapıdadır. Robotlar, malzemenin her iki tarafındaki koordineli etkileşimlerle, bir demircinin yaptığı gibi parçaları şekillendirir. Çalışma hücrelerinin en son versiyonu, parçalara delik açma yeteneğinin yanı sıra lazerle kesme veya gravür yapma özelliklerini de içeriyor.
Üretim Süreçlerinde Devrim: Machina’nın Yenilikçi Yaklaşımı
Geleneksel damga ve kalıp üretim hatlarının aksine, yüksek maliyetli kurulum gerektiren bu sistemlerin yerini, daha esnek ve verimli bir alternatif alıyor. Machina’nın geliştirdiği “workcell” adı verilen üretim hücreleri, geleneksel yöntemlere kıyasla çok daha küçük partilerde (tek birimden itibaren) yüksek kaliteli parçalar üretebiliyor. Şirketin açıklamasına göre, bu sistemler düşük hacimli üretim veya kısa teslim süresi gerektiren parçalar için ideal.

Savunma Sektörüne Özel Yeni Üretim Tesisi
Machina, metal işleme workcell’lerini doğrudan satmak yerine, bir sözleşmeli üretici olarak hizmet veriyor ve müşterilerinin üretim ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu amaçla, şirket yeni bir tesis olan “Machine Factory 3″ü açıyor; bu tesisin amacı sadece Lockheed Martin ve diğer savunma yüklenicilerinin ihtiyaçlarına yönelik üretim yapmaktır. Bu yaklaşım, aslında 1920’lerin başlarında Henry Ford’un Michigan’daki Highland Park fabrikasında uyguladığı montaj hattı prensiplerini çağrıştıran bir esneklik sunuyor; ancak bu sefer dijitalleşme ve otomasyonla güçlendirilmiş bir şekilde.
Bu sözleşme, Machina’nın şu anda geliştirilmekte olan ilk büyük ölçekli “Intelligent Factory” olan Machine Factory 3 tarafından desteklenecek. 18.580 metrekarelik (200.000 sq.-ft.) bu tesis, 50 adet RoboCraftsman üretim hücresine ev sahipliği yapacak ve savunma programları için kritik öneme sahip metal yapıların yüksek hacimli üretimine olanak sağlayacak. Bu durum, aslında 1940’larda Amerika Birleşik Devletleri’nde II. Dünya Savaşı sırasında kullanılan devasa montaj hatlarını akla getiriyor; ancak bu sefer çok daha modüler ve adaptif bir yapıyla.
Lockheed Martin Ventures’ın genel müdürü Chris Moran yaptığı açıklamada, “Lockhouse Martin Ventures, Machina’ya hız, esneklik ve ölçeklenebilirlik konusundaki güçlü yetenekleri nedeniyle yatırım yaptı. Ekiblerimiz, kritik yeteneklerin üretime geçirilmesi konusunda yakın bir şekilde çalıştı” dedi. Ayrıca, “Machina’nın çalışmaları, üretim kapasitesini artırıyor, riski azaltıyor ve kritik öneme sahip yetenekleri büyük ölçekte sunmamıza yardımcı oluyor. Machina’yı bu önemli kilometre taşına ulaşması nedeniyle tebrik ediyoruz; bu durum, yenilikçi ve dayanıklı bir Amerikan savunma sanayi tabanını daha da güçlendiriyor” şeklinde konuştu.
Kaynak: Therobotreport