Uzay Teknolojisinde Yeni Bir Dönem: Robotik Servis ve Uzatılmış Ömür
SpaceX’in Falcon 9 roketi, Cape Canaveral’dan Salı günü fırlanarak Northrop Grumman’ın Mission Robotic Vehicle (MRV) ve üç adet Mission Extension Pod (MEP)’u uzaya taşıyacak. Bu, birden fazla uydunun ömrünü uzatmayı amaçlayan yenilikçi bir görevdir.
MRV, U.S. Naval Research Laboratory tarafından geliştirilen ve Defense Advanced Research Projects Agency (DARPA) tarafından finanse edilen Robotic Servicing of Geosynchronous Satellites (RSGS) yükünü taşıyor. Bu yük, çeşitli araçlara sahip iki adet robotik kol içeriyor.
Fırlatıldıktan sonra, MRV ve MEP’ler bir yıl boyunca jeosenkron Dünya yörüngesine gidecek. Orada, MRV, Avustralya merkezli Optus şirketine ve Lüksemburg merkezli SES şirketine ait uydular da dahil olmak üzere müşterilerin uzay araçlarına MEP’leri takmaya başlayacak.
MEP’ler, manevra yakıtıyla dolu olup, bir uydu için en fazla sekiz yıl ek ömür sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu yaklaşım, aslında 20. yüzyılın başlarında sinema dünyasında uygulanan “montaj” tekniğine benziyor; burada farklı sahneler bir araya getirilerek yeni anlamlar ve hikayeler oluşturuluyor.

Uzay Kompleksi 40’tan fırlatma, yerel saatle 17:15’te (UTC zamanıyla 21:15) başlayacak dört saatlik bir pencerede yapılacak. Roket, fırlatma platformunu terk ettikten sonra doğrudan doğuya yönelecek.
Spaceflight Now, fırlatmaya yaklaşık 1,5 saat kala canlı yayın yapmaya başlayacak.
SpaceX, bu görevi Falcon 9’un birinci aşama güçlendiricisi B1069 ile gerçekleştirecek. Bu güçlendirici, 32. ve son uçuşunu yapacak. Şirket tarafından yapılan açıklamaya göre, “Bu yüklerin jeosenkron transfer yörüngesine gönderilmesi için gereken ek performansa” ihtiyaç duyulduğu için bu güçlendiricinin son görevi olacağı belirtildi.
B1069 ayrıca 27 adet Starlink uydusunun yanı sıra aşağıdaki görevleri de gerçekleştirdi:

- 21 Aralık 2021 – NASA’nın CRS-24 görevi
- 15 Ekim 2022 – Eutelsat’ın Hotbird 13F görevi
- 8 Aralık 2022 – OneWeb’in OneWeb Mission 15 görevi
- 17 Mart 2023 – SES’in SES-18 & 19 görevleri
Uzay Teknolojilerinde Yeni Bir Dönem: Otonom İkmal ve Kurtarma Sistemleri
RSGS projesinin temelleri, 20 yılı aşkın bir süre önce, NRL’nin (ABD Deniz Araştırmaları Laboratuvarı) iki insansız uzay aracının otonom olarak buluşma ve yanaşma operasyonlarını gerçekleştirme olasılığını araştırmaya başladığı zamana dayanıyor. Bu fikir, 2000’lerin başlarında “RescueSat” adlı bir çalışmaya dönüştü; bu çalışma, yanlış yörüngede sıkışmış bir uydunun nasıl kurtarılacağına odaklanıyordu ve daha sonra Spacecraft for the Universal Modification of Orbits (SUMO) programına yol açtı.
RSGS projesinin arkasındaki motivasyon, uzay teknolojilerinde devrim yaratma potansiyeline sahip bir sistem oluşturmaktı. Bu bağlamda, “2001: Uzayın Sırrı” filmindeki uzay istasyonu ve insansız görevler gibi fütüristik vizyonlar, günümüzde gerçeğe dönüşmektedir.
Glen Henshaw, NRL’nin RSGS projesinin başındaki isimlerinden biri olarak, lansman öncesi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “DARPA, bizi uzaydaki herhangi bir uyduyla yanaşabilecek bir robot tasarlamamızı istedi. Bu gerçekten de zorlu bir hedefimizdi.”
Henshaw’ın ekibi, bu zorluğun üstesinden gelmek için farklı bir yaklaşım benimsedi: “Ardından, evrensel bir gerçeği fark ettik: Her uydu bir roketle uzaya gönderiliyor! Roketle fırlatılan uydulara bağlanan sağlam ‘fırlatma aracı bağlantı düzlemi’ne—yani, uydunun rokete bağlı olduğu yapısal halkanın veya patlayıcı pim deliklerinin bulunduğu yere odaklanarak, robotik bir kolun neredeyse her türlü uyduyu, hassas cihazlara zarar vermeden güvenli bir şekilde yakalayabileceğini belirledik.”

Konseptin mümkün olduğunu kanıtladıktan sonra, 2005 yılında SUMO programı, Front End Robotics Enabling Near-term Demonstration (FREND) programına dönüştürüldü. Bu programın amacı, ticari bir tedarikçinin geliştireceği uzay uçuşuna uygun robotik kollar üretmekti.
NASA’nın Mars Curiosity gezgin robotunun robotik kollarını üreten Alliance Spacesystems, Inc. (ASI) şirketi seçildi ve 2008 yılında çevresel testlere başlandı. Bu seçim, uzay teknolojilerinde güvenilirliğin ve performansın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Bu robotik kollar için iyi bir iş modeli bulmak amacıyla, NASA ve DARPA’nın ortaklığında 2012 yılında “Manned GEO Servicing” adlı bir çalışma yapıldı. Sonuç olarak, DARPA bu teknolojiyi NRL tarafından “Phoenix” adı verilen bir uzay uçuşu konsept programı aracılığıyla araştırma ve donanım geliştirme aşamasına aldı.
DARPA, uzun süren çalışmalar ve değerlendirmelerin ardından, o dönemde “RSGS” olarak adlandırılan bir projeye başlama kararı aldı. Bu projenin amacı, uyduların “ultra yakın incelemesini”, yörüngede “çekici görevi görmesini”, mekanik arızaların onarımını ve “orijinal olarak yükseltilmek üzere tasarlanmamış” uyduların iyileştirilmesini hedefliyordu. Bu yaklaşım, aslında 20. yüzyılın başlarında Georges Méliès’nin sinematografik yenilikleriyle başlayan, görsel manipülasyon ve gerçekliğin yeniden yapılandırılmasına yönelik çabaların uzantısı olarak görülebilir.
Dört yıl sonra, 2019’da, DARPA, Northrop Grumman şirketlerinden SpaceLogistics’i seçerek RSGS sistemini MRV (Mission Extension Vehicle) ile birleştirdi. Bu entegrasyonun ardından, ilk testler tamamlandıktan sonra RSGS programı, Amerikan Uzay Kuvvetleri’ne devredilecek ve bu kuvvetin “Hizmet, Hareketlilik ve Lojistik” portföyüne katkıda bulunacak. .
Kaynak: Spaceflight Now