Boeing’in Uzay Macerası Devam Ediyor: Starliner’ın Dönüş Tarihi Belirsiz
NASA, Boeing’in CST-100 Starliner uzay aracının 2024 yılında gerçekleştirdiği mürettebatsız test uçuşunu “A Tipi kaza” olarak sınıflandıran bir rapor yayınlıyordu. Şimdi ise, bu aracın yeniden göreve başlaması için gereken sürenin hala belirsiz olduğu ve bir yıl kadar sürebileceği belirtiliyor.
Aerospace Safety Advisory Panel’in (ASAP) düzenlediği bir toplantıda konuşan panel üyesi Kent Rominger, NASA’nın Starliner-1 görevinin başlatılması için hala çeşitli seçenekleri değerlendirdiğini ifade etti. Hem NASA hem de Boeing şirketinin, önceki test uçuşu sırasında yaşanan sorunların giderilmesi ve Program Investigation Team (PIT) raporunda belirtilen konuların çözümü için çalışmalarını sürdürdüğü vurgulandı.
Eski bir NASA astronotu olan Rominger, “NASA ve Boeing, Starliner’ın mürettebatlı görevler için sertifikalandırılması hedefine ulaşmak için çalışmaya devam ediyor. Bu, öncelikle riskleri azaltmak ve mürettebatlı görevlere hazırlık sağlamak amacıyla yapılacak olan sonraki insansız görevin gerekliliklerini belirlemeyi içeriyor” dedi. “Starliner-1’in planlanan fırlatma tarihi şu anda değerlendirme aşamasında bulunuyor, çünkü itme sistemindeki son sorunların giderilmesi gerekiyor.”
Spaceflight Now tarafından NASA’ya sorulan bir soru üzerine verilen yanıtta, kurumun Mayıs ayının 1’inde yayınladığı blog yazısında yer alan bilgilerin ötesinde yeni bir açıklama yapılmadı.
Starliner’ın ilk test uçuşunda, uzay aracının servis modülündeki beş itme sisteminin arızalanması gibi ciddi sorunlar yaşanmıştı. Bu durum, eski NASA astronotu Butch Wilmore’un manuel olarak pilotluk yapmasını gerektirmişti. Bu olay, 20. yüzyılın başlarında sinemada yaşanan sessiz film döneminden renkli filme geçiş sürecindeki teknik zorlukları ve yaratıcı çözümleri akla getiren bir anı olarak tarihe geçti.

Kapsül, servis modülündeki sekiz helyum manifoldundan yedisinde sızıntı sorunları yaşadı ve ayrıca reaksiyon kontrol sistemi jetinde bir arıza meydana geldi. Bu sorunlar zinciri sonucunda NASA, Wilmore ve eski NASA astronotu Suni Williams’ın Starliner aracılığıyla dünyaya dönüş yapma planını iptal etti ve bu iki astronotun SpaceX Crew-9 görevine dahil edilmesine karar verdi.
ASAP toplantısındaki Ticari Mürettebat Programı’nın durumu hakkındaki değerlendirmesinde Rominger, PIT raporundaki önerilerin ele alındığını ve “yönetimsel ve operasyonel değişiklikler yapıldığını” belirtti. Bu durum, sinema tarihinde benzer şekilde teknik sorunlar yaşayan ve bu sorunların filmin genel başarısını etkileyen örnekleri akla getirmektedir; örneğin, Stanley Kubrick’in “2001: A Space Odyssey” filminde yaşanan teknik zorluklar veya Fritz Lang’ın “Metropolis” filmindeki prodüksiyon aşamalarındaki engeller.
PIT raporu, “teknik titizliği zayıflatan ve teknik riskleri artıran kültürel ve liderlik sorunlarına” dikkat çekti. Raporda belirtilen temel nedenler şunlardı:
- NASA’nın Starliner’ın gelişimine yönelik “elini çekme” yaklaşımı, yeterli bilgi akışını engelledi.
- Boeing’in yetersiz sistem mühendisliği ve yeterli denetim olmadan alt yüklenicilere bağımlılığı, donanım kalifikasyonu konusunda eksikliklere yol açtı.
- NASA Ticari Mürettebat Programı’nın kültürü, sağlayıcının başarısını teknik titizliğin önüne koydu.
Rominger, “Ticari Mürettebat Programı yönetim modelinin, görevler sırasında roller ve sorumluluklar konusunda netlik sağlamak amacıyla güncellendiğini” söyledi. Ayrıca, “Kapsül Sistem Delta Kalifikasyon İnceleme Ekibi kuruldu ve bu ekip, uçuş öncesinde kapsamlı bir kalifikasyon planının yerinde olduğundan emin olmakla görevli. Entegre Boeing ve NASA ekipleri, CFT’den kaynaklanan 72 gözlemi ve 28 anormallikten 22’sini kapatmada önemli ilerleme kaydetti.”

Rominger, Starliner-1’in uçuşu ile şu an arasındaki engeller arasında, servis modülündeki reaksiyon kontrol sistemi iticilerini barındıran “doghouse” yapılarında gözlemlenen aşırı ısınmanın da bulunduğunu belirtti. Bu durum, bilim kurgu filmlerinde sıklıkla karşılaşılan teknik aksaklıkların, karakterlerin ve hikayenin gelişimini nasıl etkileyebileceğine dair bir örnek teşkil ediyor.
Starliner’ın Dönüşü ve Uluslararası Uzay İstasyonu’nun Geleceği
ASAP ekibi, Boeing ve NASA ekipleri arasındaki kültürel değişimlerin durumunu yakından takip ediyor. Ekip liderlerindeki değişikliklere dikkat çekilirken, Boeing görev yöneticilerinin artık “NASA’nın CCP görev yöneticileriyle doğrudan çalıştığı” ve “NASA ile Boeing arasındaki güven ve iletişimin yeniden geliştirilmesine odaklanıldığı” vurgulanıyor.
NASA’nın Kennedy Uzay Merkezi’ndeki üç aylık değerlendirme toplantısında, Boeing Havacılık Güvenlik Başkanı Don Newman, panel üyeleriyle görüşerek, Boeing’in NASA’ya ve Starliner projesine olan bağlılığını ifade etti. Astronot Ofisi de, Don’un güvenli bir Starliner hizmeti konusundaki taahhüdünü dile getirmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti belirtti.
Starliner’ın uçuşa dönüş görevi, NASA’nın bu araçtan Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) emekli edilene kadar ne kadar fayda sağlayabileceği konusunda soruları gündeme getiriyor. Bu durum, aslında 1968 yapımı “2001: A Space Odyssey” filmindeki uzay yolculuğu temasıyla paralellikler taşıyor; her iki yapımda da insanlığın uzayı keşfetme arzusu ve bunun getirdiği zorluklar ön plana çıkarılıyor.

ASAP toplantısında, ABD Hava Kuvvetleri’nden emekli Tümgeneral Susan Helms, ISS’nin en az 2030 yılına kadar kullanılması planlansa da, Rus segmentindeki devam eden sızıntıların “program için en önemli güvenlik risklerinden biri” olduğunu belirtti. Ayrıca, 40 yıldan eski uzay giysisi ekipmanlarına dikkat çekerek, yaklaşan uzay yürüyüşlerinin giderek daha zorlu hale geldiğini ifade etti. Helms, bu ekipmanlar için “kapsamlı bir ömür uzatma planının” bulunduğunu da notladı.
“Operasyonel talepler ve risk yönetimi zorluklarıyla aynı anda, ISS bütçesinin azaltılmasına yönelik cazibe ortaya çıkıyor; ancak panel, böyle bir durumda bütçe kısıtlamalarının göz ardı edilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.”
“NASA için, ISS’deki risklerin günlük operasyonlar için yönetilebilir kalmasını sağlamak giderek zorlaşıyor. ISS program ekibi, bu riskleri yönetme konusunda olağanüstü bir iş çıkarıyor; ancak bunu yapma imkanı artık kabul edilemez bir seviyeye inmiş durumda.”
Uzay Programında Kritik Gelişmeler: Boeing ve SpaceX İş Birliği
Kasım 2025’te, NASA, astronotlarını Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) güvenli bir şekilde taşıyacak olan Boeing uçuşlarının sayısını altıdan dörde düşürdü. Mayıs 2026’daki bir ihale dosyasında ise, ajans, Starliner’ın insanlı uçuşlar için sertifikasyonunda yaşanan gecikmeler nedeniyle SpaceX’e altı adet ek “sertifikasyon sonrası görev” (PCM) eklediğini duyurdu. Bu durum, uzay programının geleceği hakkında önemli soruları gündeme getiriyor.

NASA, kararını şu gerekçelerle açıkladı: “Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (ISS) görevinin süresinin kısalması, Boeing tarafından karşılaşılan teknik sorunlar ve programdaki gecikmeler, Boeing ve SpaceX arasındaki görevlerin dağılımı, NASA’nın alternatif bir mürettebat taşıma sisteminin (CTS) ne zaman kullanıma sunulabileceğine dair tahminleri ve insanlı uçuşlarda güvenilir bir CTS yeteneğinin sürdürülmesindeki devam eden teknik zorluklar göz önüne alındığında, SpaceX’e ek PCM’ler verilmesi gerekmektedir.” Bu durum, aslında “2001: Uzay Macerası” filminde de görülen, uzay yolculuğunun risklerini ve karmaşıklıklarını akla getiriyor.
NASA’nın açıklamasına göre, “SpaceX’e ek PCM’ler verilmesi, NASA’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’nun güvenli bir şekilde çalışmasını sağlamak için olan sorumluluğunu yerine getirmesi ve potansiyel anomalilere veya kazalara karşı önlem almak için hayati önem taşımaktadır.” Bu yaklaşım, “Apollo 13” gibi gerilim dolu filmlerdeki kriz yönetimi stratejilerine benzer bir mantıkla hareket etmeyi gösteriyor.
SpaceX’in Crew-13 görevinin şu anda Eylül ayında gerçekleşmesi planlanıyor. Bu tarih, daha önce planlanan Kasım ayı tarihinden öne çekildi ve bunun nedeni “Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) mürettebat rotasyon görevlerinin sıklığını artırmaya yardımcı olmak” olarak açıklandı. Bu hızlı hareketlilik, uzay programının dinamik doğasını ve beklenmedik durumlara karşı esnek çözümler üretme ihtiyacını vurguluyor.
Kaynak: Spaceflight Now